Yargı güce boyun eğiyor mu?
Bu soru başlı başına Türkiye’deki yargı sorununu yansıtan bir sorudur.
Yargı bağımsız olmak istiyor da güce mi boyun eğiyor? Bir kısmı, böyle, çünkü tepelerinde HSK kılıcı dolaşıyor. Bir kısmı da iktidarla aynı siyasi görüşü paylaştığı için gönüllü olarak iktidarla “uyumlu” davranıyor. Bir kısmı ise yargı bağımsızlığını koruyor.
CB sisteminde HSK üzerinde partili Cumhurbaşkanı’nın “çok güçlü bir etkiye” sahip olduğu, uluslararası belgelere geçmiş bir gerçektir.
CB sisteminde HSK’nın 13 üyesinden 6’sını partili Cumhurbaşkanı atıyor; bunun ikisi siyasi kişilikler olan Adalet Bakanı ile Bakan Yardımcısı’dır. Kalan 7’sini Cumhurbaşkanı’nın partisi ve MHP’nin Meclis grubu belirliyor…
YARGI VE SİYASET
HSK’nın, görülmekte olan davalara müdahale ederek yargıçları böylece belirli dosyaları, HSK’nın o dava için atadığı hakimlerin bakması, yargı bağımsızlığını ihlal eden en ağır müdahale yollarından biridir.
Osman Kavala hakkındaki suçlamalar ve yargılayacak hakimler defalarca değiştirildi. Özgür Özel, İslamoğlu hakkındaki davalarda 8 defa hakim ya da toptan heyet değişiklikleri yapıldığını ismen açıkladı. (17 Mart)
Ayşe Barım hakkında tahliye kararı veren Asliye Ceza hakimi, tüketici mahkemesi hakimliğine atandı!
Akın Gürlek’in mesleki çizgisi siyasi iktidarla yargı ilişkisi konusunda bir örnektir: Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, Adalet Bakan Yardımcısı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanı…
Son örnek, Bakan Gürlek’in , Antalya Büyükşehir Belediyesi soruşturması hakkında konuşmasının ardından HSK kararnamesiyle Antalya Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcı Vekili görevden alınmasıdır.
Ceza hukukumuzun büyük isimlerinden Prof. İzzet Özgenç’in belirttiği gibi tapu kayıtları kamuya açıktır, gizli değildir. Siyasette Gürlek’in mal varlığı tartışılırken, gizli bilgiymiş gibi, üç tapu görevlisi tutuklandı. İktidarda başka bir parti olsaydı, böyle mi olurdu? Konu tapu kayıtlarıyla açıklığa kavuşmadan tartışma da bitmeyecektir.
AYM VE AİHM
Çağımızda yargı bağımsızlığı nasıldır? Fransızlar 2007 yılında “Balladur reformu” ile partili cumhurbaşkanını, Adalet Bakanı ve Bakan yardımcısını HSYK’dan çıkardılar.
Çünkü, tarihin her devrinde yürütme gücü, çeşitli yollardan yargıyı eklemiş, hatta şekillendirmiştir.
AİHM’nin kurulmasının de sebebi, yürütme erkinin yani iktidarların yargıyı etkilemesine karşı insan haklarını savunacak yüksek bir yargı organına duyulan ihtiyaçtır.
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yargı organıdır.
AYM, 2010 reformuyla, “bireysel başvuru” hakkını tanıdı. AYM artık aynı zamanda insan hakları mahkemesidir.
AİHM “adli hata”lar yapabilir, eleştirilebilir. Ama hiçbir yürütme organı, çok uluslu yargıçlardan oluşan AİHM’yi iç hukukta olduğu gibi etkileyemez.
Bizde iktidarın müdahalesi tartışmalarına konu olan davalarda yerel mahkemelerin AYM ve AİHM kararlarına karşı direnmesinin sebebi, budur.
AİHM’DE DURUŞMA
Son orak AİHM Büyük Daire’de Osman Kavala davası görüldü. Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ve kısa süre önce kurulan Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır, Gezi davasındaki mahkumiyetlerin doğru olduğunu savundular.
Medyada çıkan haber metinlerinde gördüğüm kadarıyla Osman Kavala’nın hangi sözünün veya eyleminin “cebir ve şiddet” içerdiğine değinmemişler. Halbuki, davanın aslı budur.
“Cebir ve Şiddet” organize edilmemişse, hiçbir protesto eylemi “darbeye teşebbüs” sayılamaz. AYM kararına “karşı oy” yazan Başkan Zühtü Arslan ve üyeler, bunu açıkça kayda geçtiler.
AYM KARARI
AYM, Tayfun Kahraman hakkındaki son “yargılamanın yenilenmesi” kararında aynen şöyle diyor:
“Sonuç olarak Mahkemelerin yaptığı değerlendirmelerden tam olarak hangi sözlerin kışkırtıcı nitelikte olduğu anlaşılamadığı gibi bu paylaşım ve açıklamaların akabinde bunlarla bağlantı kurulabilir nitelikte nasıl bir şiddet olayının meydana geldiği ya da bunların somut olarak hangi şiddet olaylarına yol açtığı da anlaşılamamıştır.” (Karar: 2023/98215, Paragraf 49)
Sayın Aydın ve Bozbayındır’ın savunmalarında da Kavala’nın “hangi sözlerinin hangi şiddet olaylarına yol açtığını” ben anlayamadım.
Ama adli yargı AYM’nin bu kararına uymadı yine.
Netice: Yargı bağımsızlığı ve tarafsız adalet kültürü olmadan, adalet tecelli etmez.
