Back To Top
Yerli ve milli tamam ama medeni?

Yerli ve milli tamam ama medeni?

 - Son Güncelleme: 08.10.2019 Salı 10:30
- A +

Yerli” ve “milli” ne demek?

Sanayide, eğer ürünler coğrafi olarak ülkemiz sınırları içinde üretiliyorsa bu ürünlere “yerli” diyoruz. Bu tanıma göre fabrikalarımızda üretilen kola, ya da ülkemizde üretimi yapılan yabancı markalı otomobiller “yerli” sayılıyor.

Eğer ürünün formülü, patenti, yazılımı, tasarımı bize aitse nerede üretildiğine bakmadan o ürüne “milli” diyoruz. Yani silikon vadisinde yahut Almanya’da şirket kurup yazılım uygulamaları çıkartan Türkiye vatandaşı yazılımcıların ürünleri, ilaç şirketlerimizin formülünü ülkemizde geliştirip patentlediği ilaçlar, tamamını mühendislerimizin yazdığı kriptolama algoritmaları “milli” sayılıyor.

“Yerlilik ve millilik” aslında toplumun hemen her kesimi tarafından hayli önem verilen meseleler.

“Yerli ve milli” ifadesini alay mevzuu yapanlar bile aslında yerli ve milli vurgusunu çok yaptığı halde bu konuda yeterince mesafe alamayan iktidarı eleştirmek için yapıyorlar bunu.

Yoksa bugün ülkemizde “Vatanım ruy-i zemin, milletim nev’i beşer” (Vatanım bütün yeryüzü, milletim insanlıktır) diyen Şinasi’nin yahut “Toprak vatanım, nev’-i beşer milletim” diyen Tevfik Fikret’in görüşlerini sürdüren güçlü akımlardan, enternasyonalist, küreselci etkin ideolojik gruplardan söz etmek mümkün değil.

Modernleşme ve ulus devletleşme sürecinde oluşturulmaya çalışılan “milli bilinç”, toplumun hemen her kesimince iyi kötü içselleştirilmiş vaziyette.

Yusuf Akçura, 1904 tarihli “Üç Tarz-ı Siyaset”’ isimli meşhur makalesinde “Memâlik-i Osmâniyye’de garbden istifâza ile iktisâb-ı kuvvet ve terakki ârzûları uyanalı” üç ideolojinin takip edildiğini anlatır:

1- Osmanlıcılık,

2- İslamcılık / Hilafetçilik / Panislamizm,

3- Türkçülük / Milliyetçilik / Pantürkizm

Akçura, bu üç ideolojinin de Batı’den alınan feyz ile kurgulanmış krokiler olduğuna dikkat çeker. 

1908’den sonra idareyi ele geçiren ve ülkeyi demir yumrukla idare eden İttihat ve Terakki partisi, özellikle Balkan Savaşlarından (1912-1913) sonra bu ideolojilerden “milliyetçiliği” ön plana çıkartmıştır. Milli kimliğin inşası için Milli Kütüphane, Milli Coğrafya Cemiyeti, Milli Musiki Cemiyeti gibi ‘Milli’ teşkilatlar kurmuş, Türk Derneği, Türk yurdu gibi dernekleri desteklemiştir. Hatta ortaya milli bir burjuvazi çıkarabilmek için Milli İktisat politikası yürütmüştür. 

Neticede ulus devletin kurulmasıyla “milliyetçilik”, diğer “tarz-i siyasetlere” galebe çalmıştır.

Yerli ve milli olanın peşine düşmeyi, kimimiz milliyetçiliğin, kimimiz imanın, kimimiz antiemperyalizmin bir gereği olarak benimsedik fakat modernleşme sürecinin çok önemli bir bileşeni daha vardı: “şehirlileşme”.

Şehirlileşme sürecimiz ince ince düşünülmesi, planlanması gereken bir süreçti ama idarecilerimize göre “muasır medeniyetler” her geçen gün bizimle arayı açarken bunu yapacak vaktimiz yoktu! En iyisi onları olabildiğince hızlı şekilde taklit etmekti.

Askeri bürokrasi içinden yetişen liderler, sivil toplumu emir-komuta zinciri içinde, tepeden aşağıya doğru modernleştirebileceklerini zannettiler.

Zaten birçoğu, modernleşen Osmanlı bürokrasisi içinde yükselme imkânı bulmuş köylü çocuklarıydı. Osmanlı’nın gayet sınırlı sayıdaki şehirli ailelerinden gelmiyorlardı. Asırların imbiğinden geçerek incelmiş şehir musikisinden çok, halk türkülerine aşinalardı. Medeniyet denince akıllarına eğitim aldıkları Avrupa şehirleri ve hayranlıkla okudukları Avrupalı düşünürler geliyordu.

Cumhuriyetin kurucu kadroları -kendileriyle çelişme pahasına- toplumu, şehirli Avrupalılar gibi görünmeye zorlayarak “medenileştirmeye” kalktılar. Bu elbette olacak şey değildi. Özellikle kılık kıyafet konusunda yapılan dayatmalar toplumda büyük travmalara sebep oldu.

Nasıl kaportasına Allahuekber yazdınız diye bir otomobil “İslami otomobil” olmuyorsa Türk insanına zorla Batılıların kıyafetlerini giydirmek de insanımızı bir anda Avrupalı yapmayacaktı.

Nasıl bir kadının başını zorla örttürmek onu dindar yapmıyorsa, zorla açtırmak da inançlarından vazgeçmesine sebep olmayacaktı.

Bu basit gerçeği bir türlü kavrayamadık.

Bizi alt üst eden bu toplum mühendisliği anlayışı nasılsa bugüne kadar gelebildi ve ne yazık ki bugün hala taraftar bulabiliyor!.. 

Haftaya bu kaldığımız yerden devam edelim inşallah…

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
ismet badem 08 Ekim 2019 15:18
Merhum Akçura'nın dediği gibi 3 tarz da batıdan alınan feyzle oluşturulmuş. İslamcılık mesela yaklaşık 200 yıldır uygulanmaya çalışıldığı İslam memleketlerinde işe yaramamış çünkü yazıda da belirtildiği gibi batıdan ithal kıyafet bize uymuyor. Bize lazım olan peygamber silsilesinin metodu olan fert fert ahlaklı insan yetiştirmek. Bu da en zor olan yol ama başka yol da yok maalesef
Köroğlu 08 Ekim 2019 11:07
Güzel giriş. Haftaya devam ederken zorunlu din dersine de değinir misin acaba?
BASİT , YALIN BİR MATEMATİK KURAMI GİBİ DÜZGÜN AKICI BİR YAZI SİZE SAĞLIK DİLİYORUM.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN