Tuz yüklü eşek: Eşeğin öğrenmesi
Bir tüccar, satın aldığı tuzları eşeğine yüklemiş. Eşek ağır yükün altında zorlanarak ilerliyormuş. Irmak kenarındaki dar patikadan geçerken ayağı kaymış ve suya düşmüş. Tuz suda erimiş; beli bükülen eşeğin yükü hafiflemiş. Yükü hafifleyen eşek, yoluna neşeyle devam etmiş.
Tuzun bir kısmı suda eridiği için zarar eden tüccar, birkaç gün sonra yeniden tuz almaya gitmiş. Uğradığı zararı telafi etmek için bu kez daha fazla tuz yüklemiş. Yük ağırlaştıkça eşeğin yürüyüşü iyice zorlaşmış. Güçlükle ilerleyen eşek, ırmak kenarındaki patikaya geldiğinde yükünü hafifletmek için kendini bilerek suya atmış.
Eşeğin aynı yerde bilinçli şekilde düştüğünü fark eden tüccar, eşeğe küçük bir ders vermeye karar vermiş. İki gün sonra tuz yerine eşeğin sırtına sünger yüklemiş. Dönüş yolunda, ırmak kenarındaki patikadan geçerken eşek yine kendini suya bırakmış. Ancak bu kez evdeki hesap çarşıya uymamış; suyu emen süngerler taş gibi ağırlaşmış. Eşek suda debelenmeye başlamış.
Eşek sudan çıkmış mı, çıkamamış mı bilinmez. Hikâyeyi, anlatımın amacına göre, siz de farklı şekillerde sonlandırabilirsiniz.
Fabl veya masalların hayatımızdaki yeri
Bu hikâye, asırlardır “Ezop Masalları” arasında yer alan bir fabldır ve farklı anlatımlarıyla günümüze kadar ulaşmıştır.
Türk Dil Kurumu “fabl” terimini “kahramanları çoklukla hayvanlardan seçilen, sonunda ders verme amacı güden, genellikle manzum hikâye” olarak tanımlıyor.
Fabl veya masallar:
· Zihinsel gelişime ve hayal gücünün zenginleşmesine katkı sağlar,
· İnsanları incitmeden eksiklerini fark etmelerine imkân tanır,
· Doğru–yanlış listeleri sunmak yerine sezgi yeteneğini geliştirir,
· Güçlü–zayıf, akıllı–kurnaz, iyi niyetli–çıkarcı gibi sosyal tipleri ayırt etmeyi öğretir,
· Somut anlatım sayesinde verilen derslerin akılda kalıcılığını artırır.
“Tuz yüklü eşek” hikâyesi de bu yönleriyle, bugün hâlâ hayatımıza dokunan güçlü mesajlar içerir.
İnsanlarla ilişkilerde yetenek ve kapasiteler dikkate alınmalıdır
Suya düşen eşek bir şey “öğreniyor”, ama neyi öğreniyor?
– “Suya girince yük hafifliyor.”
Oysa öğrenmesi gereken gerçek şudur:
– “Tuz erir, sünger şişer.”
Eşek, neden–sonuç ilişkisini kurmak yerine yalnızca sonucu ezberlemiştir. Bu tespit, eşeği küçümsemek değil, durumu doğru okumaktır. Zira eşeğin güçlü olduğu başka yetenekleri vardır. Yön ve yol bulma becerisi dillere destandır; bu yüzden eşeğe “yol mühendisi” benzetmesi yapılır.
Eşekten kendi yetenekleri dışında bir davranış beklenmesi adil değildir.
Nasıl ki balıktan uçmasını, kartaldan yüzmesini beklemiyorsak; insanlardan da her konuda aynı performansı bekleyemeyiz.
İyi yöneticiler, çalışanların yetkinliklerini dikkate alır; doğru insanı doğru işte konumlandırır.
Yeterli deneyime sahip olmadan genelleme yapılmamalıdır
Eşek, ilk kez suya düştüğünde tuz eridiği için şu genellemeyi yapmıştır:
“Suya girince yük hafifler.”
Bu genelleme, sünger yüklüyken de aynı davranışı göstermesine yol açmış; sonuç ise beklediği gibi olmamıştır.
Buradan çıkarılacak ders açıktır:
Yeterli sayıda deneyim ve veri olmadan genel hükümler vermek, ciddi hatalara yol açabilir.
Koşullar değiştiğinde eski çözümler işe yaramayabilir
Asıl liderlik, işler yolundayken değil, yük değiştiğinde ortaya çıkar. Piyasa daraldığında, kilit kadro değiştiğinde eski reflekslerle devam eden ekip, eşeğin düştüğü duruma düşer.
Bu sebeple yöneticiler, her yeni durumda şu soruyu sormalıdır:
“Dün işe yarayan çözüm, bugün hâlâ geçerli mi?”
Aklı ihmal eden kurnazlık zararlıdır
Eşek akıllıca değil, kurnazca davranmıştır.
Akıl; sebep–sonuç ilişkisini kurar.
Kurnazlık ise kısa yoldan kazanç arar.
Bu fabl, aklı devre dışı bırakan fırsatçı kurnazlığın fayda sağlamadığı gibi, çoğu zaman zararla sonuçlandığını anlatır.
Yarı cahil cesareti tehlikelidir
Eşek, tuzdan başka yük taşımadığı için “suda yük hafifler” sonucuna varmıştır. Bu, eksik bilgiye dayalı bir öğrenmedir. Yarı cahilliği, cesaretle birleşince hayatını riske atmıştır.
“Cahil cesareti” ifadesini sıkça kullanırız. Oysa “yarı cahil cesareti” demek daha isabetlidir.
Çünkü cahil, bilmediğinin farkındadır; yarı cahil ise bilmediğini bilmez. Bildiğini zannettiği için daha iddialı ve daha cesurdur.
Bu sebeple “yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder” denmiştir.
…
“Tuz yüklü eşek” hikâyesi; sınırlı öğrenmenin, bağlamdan kopuk bilginin ve ezberlenmiş çözümlerin, beklenmedik ve ağır sonuçlar doğurabileceğini anlatır.
Hiçbirimiz bir konuyu tüm yönleriyle bilemeyiz. Hepimiz, bir ölçüde yarı cahiliz.
O hâlde “yarı cahil cesareti” riskinden korunmak için ne yapmalıyız?
Bazı konularda bizden daha bilgili, daha deneyimli insanların olduğunu hatırlamalıyız. Bildiğimiz konularda bilgimizi paylaşmalı; bilmediklerimizde ise başkalarının tecrübelerinden istifade etmeliyiz.
Unutmayalım:
İstişare kültürünün işletildiği kurumlarda, farklı bakış açıları bir araya gelir; bu da isabetli karar verme ihtimalini artırır.
