Derbi siyaseti
Sarı kırmızılılar üst üste dördüncü şampiyonluğunu kazandı diyebiliriz. Kazanılan şampiyonluklar, rakiplerini yenerek elde edilmiştir. Dün akşam derbide de bu durum açıkça görülmüştür.
Sarı lacivertliler yıllardır bir yapının peşinde koşup gidiyor; ancak bu yapının kendi içlerinde olduğunun hâlâ farkında değiller. Yıllardır sarı lacivertli camianın başarısız olmasının sebebi yine kendisidir.
Çok uzağa gitmeye gerek yok: Giden yönetim, kaybedeceğini bile bile seçimi eylül ayına erteledi. Mourinho ile gelir elde etmeyi planladığı Şampiyonlar Ligi’nden dalga geçercesine elendi. Eleyen takımın gol atan oyuncusunu bonservis rekoru kırarak kadroya kattı. Portekizliyi kovdu, Tedesco yu getirdi; sonra kendileri de gitti.
Gelen yönetim enkaz devraldı. İkinci yarıda hatalı transfer politikası izledi, rakibin üç ikram fırsatını değerlendiremedi ligi kaybetti, Türkiye Kupası’ndan elendi. Şampiyonlar Ligi’ne katılma ihtimali tehlikede. Yeni yönetim kongre kararı alacak; onlar da değişecek.
Saha içi tarafına dönersek yüklü bonservis bedeli ödenen Kerem Aktürkoğlu’nun saha içinde ne yaptığını anlayan var mı? Dün akşam Sanchez ve Sallai karşısında ayakta duramadı. Maç sonu açıklaması daha da vahim: “Maçtan önce ‘keşke’ demeyelim diye konuştuk ama maçtan sonra ‘keşke’ diyoruz. Bizi destekleyen taraftarlarımıza teşekkür ederiz. İstedikleri galibiyeti alamadık; sorumluluk bizde.”
Ortada kalan bir sorumluluk var mı? Mesela taraftarın karşısına çıkıp özür dileyebilirler mi?
Ederson: Sezon boyunca yenilen gollerin büyük bölümünde hatası var. Rizespor maçında yaptığı hareketler durumunu özetliyordu; bunu herkes anladı ama Tedesco anlayamadı. Dün akşamda kendini bile bile attırdı. Oyuncunun eşine karşı sosyal medyada oluşan duruma karşı bir tavrı olabilir ya da Dünya kupası öncesi uzunca bir Brezilya tatili…
Talisca: Yüklü bonservis ve maaşa rağmen takımı umursamaz bir oyuncu profili çiziyor. Birçok gole katkısı olduğu söyleniyor; ancak kaçırdığı üç penaltı takımı şampiyonluktan etti. Tadic, Dzeko’nun takımdan gönderilmesine sebep oldu. Sarı lacivertlilerin bu sezon aradığı iki unsur var, saha içi, saha dışı liderlik. Sormak lazım: Fenerbahçe’nin takım içi lideri kim? Sezon ortasında gelen Guendouzi mi?
Oosterwolde: Pimi çekilmiş bomba gibi; dün tehlikeli alanda topu kaptırdı, dönen topu taca attı, gole sebep oldu penaltı yaptırdı. Her oyuncudan çalım yedi. Sezon başında gelen teklifler vardı; kaldığı için belki de bu durumda.
Talisca–En Nesyri ikilisi olmaz diyenlerdenim. Talisca, Sheriff ile olmaz. Cenk Tosun ile olabilirdi; ancak denenmedi.
Hatalar zinciri ile gelen başarısızlık, sorumluluk alan olacak mı? Sonuç; sevilmeyen yabancı hocaya kalır.
Saha dışı içindende karışık, transferden sorumlu olduğu söylenen Devin Özek uçak içerisinde fotoğraf vermek dışında görebilen yok. Aziz Yıldırım söylemi ile içeride kebapçı ve youtuber menajerler var istediği gibi takılıyorlar. Bir hafta takım kötüyken dayanakları olan iş insanının yanında locada, takım kazanırken tribünde en güzel yerden fotoğraf peşindeler.
Güçleri sponsorlara talimat vermeye kadar ilerlemiş durumda.
Sarı Lacivertlilerin toplu bir değişime özüne dönmesi gerekiyor, kovulan Fenerbahçe sevdalılarının tekrar kulübe getirilmesi gerekir. Bunlar sarı lacivertlilerin kendi sorunlarıdır.
Asıl sorun; Sporun siyasete karışması.
Bir siyasetçi tabi ki takım tutabilir, hatta hakem dahi takım tutar bunda hiçbir şekilde sorun yoktur. Ancak takım tutmak farklı şeydir, taraf olmak farklı şeydir.
23 Nisan günü açılışta spor bakanı Galatasaray amigosu gibi konuşma yaparken, çok tepki almıştı, hatta bazı vekiller bu konuyu eleştirmişti, bu olayın sıcaklığı bitmeden dün maç sonu sahaya atlayan Osimhen ile tokalaşan, taraftar gibi sevinen Kültür ve Turizm bakan yardımcısı Batuhan Mumcu oldu.
Serdar Ali Çeliker sözüyle; Kardeşim, siz bürokrat mısınız, bakan yardımcısı mısınız; sahada ne işiniz var?"
Gerçekten siyasetin sahada ne işi var?
