Seçim sonrası dış politika

Seçim boyunca en az tartışılan konuların başında belki dış politika geliyordu. Bunun temel sebeplerinden biri muhalefetin iktidarın takip ettiği dış politikaya bazı ülkelerle geliştirilen ilişkiler dışında temel bir eleştiri geliştirememiş olmaması idi.

Burada hemen muhalefeti eleştirmenin gereği yok. Erdoğan yönetiminde dış politika ulusal güvenlik algısının bir alt başlığı haline geldi. Buradaki her eleştiri ya da itiraz ülkenin güvenlik ihtiyaçlarını göz ardı etmek ve toplumla ayrı noktalara düşmek olarak kodlandı. Muhalefet de bu riski almak istemedi.
İstese ne kadar farklı bir söylem geliştirebilirdi orası tartışmaya açık tabii. Nitekim Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nin en zayıf başlıklarından biri dış politikaydı.

İkinci sebep, özellikle Erdoğan’a mesafeli bakan aktörlerin seçim boyunca ilişkilerini minimum düzeye indirmeleri ve kampanya döneminde bir polemiğin parçası olmamak için azami hassasiyet göstermeleri oldu. Deprem diplomasisi de Ankara’nın Batı ile polemik geliştirmesine çok imkan vermedi.

Her ne kadar Ankara’daki büyükelçiliklerde muhalefetin kazanma ihtimali çok satın alınmasa da Batı başkentlerinde Erdoğan’ın kaybetmesine uman siyasetçiler yok değildi. Ama sonuç istedikleri gibi olmadı.
Üçüncü sebep ise dış politikada Erdoğan’ın özellikle son dönemde gösterdiği performansın hem iç kamuoyunda olumlu görülmesi hem de somut neticeler üretmesi oldu.

Ermenistan’ın Karabağ işgalinin sona erdirilmesindeki rolünden Orta Doğu ülkeleri ile ilişkilerin normalleştirilmesine, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasındaki süreçte takip edilen denge politikasından İsveç ve Finlandiya’ya NATO vizesinin hemen verilmemesine kadar iktidarın birçok adımı kamuoyunda olumlu karşılık buldu.

Özellikle Rusya ve Körfez ülkeleri ile ilişkiler seçimden önce daha sert bir ekonomik kriz yaşanmasını da engelledi. Neyin karşılığında olduğu açıklanmasa da doğalgaz ödemelerinin ertelenmesi, Erdoğan’ın tabiri ile Ankara’yı ‘rahatlatan’ para transferleri iktidarın sandığa daha güçlü gitmesini sağladı.

Yemin günü Erdoğan’ın çok fazla yabancı misafirinin olmasını tüm bu parametrelerin ve beş yıl daha iktidarı kazanmış olmasının sonucu olarak görmek gerek. Eğer üç yıl önce benzer bir tören olsa Ankara’ya gelmeyecek yabancı konuklar normalleşme sürecinin etkisi, Erdoğan’ın artık Türkiye’de reel olarak tek aktör haline gelmesi ve son dönemdeki dış politika performansının sonucu Erdoğan’la fotoğraf vermek istediler.

Yeniden ilişki tesis edilen ülkelerde ilk başlarda Erdoğan’ın ne kadar istikrarlı bir lider olduğu ve bir süre sonra yeniden ilişkilerin bozulabileceği endişesi hakim olsa da bu algı zamanla dağıldı. Muhalefetin de Erdoğan’ı ikame edebilecek olmaması ya da Erdoğan’ın sunduğu işbirliği mekanizmalarını geliştiremeyecek olması bu ülkelerin iknasında rol oynadı.

Batı için bekle-gör süreci ise seçim akşamı nihayete erdi. “Bir umut Erdoğan değişir” beklentisi aslında 14 Mayıs akşamı pek kalmamıştı. Dolayısıyla yabancı liderlerin programına “28 Mayıs sonrasında Erdoğan aranacak” notu çoktan TBC-teyit edilecek şerhi ile konulmuştu.

İki tur arasındaki süre de Erdoğan’la yeni dönem psikolojisinin hazmedilmesi için yeterli bir zaman oldu.
Özellikle ABD’nin 2021 başından bu yana Erdoğan ile görüşmeme politikası kendi içinde hem anlamsız hem tutarsız. Anlamsız çünkü Türkiye gibi önemli konumda olan bir ülke ile mesafe koymak Washington’un Türkiye özelinde ve bölge genelinde vizyon daralması yaşadığını gösteriyor.

Erdoğan’ın Rusya ile yakınlaşması başta olmak üzere takip ettiği politikalarla örtüşmemek başka, temas etmeden bu ilişkileri yönetebileceğini zannetmek başka.

Aynen Avrupa Birliği’nin Ankara ile ‘mümkünse pek muhatap olmayalım’ deyip her bölgesel krizde ortak çözüm aramak zorunda kalması gibi Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası ABD mecburen konuşma notlarını ve pozisyon kağıtlarını revize etmek zorunda kaldı. Bu da meselenin tutarsızlık boyutu.
Seçim sonrası açık iletişim kanalları ile ilişkilerin sürdürülmesi iki tarafın da lehine.

Avrupalı liderlerin de seçim sonrası hemen Erdoğan’ı arayıp ilişkilere yeni bir soluk kazandırmak istemeleri olumlu.

Bu hava tümüyle müspet bir döneme girildiğini ilan etmese de dış politikayı daha öngörülebilir bir dönem bekliyor. Bunda en kritik rolü oynayacak isim ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan.

Politika başlıklarında bir değişimin mümkün ya da gerekli olup olmadığını ise ayrıca değerlendirmek gerek.

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
2 Yorum