Seçmeli derste din öğrenilir mi?
Muhtemelen “öğrenilir” diye kanaat oluştuğu için müfredata Kur’an ve Hz. Muhammed’in Hayatı” dersleri konulmuştu. O dönemde büyük bir sevinçle de karşılandığını hatırlıyorum bu derslerin. Sevinmek de gerekiyordu çünkü başörtü ile okullara girilemeyen günlerden okullarda Kur’an ve Siyer derslerinin olduğu günlere gelmek adeta bir zaferdi ancak bugün gelinen nokta çok farklı. Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, bir televizyon programına katılıyor, programda şu cümleleri kuruyor:
“İl temsilcilerinin verdiği raporlar var. Mesela bundan 10 sene veya 12-13 sene önce başladı bu seçmeli dersler. Kur'an-ı Kerim seçmeli ders olarak konuldu. Peygamber Efendimizin Hayatı seçmeli ders olarak konuldu. Diyelim ki ilk konulduğu sıralarda %30'lar, %25'ler kadar bir okulun öğrencisi seçiyorken, şu anda %5'lere düştüğünü görüyoruz. %5'lere, %4'lere düşen yerler var. %15-20-30'lar olduğu gibi %5'lere düşen yerler var.
"İstediğimiz kadar seçilmiyor. Bakınız biz Diyanet İşleri Başkanlığı'nda... -Bugün de arkadaşlarımız aynısını yapıyorlar- Seçmeli dersler dönem başlamadan bir ay öncesinden itibaren seçilmeye başlanır. Biz o dönemde Türkiye'nin 90 bin camiinde 'Muhterem kardeşlerim, seçmeli derslerin seçilme süreci başlamıştır. Lütfen çocuklarınıza Kur'an-ı Kerim derslerini, Peygamber Efendimizin Hayatı derslerini seçtirin. Seçilmesine destek olun, yönlendirin' diye hutbe hazırlatıyoruz.
Biz Diyanet İşleri Başkanlığı olarak vaazlarımızda, bütün vaizlerimiz, yaklaşık 4 bine yakın vaizimiz var bizim Türkiye genelinde, o Cuma günleri bütün cemaatimizi uyarırız.”
Tabi Ali Erbaş’ın söz ettiği oranler her yer için geçerli de değil çünkü İstanbul’un bazı ilçelerinde bu derslerin seçilme oranı çok yüksek ama genele bakıldığında oranlar demek ki bu şekilde diye anlıyoruz.
Peki Diyanet teşkilatının bütün gayretine rağmen Kur’an ve Siyer derslerinin seçilme oranının beklenen seviyelerde olmaması gençlerin Kur’an ve Siyer öğrenmek istemediklerine mi işaret yoksa bu konuların seçmeli derslerde öğretilmesinin verimli olmadığına mı?
Var olan müfredatta bu dersler hem ortaokullarda hem liselerde haftada ikişer saat olarak talebe açılıyor. (İmam Hatipleri ayrı tutuyorum çünkü onların müfredatlarında bu dersler zorunlu meslek derslerinden.) Bir ders haftasındaki seçmeli toplam ders sayısı da sınıfa ve okul türüne göre 3 saatten başlıyor ve artıyor. Mesela en yaygın okul türlerinden olan Anadolu liselerinde 9. ve 10. sınıflarda 5-6 saat seçmeli ders varken, 11 ve 12. sınıflarda alan seçimi ve üniversite hazırlık sınavlarının yaklaşması gibi sebeplerle seçmeli ders sayısı artar. Ayrıca yeni müfredatta “İnsan, Toplum ve Bilim, Din, Ahlak ve Değerler ile Kültür, Sanat ve Spor “ gruplarının her birinden en az birer ders seçmek gerekiyor. Seçmeli dersler öğrencilere sunulurken öğrencilerin dersi talep etmelerinin yanı sıra, okulların fzikî koşullarının yeterli olup olmaması yani boş sınıf bulunup bulunmaması, dersi verecek öğretmen veya usta eğitici bulunup bulunmaması da etkili oluyor. İşte konu da tam bu noktada çetrefilleniyor.
Diyelim ki bir Anadolu Lisesinde bir sınıf açacak kadar öğrenci Kur’an dersini seçti ve bir sınıf açıldı. Sınıfta Kur’an’ı çocukluğunda hatmemiş öğrenciden, yüzünden okumayı bilene ve elifbayı bile bilmeyene kadar farklı seviyede öğrenciler bir araya gelebiliyor. Bu öğrenci profiline tek bir öğretmen haftada iki saatte hangi seviyeye uygun olarak ders anlatacak sizce? Hoca hiç bilmeyene göre anlatsa bilenler sıkılıyor, bilenlere göre anlatsa hiç bilmeyenler bir şey anlamıyor. Seçmeli yabancı dil derslerinde yapıldığı gibi seviye sınıfları yapmak için her okulun şartları da müsait olmuyor. Doğal olarak ölçme değerlendirme de problem, bir öğretmen seçmeli derslerde teamül olarak düşük not veremez, Kur’an dersini birkaç dönem almasına rağmen elifbayı bitirip Kur’an’a bile geçemeyen öğrencinin karnesine hangi notu vereceksiniz? Bu kadarla kalsa da iyi, bir de başörtü problemlerinin çıktığını duymuştuk zamanında, kız çocuklardan tesettürsüz olanların ders adı altında başları zorla mı örttürülecelmiş? Gerçekten bu problemler yaşandı okullarda.
İşte bu yüzden eğitim ciddî bir iş. Yeteri kadar plan, program yapılmadan, sahanın gerçekliklerine göre adımlar atılmadan iyi niyetli de olsa popülist adımlar bir yerde tökezliyor. Bugün Kur’an ve Siyer derslerinin seçilme oranlarının düşük olmasında sahada çıkan bu ve benzeri problemlerin rolü var. Bunlar, aşılamayacak problemler değil, yeter ki eğitimin gerçekliklerine uygun hareket edilsin. Bu problemlerin aşılarak seçmeli Kur’an ve Siyer derslerinin verimli bir hâle gelmesi ise önemli çünkü bu dersler müfredatlara bir ihtiyaçtan dolayı kondu. Gençlerin deizme kayması, inançsızlaşması farklı bir konu, ben bu derslerin gençlerin deizme kayması, inançsızlaşması gibi sebepler yüzünden seçilmediğini düşünmüyorum. Okul idareleri seviye sınıfları oluşturmakta zorlandıkları için rahatsız, öğretmenler sınıftaki hangi seviyeye göre ders anlatacaklarını şaşırdıkları için rahatsız, veliler derslerden bekledikleri performansı alamadıkları için rahatsız, çocuklar bile fizik, matematik gibi sayısal derslerde seviyelerine göre bir şeyler öğrenebildikleri için seçmeli dersleri boş ders gibi görme eğiliminde yani sorsanız çocuklar bile memnun değil. İşte sahadaki bu durum sebebiyle Diyanet teşkilatının onca teşvikine rağmen bu derslere rağbet artmıyor olmalı.
Peki çare bulunamaz mı? Bulunur elbet! Sözlü teşviklerden ziyade sahadaki sorunlar giderilmeye odaklanılırsa çözülmeyecek sorun kalmaz, yeter ki Millî Eğitim Bakanlığı ve Diyanet teşkilatı arasında sorunları çözmeye yönelik açık kapılar olsun. Bu sorunların çözülmesi, çocuklarımızın Kur’an ve Siyer öğrenmek isterken cemaat ve tarikatlara mecbur kalmasını engelleyeceği için çok önemli.
