“Rojava”nın kaybını Kürtler PKK’ya sormayacak mı?
Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan, tarihi okursak çok daha öncesinden belli idi. Burada uzun uzun SDG’nin neden günlerinin sayılı olduğunu, mevcut durumunun sürdürülemezliğini, PKK’nın Kürt aklını vesayet altına aldığını, yeni Suriye’nin ülkedeki her unsur için yeni riskler ama aynı zamanda yeni fırsatlar doğurduğunu çok tartıştık.
Rojava’nın, sınırları ve genel algılanışı açısından “jeopolitik bir illüzyon” olduğu konuşulduğunda illüzyondan beslenenler ve bu konfordan vazgeçmek istemeyenler için itiraz edilmesi anlaşılırdı. Ancak illüzyon sona erdiğinde buna inanan geniş kitlelerdeki hayal kırıklığını yönetmek pek kolay olmayacak gibi görünüyor.
Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti, nüfusu, altyapısı, tarihi ile nasıl gerçek, sahici ve somut ise “Rojava” da o kadar temelsiz ve iddialı bir söylemdi. Jeopolitik şemsiye ortadan kalktığında siyasi haritanın da normalleşmesi kaçınılmazdı.
SDG’nin varlığını ayakta tutan tek dal ABD’nin desteği idi onun da sadece IŞİD hapishanesinin gardiyanlığı karşılığındaki desteğinin sınırları vardı. Burada tartışılması gereken son bir yıldaki geçiş sürecinin nasıl yönetildiği. Arapların hâkim olduğu bölgelerin Şam yönetimine geçmesi üzerinden Kürtlerin ne kaybettiğini tartışmak anlamsız. Sonuçta bu bölgeler zaten aslında YPG kontrolünde olmaması gereken, IŞİD tehlikesi ve eski Şam yönetiminin tercihi ile SDG başlığında değerlendirilen bölgelerdi.
Ancak ortada bir kayıp varsa o da Suriye Kürtlerinin yeni yönetimde nasıl yer alacaklarına dair sürecin kötü yönetilmiş olması. Bundan 20 gün öncesine kadar hâlâ SDG’nin tümen ölçeğinde orduya entegrasyonu ve yerel yönetim haklarını konuşmak mümkündü. Maksimalist talepler, anlamsız özgüven, İslamofobik aktör değerlendirmesi ve en önemlisi gerçeklerden kopuk örgüt aklı Kürtler için izahı zor bir maliyet üretti.
Yaşananların büyük bir ihanet, işgal, katliam hatta soykırım olarak tarifi YPG/PKK pratiğinin Suriye Kürtlerine kaybettirdiklerinin konuşulmasını engellemek için kullanışlı gerekçeler.
Artık SDG’den bahsetmek de anlamsız. YPG’nin yanına aldığı Arap aşiretlerle kurduğu SDG, Arapların yapıdan ayrılması ile artık geçersiz. Başta HTŞ olmak üzere Esad’ın devrilmesinden önce aktif olan örgütler ise kendilerini feshedip Suriye ordusuna katıldı. HTŞ üyeleri buharlaşıp uçmadı ama eski komuta kontrol yapısı ile böyle bir örgüt artık yok.
Durum bu iken çatışmayı HTŞ-IŞİD / SDG savaşı olarak farklı bir zemine oturtmaya çalışmak YPG’nin ciddi bir meşruiyet krizinde olduğunun başka bir işareti. Mevcut cari çerçevenin YPG’ye meşru bir alan açmadığının bilincinde olarak gerilim İslamcılarla-sekülerler arasında bir dengeye konumlandırılmaya çalışılıyor. Şam yönetimi aynı anda hem cihatçı hem İsrail’in işbirlikçisi, hem emperyalistlerin/ABD’nin yeni tercihi hem IŞİD…
Seçim kaybedince iktidarın gitmesi gerektiğine inananların on binlerce kilometrekare alanın kontrolünün; kapasitesini, siyasal ittifakları, ülke demografisini yanlış okuyarak kaybedilmesi karşısında YPG/PKK’ya bir maliyet çıkarması gerekmiyor mu? Suriye tarihindeki en avantajlı konumu birkaç saat içerisinde kaybetmek sadece dış faktörler ile açıklanabilir mi?
Türkiye’de bir dönem askeri vesayetten sonrasında bürokratik vesayetten haklı şikayetleri dile getirenlerin PKK vesayetine karşı şimdi bir şey söylemeleri beklenmez mi? Suriye’deki alan kaybının Kürt aklının PKK’dan bağımsızlaşması için bir fırsat olması çok mu ütopik?
Her kurduğu yapının adının kısaltmasının başında, ortasında ya da sonunda demokrasiyi temsil etmesi için D harfini koymak o yapının demokratik olmasına yetmiyor. Tam tersine PKK Kürtlerin demokratik bir ortamda var olmasının önüne geçmek için elinden geleni yapıyor.
Kürtler düne kadar, hâkim oldukları toprakları jeopolitik ya da iç siyasi gerekçelerle kaybeden bir kesimdi. Bu süreçte kimin haklı kimin haksız olduğu da baktığınız yere göre değişebilir.
Ancak bugün elitlerinin süreci okuma zafiyeti, toplumlarını yanlış yönlendirmeleri, tepkiyi yanlış yerlere kanalize etmeleri ve Şivan Perwer gibi isimlerin ABD’ye yaptıkları çağrılar Kürtlerin saygınlıklarını da aşındırıyor.
Suriye’de yaşananların daha ciddi bir güvenlik tehdidine ya da Suriye içinde uzun süreli bir iç çatışmamaya dönüşmemesi herkes için en doğrusu olur. Eğer mevcut durum bir şekilde dengeye oturur, Afrin’den ayrılmak zorunda kalanlar geri dönebilir ve Suriye daha istikrarlı bir ülke haline gelebilirse bundan sonrası için daha sağlıklı bir bölgesel iş birliği inşa edilebilir.
