Ülkemizdeki bereketsizlik sizce neden?
Konuyu ilk gündeme taşıyan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan oldu. Dedi ki “Faizin olduğu yerde bereket olmaz”
Evet, ülkemizde çok ciddi bir bereketsizlik var. Bereketsizliği her alanda görüyor ve yaşıyoruz:
Mesela futbola bakalım…
Türkiye-Avustralya maçında 30 şut atmışız. Bir maçta 30 şut atıp gol atamayan ilk ülke olduk. Hatta 30 şut atıp galip gelemeyen ilk takım da yine biz olduk.
Benzeri bir maçı yine Paraguay ile oynadık. İstatistiklere bakalım: Topla oynama süremiz %79 (rakip %21), atılan şut 32 (rakip 7), rakip ceza sahasında topla buluşma 50 (rakip 12), korner 12 (rakip 0), toplam pas 629 (rakip 178), isabetli pas 559 (rakip 96).
Ama yine gol atamadık ve Avustralya’dan sonra yine galip Paraguay.
Ne oldu biliyor musunuz? Bu kadar şut atıp gol atamayan ve galip gelemeyen takım rekorumuzu Avustralya maçından sonra Paraguay maçında yine biz kırdık.
Acaba bereketsizlik sadece faizde miymiş?
Gelin kamu yönetimine bakalım.
2007 yılında kamuda 2 milyon 951 bin çalışan vardı. O yıl nüfusumuz ise 70 milyon 586 bin işiydi. Yani nüfusun yüzde 4,2’si kamuda istihdam ediliyordu.
2017 yılında kamu istihdamı 3 milyon 581 bine çıktı. Nüfus ise 80 milyon 811 bin idi. Kamu istihdamının nüfusa oranı yüzde 4,4’e çıktı.
2025 yılında ise kamu istihdamı 5 milyon 342 bine ulaştı. Nüfusumuz ise 86 milyon 092 bin kişiye çıktı. Artık nüfusun yüzde 6,2’si kamuda istihdam ediliyor.
Veya şöyle ifade edelim: 2007 yılı nüfus oranı ile bakarsak kamuda bugün 5,3 milyon kişi yerine 3,6 milyon kişi istihdam edilmeliydi.
Tek soru soralım: Kamuda istihdam bu derece arttı da kamudan memnuniyet arttı mı?
Mesela yeni kadrolardan bekçiliği canlandırdık ama gece sokakta yürümenin güvenliği mi arttı? Karanlık ve vahşi cinayetler mi azaldı?
Aynı hesabı parasal yönden de yapabiliriz. Kamu yönetiminde faiz dışı harcamalara bakalım:
2007 yılında kamu idaresi için merkezi bütçeden faiz dışında 115 milyar dolar para harcamışız. Bu paranın dolar enflasyonundan arındırılmış bugünkü karşılığı 185 milyar dolar etmektedir.
Bugün ise (son 12 ay) kamu idaresi için harcanan faiz dışı para 344 milyar doları aşıyor.
Faiz dışı harcama önemli. Çünkü finansal harcamayı kapsamıyor. Devlet idaresi için reel harcamanın bizzat kendisi faiz dışı harcamadır.
Son 20 yılda hem kamu kadrosu hem faiz dışı harcama yüzde 80-85 arasında artarken kamu hizmetlerinde kalite artışı gelmedi. Hatta adalet, güvenlik başta olmak üzere kamu verimliliği daha da azaldı.
Daha çok eleman
Daha çok para
Ama daha az verimlilik
Daha çok sorun yaşıyoruz.
İşte buna bereketsizlik denilmez de ne denir?
Eskiden adalet binalarımız küçüktü Şimdi devasa adalet saraylarımız var ama içindeki adalet kırıntılarını da yok ediyoruz.
Veya yeniden futbola dönelim: Neredeyse her şehirde devasa statlarımız yapıldı. Ama sahalarda Türk oyuncu göremiyoruz. Hatta Türkiye’den yetişmiş Türk oyuncu neredeyse hiç kalmadı. Nesli tükenen sektör yerli futbolcu oldu. Avrupa’daki göçmenlerimizden gelenlerle ayakta duruyoruz.
Devasa statlar yaptık ama top oynayacak yeşil alan bırakmadık. “Çocuklar nerede oynayacak ve nerede yetişecek?” sorusunun cevabı yok.
Kısaca bereketsizlik faizden mi yoksa planlanmamış bir yönetim zihniyetinden mi? Lütfen sorunun kaynağını doğru teşhis edelim.
KÖTÜ HABERLER
Genel değerlendirme için tek bir ay yerine ilk 5 aya bakarak durumu değerlendireceğiz.
Kemer sıkma politikası 2024-2025 yıllarında üst gelir grubuna yansımamıştı. Hatta ithal tüketim yatırım malı ithalatının da ilk kez üzerine çıkmıştı.
Hem otomobil hem konut satışları gayet canlı idi. Hatta beyaz eşya sektörü bile canlılığını sürdürüyordu.
İlk durağanlık işaretleri 2025 yılında gelmeye başladı ama asıl vurucu veriler, 2026’da teyit edildi.
Mesela konut sektörüne bakalım
Geçen yılın ilk 5 ayında 609.632 konut satılırken bu yıl satışlar yüzde 6,6 düşerek 569.537 adete geriledi. İkinci el konut satışlarındaki daralma yüzde 7,9 ile daha yüksek oldu.
Geçen hafta yazdığım otomotive dönelim: İlk 5 ayda trafiğe kaydı yapılan araç sayısı 900 binden 768 bine düşmüştü.
Otomotiv üretimi yüzde 10,0 daralırken ithalat yüzde 27,9 daralmıştı. Toplam Pazar daralması ise yüzde 14,7 oldu.
Benzer gerileme beyaz eşya sektöründe de yaşanıyor. Mayıs ayı verileri bugün gelince göreceğiz. Orada da 7 yıl öncesine geri dönmüş durumdayız.
Reel sektörde daralma işaretleri güçlü gelirken henüz istihdamda bu derece daralma yaşanmadı. Lakin önümüzdeki aylarda bu etkiyi daha sert göreceğimiz de kesin bilgidir.
Şu anda enflasyon yüzde 32,6 ama ticari kredi faizi yüzde 55’lerde. TÜİK’e göre reel faiz yüzde 16 seviyelerindeyken İTO endeksine göre yüzde 10 seviyelerinde seyrediyor.
Defalarca dile getirdim: Türkiye’nin makul reel faiz aralığı yüzde 3-5 aralığıdır. Reel faizin seviyesi kadar süresini de dikkate almalıyız ve süre 1 yıla yaklaşıyor.
Hem faiz çok yüksek hem de süre çok uzuyor.
Buna hiçbir işletme uzun süre dayanamaz ve dökülmeler giderek hızlanıyor.
Peki, ne olacak? Reel faiz nedeniyle kiralarında çok yüksek kaldığını yazıp duruyoruz. Nasıl düşecek bu reel faiz ve bağlı olarak kiralar?
Elbette belirsizliği ve riski düşürerek…
Merkez Bankası’nın faiz düşürmesinin piyasaları etkilemediğini daha önce gördük. Riskin ve belirsizliğin yüksekliği yıkıcı etkilerini gösteriyor.
Umarım birileri okur ve gerçek durumu anlar.

