MHP’de -iç cephe- sarsıntısı
İç cephe tahkimi” söylemi, tabii ki son süreçte Öcalan ile birlikte bir tür bayrak taşıyıcılığı yapan MHP lideri Bahçeli’nin diline yakışırdı.
“Terörsüz Türkiye” söylemi de Türk – Kürt – Arap birlikteliği ile özellikle “İsrail tehdidi”ne karşı “iç cephe tahkimi”ne yönelikti.
Türkiye planında, özellikle muhalefete yönelik operasyonlarla “iç cephe tahkimi”nde tutarlı olup olunmadığı tartışılıyor. En son, 23 Nisan resepsiyonunda Cumhurbaşkanı ile Ana Muhalefet lideri el bile sıkışamadı. Ülkede iç cephe işi bu görüntüde.
Asıl “iç cephe”de sorun olmaması gereken bir parti olarak MHP’de “iç cephe sarsıntısı”nı yaşıyor Türkiye. Yaşıyor ama gündem yoğunluğundan yeterli hassasiyeti göstermiyor.
“Sorun olmaması gereken” diyorum çünkü MHP öncelikle “Lider partisi.” Bu yönüyle sıkı disiplin içinde olunması gerekiyor. Bir grup toplantısında Bahçeli’nin sesi gürlediğinde salon ayağa kalkıyor, eller patlayıncaya kadar alkışlanıyor.
Bu yapıda fire olur mu?
Meğer alttan alta bir şeyler olmaktaymış.
Bir gün (27 Mart) Genel Başkan Yardımcısı, zaman zaman Bahçeli’nin konuşma metinlerini yazdığı iddia edilen İzzet Ulvi Yönter, tepe yönetimi hedef alan “Ajan”lı bir açıklama yapıyor, şöyle: “MHP’ye sızan ajan seni her cihetten izliyoruz. Sen doğruluktan ne anlarsın! Merak etme seninle mutlaka hesaplaşacağız… Paran da işe yaramayacak dümenci alçak…”
Ardından İstanbul’dan, oradan buradan ona destekler geliyor, “Ajan” diye nitelenen isim medyaya düşüyor. O isim tepkilerin hedefi oluyor.
Ertesi gün de İzzet Ulvi Yönter’in genel başkan yardımcılığı görevinden istifa ettiği açıklanıyor. Bahçeli neredeyse sağ kolu diye nitelenebilecek bu ayrılışı, “İzzet bey akademik kariyer çalışmalarına ağırlık vermek için bir müsaade istemişlerdir. MHP’de kırılganlık, kin bize uzak kavramlardır.” diye izah ediyor.
Yönter’in ayrılışının Bahçeli’nin “Ajan” diye suçlanan isimle Yönter arasında yaptığı tercihler sonucu gerçekleştiği sonraki gelişmelerle daha bir netlik kazanıyor.
Yönter’in istifasının hemen ardından ona destek açıklamaları yapan İstanbul İl Teşkilâtı, ardından 39 ilçe teşkilâtı görevden alınıyor. Dün iki il teşkilatının da feshedilip yerlerine yenilerinin tayin edildiği il sayısı 11’e yükselmişti. Şu iller:
İstanbul, Kütahya, Eskişehir, Kars, Çanakkale, Bilecik, Muğla, Bolu, Ardahan, Bingöl, Gaziantep.
Bahçeli’nin sağlığı bütün illerdeki durumu teker teker inceleyip değerlendirmeye müsait mi, bilmem ama herhalde “Merkez’de bir ekip” ön çalışmalar yapıp, Lider’in önüne sunuyordur. Tabii ki bu “Merkezdeki ekip” konusu da önümüzdeki günlerde tartışma alanına girecektir.
MHP’deki bu “klikler savaşı” herhangi bir partide yaşanacak olandan daha önemli.
MHP, Cumhur İttifakı ortağı. Evet, fiilen bakan vs. olarak yönetime katılmıyor, ama “bakanların MHP’ye yakınlığı – uzaklığı”nın İttifak ilişkilerini etkilediği biliniyor.
Ayrıca bürokratik kadrolaşmada MHP’nin ciddi ağırlığı bulunduğu da biliniyor. Bahçeli’nin elini öpen üst güvenlik görevlilerinin varlığına tanık olunmuştur. Dolayısıyla Yönter sarsıntısının bu kadrolara nasıl yansıyacağını da takip etmek gerekiyor.
Bugüne kadar benim gördüğüm “MHP’deki bu iç sancı”ya ilişkin en çarpıcı değerlendirmeyi, Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş yaptı. Ayşe Ateş “Sinan’a da ‘Akademik çalışmalarına ağırlık ver’ denmişti, sonra ne arayan oldu ne soran” dedi.
Ne yazık ki sorulmuştu Sinan Ateş ve geçmişte Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapan bu genç akademisyen, Ankara’nın göbeğinde yine Ülkü Ocaklılar tarafından infaz edilmişti.
Ayşe Ateş, Yeni Çağ gazetesine yaptığı değerlendirmenin bir yerinde “Sinan’ı katledenler özetle şunu söylüyordu” diyerek devam ediyor: “Biz Sinan Ateş’i Külliye’nin dibinde, cuma çıkışında, kameraların önünde katlettik. Katletmeye giderken katillere iki Özel Harekât polisini eskort yaptık. Çukurambar gibi yüksek korunaklı bir bölgeden elimizi kolumuzu sallaya sallaya çıktık. Bu cinayeti hazırlarken emniyet içinden bilgi aldık. Tetikçiyi de çakarlı araçla kaçırdık. Bundan sonraki süreçte bize ses yükseltenin, karşı duranın, itaat etmeyenin sonu bu olur. Ölen de öldüğüyle kalır.”
Sinan Ateş katlediğinde malûm, Bahçeli dahil MHP yönetiminden bir tek baş sağlığı mesajı gelmedi. Ayşe Ateş’in şu yukarıda sıraladığı, cinayete ilişkin kademelerin tamamı “Devletteki nüfuz”la ilgili. Onun için MHP’de iç sancı deyince hafife almamak gerekiyor.
Nitekim “Sinan gibi bir siyasi figürün nasıl, nerede ve ne zaman katledildiğine bakacak olursanız bunun devlete ve millete karşı nasıl bir meydan okuma olduğunu da rahatlıkla görebilirsiniz” ifadesi de işin ciddiyetini devlete ve millete anlatabilme çabası ile ilgili.
Acaba Ayşe hanım bugüne kadar, Cumhurbaşkanı’na ulaşabilmiştir de, derdini meselâ Devlet Bahçeli’ye anlatabilme imkânı bulabilmiş midir? Bazan ülkede iç cephe tahkimi, partide iç cephe sarsıntısını önlemekten daha kolay olabilir. Peynire ulaşma imkânı arttıkça tehlike büyür malûm.
