Hukuksuz demokrasi mi?
Bu hafta sanki Ankara siyasetini değil de heyecanlı bir Amerikan futbol müsabakası seyreder gibi hissettim kendimi.
Hani Amerikan futbolunda bir oyuncunun topu tek başına kapıp rakip kaleye kadar koşarak sayı yapması vardır… Bir oyuncu topu kapar kimseye pas vermeden tek başına vücut çalımları atarak koşar ve hedefine varır.
Ankara’da da böyle bir maç ve böyle bir oyuncu var gibiydi…
Resmi adıyla “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nden söz ediyorum.
Sanki birisi tek başına rakip kaleye koşan oyuncu misali, yasa teklifini adeta kimselere göstermeden komisyona kadar götürüp sayı yapmak istedi.
AKP Milletvekillerinin tasarıya görmeden imza attıkları bile söylendi.
İçerik ortaya çıkıncaya kadar görme engeli olan birinin fili tarif etmesi gibi herkes 12 maddelik tasarı için konuşup durdu.
Meclis’te yasalaşması beklenen bir tasarının adeta milletvekillerinden bile kaçırılır gibi gizlenmesi artarak yaşanan garipliklerden biri olsa gerek…
Halbuki bu çok önemli sürecin güçlü bir toplumsal desteğe ihtiyacı var.
Bu desteğin sağlıklı bir “güven ve özgürlük” dengesiyle sağlanacağı da çok açık.
Nitekim AKP 2001 yılında kabul ettiği programında terörün teşhis ve tedavisini bu denge üzerine kurmuştu:
“Terör ve baskı karşılıklı olarak birbirini besler. Terörün sonuç olduğunu unutan her yaklaşım, sadece baskı ile çözüm üretmeye yönelir. Oysa bu terörü daha çok güçlendirir.
Bu nedenle terörü sona erdirmenin yolu, temel hak ve hürriyetlere saygılı bir devlet yaklaşımı ile ekonomik kalkınmayı ve güvenliği aynı bütünün parçaları olarak ele almaktan geçer.”
Siyasal İktidar “terörün sonuç olduğunu” ilan ederek yola çıkmıştı.
27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan da devlet yetkililerinin de denetimden geçen deklarasyonunda; “Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır” tespitini yapmıştı.
Ama yasaların hatta anayasanın uygulanmadığı bir döneme geriledik.
Yasa taslağının “güvenlik bürokrasisi” tarafından tek başına hazırlandığı biliyoruz.
DEM’in önerilerinin kaale alınmadığını da…
Ancak gene de Devlet Bahçeli ve Öcalan tasarıyı aynı umutlu coşkuyla karşıladı.
Devlet Bahçeli’nin teklife imza attığı anın fotoğrafı partisi tarafından “Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda hazırlanan çerçeve yasa için milletimizin huzuru, birliği ve geleceği adına attığı tarihi imza” notuyla sosyal medya hesabından paylaşıldı.
Öcalan ise tasarıyı “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar. Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız” diye yorumladı.
Ancak Anayasa’nın emri olan 90 ve 153. Maddelerinin bile yok sayıldığı hatta taammüden uygulanmadığı bir ortamda, AKP Programında 25 yıl önce tanımlanan “güvenlik-özgürlük” dengesinden çok uzaklaşarak yol alma ısrarı fazlasıyla tedirgin ediyor.
Hukukun ısrarla katledildiği bir ortamda “demokratik cumhuriyet” nasıl inşa edilecek, o ayrı bir muamma.
Devletle PKK barışır ama bu tek başına “demokrasiyi” getirir mi?
Hukuksuz demokrasi olabilir mi?
Hukuka doğru tek bir adım atılmazken “demokrasiye” doğru nasıl ilerlenir?
Bu soruların net cevaplarını veren birilerini ben pek görmedim. Halbuki geleceğimizin omurgasını bu sorular oluşturuyor.
Terörü bitirecek her adımın her bir bireyin başının üstünde yeri var ama anayasayı bile uygulamayarak, örneğin AİHM kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş’ı zorla içerde tutarak nasıl yol alacak demokrasi, sarsılmadan yoluna nasıl devam edecek?
Dileriz kendiliğinden akıp gelmesi gereken demokratikleşme “siyasal hesaplarla” da olsa yol alır ve toplumsal rıza ile huzur da sağlanır.
“Barışı” sevinç ve umutla karşılarken “hukuksuzluğun” olduğu yerde toplumsal barışın ve demokrasinin var olamayacağını da aklımızda tutmanın faydası var bence.
Süreç hayırlı olsun.
