İran ile gerilimin azaltılmasına giden yol
(Amir Kermani ve Simon Johnson ortak makalesidir)
WASHINGTON, DC / BERKELEY – Hürmüz Boğazı’nın kapanması, dünya genelinde yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Petrol fiyatları hızla yükseldi, sıvılaştırılmış doğalgaz kilit piyasalarda çok daha pahalı hale geldi, gübre maliyetlerinin ekim sezonu boyunca yüksek kalması bekleniyor ve sıvılaştırılmış petrol gazı bazı bölgelerde zor bulunuyor.
Bu durumdan en çok yoksul ve orta sınıf haneler etkileniyor. Sri Lanka, Bangladeş, Pakistan, Hindistan, Tayland ve Filipinler gibi ülkelerde artan yakıt fiyatları düşük gelirli kesimlerin bütçelerini anında zorlarken, aynı zamanda daha yüksek gıda fiyatları riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Dünya genelinde hükümetler ve halk giderek daha yüksek sesle şu soruyu soruyor: Bu çatışmadan çıkış yolu var mı?
Hem ABD’de hem de İran’da siyasi elitler, karşı tarafı rejim değişikliğine zorlamaya çalışıyor. ABD, İran’ın yeni bir liderlik seçmesini ve nükleer hedeflerinden vazgeçmesini istiyor. İran ise artan benzin ve dizel fiyatlarının, Kasım ayındaki ara seçimlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi’ne zarar vereceğini biliyor. Taraflardan hiçbiri, bu süreçte dünya genelinde acı çeken milyonlarca yoksul insanı bilerek hedef almıyor. Küresel yoksulluğun artışı, her iki taraf için de amaçlarına hizmet etmeyen istenmeyen bir sonuç. İran, enerji fiyatlarını yükselterek ABD’yi cezalandırmak isterse, aynı zamanda dünyanın en yoksul kesimlerini de cezalandırmış olur.
ABD hâlâ Hürmüz Boğazı üzerinde fiili kontrol sağlamaya çalışarak geçişi zorla açmayı deneyebilir. Ancak bu seçenek, uzun ve kanlı bir bataklığa sürüklenme riski taşıyor. Boğazın kapanmasından en çok fayda sağlayan taraf Kremlin. ABD’nin Rus petrol ihracatına yönelik yaptırımları da gevşetilmiş durumda. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bu durumdan memnun olması muhtemel ve İran’a – ister merkezi hükümete ister küçük milis gruplara – Boğaz’ı uzun süre tehdit edebilecek kadar insansız hava aracı sağlaması için güçlü bir teşviki var. Nükleer silahlara sahip Rusya’nın desteklediği 1960’lardaki Vietnam hayaleti büyük bir tehdit olarak ortaya çıkıyor. ABD İran’ı cezalandırmak isterse, Boğaz kapalı kalacak ve bu durum dünyanın dört bir yanında insanların hayatını altüst edecektir.
Küresel bir felaketin eşiğinden geri dönmenin en iyi yolu, İran’ın ekonomik teşviklerini anlamaktan geçiyor. İran, gıda ve ilaç gibi temel ithalatları finanse edebilmek ve altyapısını yeniden inşa etmek için gerekli girdileri sağlayabilmek adına petrol ve gaz ihraç etmek zorunda. Çatışmanın yarattığı yıkımdan önce bile İran’ın sivil ekonomisi ciddi yatırım eksikliği yaşıyordu. İran Çin’e bir miktar petrol satabiliyor; ancak mevcut ABD yaptırımları bunu zorlaştırıyor ve muhtemelen ciddi indirimler gerektiriyor. Şu anda kesintiye uğramış olan petrol akışı, İran halkının ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor.
Oysa durum farklı olabilir. İran’ın günlük yaklaşık 3,7 milyon varil petrol üretme kapasitesi bulunuyor; bunun yaklaşık 2 milyon varili iç tüketimde kullanılıyor. Kalan 1,7 milyon varilin yaklaşık 0,7 milyonu – büyük kısmı ABD ve Avrupa’dan temin edilebilecek – tarım ürünleri ve ilaç için gerekli. Geriye kalan 1 milyon varil ise ulaşım altyapısının modernizasyonu, yenilenebilir enerji sistemleri ve enerji tasarrufu teknolojileri gibi alanlarda Almanya, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi üretim güçlerinden yapılacak ithalat için kullanılabilir. (Bu hesaplamalarda, petrol fiyatının varil başına 70 dolar civarına döneceğini varsayıyoruz; bu, yeni kaya gazı sahalarının devreye girdiği fiyattır.)
Daha fazla yatırımla İran ihracatını günlük en az 1-1,5 milyon varil daha arttırabilir. Bu, hem yatırımcılar hem de İran devleti açısından yüksek getiri sağlayacaktır. Peki kim yatırım yapar? En gelişmiş teknoloji ABD ve Avrupa’daki petrol hizmetleri şirketlerinde bulunuyor. Ayrıca İran'ın Basra Körfezi çevresindeki komşuları önemli pratik deneyime ve yatırım yapacak sermayeye sahiptir.
Ancak, potansiyel finansal getirilerin gerçekten elde edilebileceğine dair iç ve dış kaynaklı yeterli garantiler olmadıkça, aklı başında hiç kimse yatırım yapmak istemeyecektir. Yatırımın gerçekleşmesi için barış olması gerekir. Barışın sağlanması için ise nükleer meselenin tüm tarafları ikna edecek şekilde ele alınması gerekir.
Dünyanın masaya koymayı hedeflemesi gereken anlaşma şudur: İran, nükleer enerji programını (silah geliştirilmesini açıkça önlemek amacıyla) uygun bir uluslararası denetim altına alırsa, tercihen bunu bölgesel bir yakıt zenginleştirme konsorsiyumuna entegre ederse, daha yüksek petrol ve gaz ihracatının faydalarından yararlanarak çok daha müreffeh hale gelmesi muhtemeldir. Bu kalkınma stratejisinin odak noktası, sivil altyapıya, enerji tasarrufu teknolojilerine ve hizmet sektörünün önemli ölçüde genişletilmesine yönelik yatırımlar olmalıdır; bunların tümü, daha fazla iyi iş yaratmak ve İran'da bir orta sınıf oluşturmak için kanıtlanmış yöntemlerdir.
Alternatif ise, ABD ve müttefiklerini de içeren devletler arası şiddet dalgalarının ya da düşmanlığın devam etmesidir. Bu durum İran’ı Rusya’ya yaklaştırarak daha geniş çaplı bir çatışma ihtimalini doğuracaktır. Ve tüm bu süreç boyunca, Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapatılması, halihazırda yoksulluk ve ekonomik güvencesizlikle mücadele eden her yerdeki insanları tehlikeye atacaktır.
Şu anda izlediğimiz yol budur ve bu yüzden dünya, Orta Doğu'da gerilimin azaltılmasına çaresizce ihtiyaç duymaktadır. Bunu başarmanın yolu, İran'ın ekonomik teşviklerini kabul etmek ve buna göre müzakere etmektir.
*Simon Johnson, 2024 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi, eski IMF başekonomisti ve MIT Sloan School of Management’ta Profesördür. Amir Kermani ise Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’deki Haas School of Business’da Finans ve Gayrimenkul Profesörüdür.
© Project Syndicate
