İnsan nisyan ile maluldür
“İnsan nisyan ile maluldür” sözü, unutmanın insanın fıtratından kaynakladığını vurgular. İnsan, hata yapabilen, dalgınlık gösterebilen, zaman zaman bildiğini hatırlamakta zorlanan bir varlıktır.
Sözlükte “unutmak, ertelemek, bilerek veya bilmeden terk etmek” anlamlarına gelen nisyan kelimesi, terim olarak sahip olunan bilginin ihtiyaç anında akla gelmemesini ifade eder.
Bazı dil bilimciler, İbn Abbas’a nispet edilen bir rivayete dayanarak, “insan” kelimesinin “unutma” anlamındaki “nesy” kökünden türetilmiş olduğunu belirtirler (1).
Bu söz, yalnızca insanın zayıflığını dile getiren bir tespit değildir. Aynı zamanda insana yöneltilmiş güçlü bir sorumluluk çağrısıdır.
Çünkü insan, unutkanlıkla birlikte, unutmayı telafi edebilecek irade, akıl ve tedbir alma yeteneğine de sahiptir. Fıtratında unutkanlık olduğunu bilen insan, bunu mazerete dönüştürmeden sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlüdür.
Unutmak çoğu zaman olumsuz sonuçlar doğurur. Ancak bazı durumlarda unutmak, insan için bir nimet haline de gelebilir.
Unutmanın nimet olduğu haller
Bazı hallerde unutmak, insanı ayakta tutan bir lütuf gibidir:
· Acıların ve uğranılan haksızlıkların etkisinden zamanla kurtulabilmek.
· Zihni gereksiz bilgi yükünden arındırmak.
· Geçmiş hataları sürekli hatırlamanın doğurduğu duygusal yükten sıyrılmak.
· Kırgınlıkları geride bırakarak yeni başlangıçlar yapabilmek.
· Zamanı geçmiş alışkanlıkları ve kabulleri unutarak yeniliklere alan açmak.
· Detay kalabalığından kurtulup esas olana odaklanabilmek.
· Seçici unutkanlıkla, affederek geçmişin rehinesi olmaktan kurtulmak.
Bu yönleriyle unutmak, bazen insanın ruhsal dengesini koruyan bir savunma mekanizmasıdır.
Unutmanın iş yaşamına etkileri
Günlük hayatta küçük bir zaaf gibi görülen unutkanlık, iş yaşamında ve özellikle kurumsal yapılarda ciddi sonuçlar doğurabilir. Çünkü iş hayatında unutkanlık, bireysel bir kusur olmaktan çıkar; sistemsel bir riske dönüşür.
Başlıca etkilerini birkaç başlık altında toplamak mümkündür:
1. Güven ve itibar kaybı: Toplantıların, verilen sözlerin, teslim tarihlerinin veya alınan kararların unutulması; çalışanlar arasında güveni zedeler, müşteri ve paydaşlar nezdinde profesyonellik algısını zayıflatır. Özellikle yöneticilerin unutkanlığı, “söylenenle yapılan arasındaki tutarsızlık” olarak algılanır.
2. Operasyonel aksaklıklar ve verim kaybı: Unutulan e-postalar, atlanan onaylar ve geciken geri dönüşler; iş akışlarını yavaşlatır, aynı işin tekrar yapılmasına, zaman ve kaynak israfına, hata ve risk artışına yol açar.
3. İlişkilerde gerilim ve motivasyon düşüşü: Sürekli hatırlatmak zorunda kalan çalışanlar zamanla yorgunluk, kırgınlık ve değersizlik hissi yaşayabilirler.
Unutmanın özür sayıldığı haller
Kişisel ilişkilerde ve dinî hayatta bazı unutma halleri özür olarak kabul edilir. Oruçluyken unutarak yiyip içmenin orucu bozmaması bu duruma verilen en bilinen örnektir.
Hz. Peygamber’in (sav), ümmetinden hata, unutma ve zorlandıkları şeylerin kaldırıldığını bildiren hadisi, nisyanın bazı durumlarda mazeret sayılabileceğine dair önemli bir dayanak olarak görülür (1).
Hanefî alimleri nisyanı ikiye ayırır:
Beşer olmanın tabiî sonucu olan unutma: Bazı dini hükümler açısından geçerli bir mazeret olabilir.
Kişinin kendi kusurundan kaynaklanan unutma: Tedbir almamaktan doğduğu için mazeret sayılmaz.
Unutmanın özür kabul edilmediği haller
Genel ilke şudur: Unutmak, ehliyeti ortadan kaldıran veya sorumluluğu düşüren bir sebep değildir. Özellikle kul hakkını ilgilendiren konularda nisyan, mazeret olarak kabul edilmez. Çünkü bu yaklaşım, insanların can ve mal güvenliğiyle bağdaşmaz (1).
İş yaşamında da unutmak çoğu zaman geçerli bir mazeret sayılmaz. Çünkü:
1. Sorumluluk bilinciyle bağdaşmaz: Bir görev, teslim tarihi veya verilen söz; hatırlanmak üzere değil, yerine getirilmek üzere alınır. Unutmak, sorumluluğun kendisini ortadan kaldırmaz.
2. İş yaşamında kullanılması gereken hatırlatma sistemleri, yazılı notlar, dijital takip araçları ile unutkanlığın etkileri önlenebilir. Önlenebilir bir durum, yönetsel bakış açısıyla geçerli mazeret sayılmaz.
3. Kurumsal yapılarda kişisel hafızaya yer yoktur: Kurumsal işleyiş; “Ben hatırlarım” anlayışına değil, yazılı süreçlere ve sistemlere dayanır. Bu sebeple “unutmak”, çoğu zaman sistem kurmamanın bedeli (kusur) olarak görülür.
4. Güven ilişkisini zedeler: “Unuttum” sık tekrarlandığında, karşı tarafta şu algıyı oluşturur: “Bu konu yeterince önemsenmedi.” Bu algı, iyi niyetten bağımsız olarak güveni aşındırır.
Unutmak cezai sorumluluğu kaldırır mı?
Ceza hukukunda belirleyici olan şey unutkanlık değil, ehliyettir. Kişinin fiili işlediği anda davranışının anlam ve sonuçlarını kavrayıp kavrayamadığı ve davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip olup olmadığı esas alınır.
İleri evre demans, ağır zihinsel hastalıklar veya gerçeklik algısını bozan nörolojik tablolar dışında, unutkanlık cezai ehliyeti ortadan kaldırmaz. Bu tür durumlar ise kişinin beyanıyla değil, adli tıp ve bilirkişi raporlarıyla tespit edilir.
Unutuyorsak kurumsallaşmalıyız
“İnsan nisyan ile maluldür” sözü, aslında şunu söyler:
İşi insanın hafızasına bırakırsanız, hata kaçınılmazdır.
Bu yüzden kurallar, prosedürler, yazılı kayıtlar, planlar ve denetim mekanizmaları insana güvensizlikten değil, insanı doğru tanımaktan doğar. Kurumsallaşma, bu sözün hayata geçirilmiş hâlidir.
Özellikle aile şirketlerinde sıkça duyulan “aklımda, hallederiz” ya da “ben unutmam” cümleleri, çoğu zaman sistem eksikliğinin üstünü örter.
…
Sorun hafıza değil, sistemdir.
“İnsan nisyan ile maluldür” sözü; unutkanlığı normalleştiren değil, unutmaya rağmen sorumluluk almayı zorunlu kılan bir uyarıdır.
İş yaşamında kalıcı başarı; güçlü hafızalardan değil, iyi tasarlanmış sistemlerden doğar.
İyi yönetilen kurumlar unutmaz; hatırlamak zorunda kalmaz.
(1) İbrahim Kafi Dönmez. İslam Ansiklopedisi “Nisyan” maddesi.
