Dedeler çocukların kanatıdır
Çocukluğu iki dede arasında geçen Şair Ömer Erdem, yeni çıkan “Çocuğu Gezdiriyorlar.” kitabında “Dedeler çocukların kanatıdır.” diyor. Ailenin çocuğa verdiği gücün yıllar geçsede unutulmayacağını eserinde sık sık dile getiren Ömer Erdem mühim bir uyarıyı da yapıyor: “Annesi ve babasıyla oynamadan büyüyen bir çocuk, hep başkalarının oyuncağı olacaktır.”
Türkiye’de eğitimin gündemi en az siyasi gündem kadar hızlı değişiyor. Yaşanan bir olayı oturup konuşmaya fikir üretip çözümleri üzerinde durmaya vakit bulmadan maarif camiasında başka bir olay vuku buluyor. Sayın Eğitim Bakanımız bir şey yapmadığı ve bir iddiada bulunmadığı halde eğitimle kendini hep gündemde tutması ve ekran karşısına çıkma ihyacı takdire şayandır.
Geçen hafta yaşadığımız acı olay hepimizin yüreğini dağladı. Bu memleket dilerim bir daha böyle vahim olayları yaşamaz.
“Araba devrilince yol gösteren çok olur.” misali keşke araba devrilmeden milletçe tedbirlerimizi alsaydık. Ancak maalesef ülke olarak yanlışların hayatımıza mal olmasından sonra ahkam kesilip fikri çözümler (!) önermede üstümüze yok.
Balık baştan kokar misali; suçlayıcılık, ötekileştirme, niyet sorgulamaları ve beraberinde gelen hakaretler, ayrıştırmalar. Her olay beraberinde toplumsal ayrışmayı derinleştiyor.
Yine toplum olarak “Balık baştan kokar.” atasözünün suçlayıcı dili üzerinden iktidarı ve devletin diğer birimlerini suçlayıp kendi kokuşmuşluğumuzu örtbas etmeye çalışıyoruz. Suçladıklarımızı taşlayarak vicdanımızı rahatlatmayı başarıyoruz.
Eğitimde yaşanları, sadece balığın baştan kokması ile açıklayarak işin içinden çıkamayız. Balığın başı kokuyor evet. Ancak sadece balığın başından ibaret değil. Koku balığın her uzvuna sirayet etmiş. Bütün renklerin kirlendiği ülkede birinciliği beyaza verebiliriz. Ancak toplumun taşıdığı renklerin kirliliğini ne yapacağız? Kendi evimizdeki kokuya, üzerimizdeki renklerin kirliliğine ne zamana kadar sağır dilsiz kalacağız. Çuvaldızı bir kenara atıp iğneyi ne zaman kendimize batıracağız?
Okulu, öğretmeni, öğrenciyi teşekkül eden toplumdur. Öğretmen, öğrenci ve okul toplumun içinden filizleniyor. Toplum okulu var ediyor okul da toplumun aynasıdır.
Şehirleşme, iş yükü, yorgunluk, internet bağımlılığı, telefonların elden düşmemesi, hayat pahalılığı, şehrin keşmekeşliğinin getirdiği insanların birbirine karşı duyarsızlığı, ideolojik gruplaşmalar, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın bencilliği, komşusu açken tok yatan insanların komşunun açlığını görmemek için siteli evlerde duvar arkasına sağır sultana yatması, toplumumuzun temel taşını oluşturan aile ziyaretleri ve paylaşma geleneğinin yavaş yavaş hayatımızdan çekilmesi, toplumu ayakta tutan birçok değerimizin Marketing boyutunda çıkar üzerinden hesaba katılması, kadınların efendilerini doğurması, başın ayak ayakların baş kesilmesi gibi daha birçok hassasiyet toplumumuzun duyarsızlaşıp yozlaşmasına neden oldu. Böyle bir ortamda büyüyen çocuğa karşı yine Ömer Erdem Bey’in kitabından mealen söylersek şehir ve köy çocuğa karşı duyarlılığını kaybetti. Böyle bir toplumda geleceğin toplumunu inşa eden “çocuk” güvende olmadığı gibi gelecek toplum da güven üzerine kurulmaz.
Taşı yerden kaldırıp yolu açmak yerine yerdeki taş üzerinde fırtına koparıp birbirimizi boğan topluma dönüştük.
İnternetin hayatımıza girmesiyle eğitimin öznesi konumundakilerin özel hayatlarından ıvır zıvıra kadar her şeylerini ulu orta sosyal medyada paylaşmaları okulu, öğretmeni, eğitimi öğrencinin gözünde itibarsızlaştırdı. Eğitimin, okulun, öğretmenin öğrenci nezdindeki gizemi, iksiri, saygınlığı, yaptırımı zayıfladı. Gün geçtikçe de kan kaybediyor.
Aynı durum aile reisi olan anne ve baba için de geçerli. Anne babalar da çocuk üzerinde örnekliğini, yaptırımını kaybediyor.
Okul ve öğretmen sosyal statüsünü yeterli görüp yenilenmeye karşı direniyor. Öğrenciye, veliye, topluma akıl hocalığı yapma statüsünü kaybediyor. “Ne kadar ekmek, o kadar köfte" misali öğretmenlik mesleğini sıradan bir çalışan konumuna düşürme yaklaşımı var.
Bu yaklaşımda ilgisiz alakasız ebeveynlerin çocuğun tüm sorumluluğunu okula ve öğretmene boca etmesinin büyük etkisi var.
Öğretmenler, her gün okula yorgun argın uykusuz ilgisiz giden milyonlarca öğrenciye karşı yetersiz kalıyor. Mesleki yorgunluk yaşıyor.
Okul, evde kişilik mayası oluşan çocuğu ele alır ve onu inşa eder. Çocuğun hayatına akademik ve davranış desteği sağlar. Çocuk ailede doğru davranış ve duyguyla büyümemişse çocuğun dikkati birkaç dakika ile sınırlıysa öğretmen, sınıf ortamında onca çocuğun içinde bu çocuğa ne verebilir? Okul o çocuk için sadece güvenli bir vakit geçirme alanıdır.
Aile ve devletin çocuklara verdiği değeri ailenin çocukla geçirdiği zaman ve devletin şehirlerde çocuklara ayırdığı yaşam alanları arasında görebiliriz. Yaşadığımız şehirlerin ne kadarı çocuklara ait veya aile gün içinde çocuğuna ne kadar vakit ayırıyor?
Çevre ve Şehircilik bakanlığı ile belediyeler her yeri imara açıp çocuklara rahat nefes alıp balonlarını uçurabilecekleri alanlar bırakmamakta birbiriyle yaşıyor.
Maraş’ta yaşadığımız üzücü olaydan sonra açıklamalara baktığımda bataklığı kurutmak yerine maalesef alınan tedbirler sinekleri öldürmeye yönelik . Elbette sinekleri öldürmek de yarar sağlar ancak bataklıkları kurutmayı milli bir mesele haline getirmemiz gerekir.
Dijital dünyada aileyi bilinçlendirmek, ailenin duyarlılığını, farkındalığını, ailenin oluşturduğu kaleyi muhkemleştirmek. Öğretmeni ve okulu beslemek. Öğretmenliği dört yıllık üniversite diploması ve MEB bünyesinde eğitim veren Milli Eğitim Akademisi’yle yeterli görmeyip öğretmen eğitimlerini her yıla yaymak. Öğretmeni her yıl taze kanka beslemek.
Evet dünya küreselleşti. Bataklığın nedenleri sadece bizden kaynaklanmıyor. Ne yaparsak yapalım bataklık kurumayacak. Elbette haklısınız ancak biz bizde olan ve bizden kaynaklanan bataklıkları kurutabiliriz. Sineklerin beslenip mikrop ürettiği bataklıkları çiçek bahçelerine dönüştürebiliriz. O bahçelerde mikrop üreten sinekler yerine hayata renk katan kelebekler uçar.
Aile, öğretmen, okul. Aile toplumu oluşturur.
Maraş’taki olayda çocuk kendisinin farkına varmamızı sağlamak için kendisi dahil on insanın ölümüne neden oldu. Çocuk mu katil çocuğun fakına varmayan çocuğu görmeyen başta ailesi olmak üzere çocuğun bulunduğu sosyal çevre mi?
Ömer Erdem “Çocuktaki derin sevilme isteği kaynayacağı yeri arayan yeraltı suları gibidir. ilk kucak açışta ilk aralıkta sızıverir yeryüzüne” diyor.
Şiir diliyle yazılmış olan “Çocuğu Gezdiriyorlar” kitabı sorunlarımızın nedenleri üzerinde durmuyor. Ancak Ömer Erdem çocukluğuyla günümüz arasına kalem tutarak yaşadığımız birçok soruna ışık tutuyor.
*Ömer Erdem “Çocuğu Gezdiriyorlar.” Everest Yayınları.
