Beşiktaş ve Sergen Yalçın'ın tuhaf hikayesi
Beşiktaş kulübünde bir süredir tuhaf işler oluyor.
Son beş yıldır başkan ve teknik kadro değişimini adeta alışkanlık haline getiren Beşiktaş’ta son teknik adam , aynı zamanda Beşiktaş’ın son şampiyonluğunu da görece mütevazi bir kadroyla elde etmiş olan sayın Sergen Yalçın.
Zaten tuhaflık silsilesi de o şampiyonluktan sonra başladı. Görece mütevazi sayılabilecek kadro ile şampiyon olan takım, Alex Teixeira ve Miralem Pjaniç gibi parlak yıldızlarla takviye edilmesine rağmen şampiyonlar Ligi’nde sıfır çekerken, bir önceki sezonun en başarılı teknik direktörünü de henüz sezonun ilk yarısı bile sona ermeden istifa etmek zorunda bırakıyordu.
Açıklaması zor bir durumdu zira daha mütevazi bir kadro ile elde edilen başarı, daha donanımlı ve kariyerli oyuncularla ileri gideceğine tam tersine geri geri gitmişti.
Aslında “Beşiktaş kulübü yönetim anlamında son beş yılda istikrarsızlık rekoru kırdı “ dense çok yanlış bir cümle olmaz sanırız.
Sürekli kongreler ve olağanüstü seçimli genel kurullar, hep bir öncekini suçlayan yönetim ve Başkanlar, genel kurullarda yumruklaşma ya kadar varan kavgalar, bağımsız denetçi raporlarında okunan “ bir kamyona dahi zor sığabilecek koca MR cihazlarının kaybolduğu”kayıtları , akıl almaz rakamlara varan irtikap ve yolsuzluk suçlamaları vs. gibi durumlar , kulüp içi kargaşanın “sadece kamuoyuna yansıyan boyutları.
Ancak konumuz tam olarak bu idari istikrarsızlık değil.
Daha çok saha içerisinde görülen ve yazının başındaki tuhaflıklardan söz edeceğiz.
Son üç sezondur, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin olağanüstü rakamlarla Türkiye’ye getirdiği olağanüstü yıldızlar sayesinde domino ettiği ligimizde, bu mücadelenin dışında kalmak durumunda olan Beşiktaş, içinde bulunduğumuz sezon öncesinde, bizzat başkan Sayın Serdar Adalı’ nın “ bu yarışın her türlü içinde olacağız” ifadesi gereği bu kez kesenin ağzını açtı.
Rafa Silva gibi fenomen bir oyuncunun yanına Orkun Kökçü, Tony Abraham,W.Ndidi, W.Cerny gibi yıldızlar monte edildi ve Beşiktaş iddialara göre bu kez 100 milyon Euro’dan fazla bir bedeli maaş ve bonservis olarak gözden çıkardı.
Ancak gelenek değişmedi. Beşiktaş daha ön eleme maçlarında İsviçre’nin sıradan kulüplerinden Lozan‘a elendi. Özellikle bu sonuç O. Solskjaer hocanın görevinin sona ermesine vesile oldu ve Sergen hoca ikinci kez göreve geldi.
Fakat gelenek yine değişmedi.
Sezon başında göreve başlayan Sergen Yalçın’ın takımı ilk yarı sonunda ligde ancak beşinci olabilirken lider Galatasaray’dan da 13 puan geride kalıyordu.
Yani Beşiktaş son beş yılda olduğu gibi, bu kez “her şeye rağmen” yine kasım ayında şampiyonluğa havlu atıyordu.
Ve evet ,bu artık dikkat çekecek kadar tuhaf bir durumdu.
Üstelik bu kez Beşiktaş’ın çözülmesi oldukça zor görünen bir de Rafa Silva sorunu vardı. Bu büyük bir sorundu çünkü R.Silva Beşiktaş kulübüne oldukça zor şartlarda ve sert bir rekabet sonucu kazandırılmıştı.
Neresinden bakarsanız bakın hemen her kulübün kadrosunda görmek isteyeceği üst düzey bir yıldızdı Rafa Silva. Burada yeniden onun kariyerini ve yeteneklerini anlatmak gereksiz, zaten tüm futbol kamuoyunun tanıdığı yıldız bir isim.
Sergen hocanın gelişinden hemen sonra tuhaf bir şekilde yedek kalmaya, futboluyla değil de daha çok takım içi davranışlarıyla konuşulmaya başlandı.
Kısa bir süre sonra da pek alışıla gelmemiş bir şekilde, Beşiktaş kulüp başkanı Sayın Serdar Adalı ve teknik adamı sayın Sergen Yalçın “ dadece bir futbolcu hakkında “ birlikte bir basın toplantısı yaparak R. Silva’nın ayrılmak istediğini ve disiplinsizliğini deklere ettiler.
Tuhaflıklar devam ediyordu.
Sergen hocayı iyi tanıyanlar, zaman zaman kendi futbolculuğu dönemindeki hatalarını da hicvettiği yorumculuğunu
tebessümle anımsayacaklardır.
İngilizlerin özlü sözlerinden” hayat, birinci sırayı kıl payı kaçıranların hikayeleri ile doludur” minvali , “ ufak tefek hataları yüzünden “ kariyeri Bayern Münih’in kapısının önünden dönen ve bunun yerine Turanspor, Siirtspor, Etimesgutspor gibi takımlarda forma giymek durumunda kalan sayın Yalçın’ın ,yorumculuğu esnasında bilhassa bazı yıldız oyunculara da ağır eleştirileri de “tıpkı tebessüm ettiren hatıraları gibi” hala daha hafızalarda taze. Zaten günümüzün dijital teknolojisi artık hiçbir şeyin gizli kalmasını ya da saklanmasını mümkün kılmıyor.
Dört yıl öncesine dönersek, Beşiktaş’ın şampiyonluk sonrası takıma takviye yaptığı Pjanić gibi yıldızlardan hemen hemen hiç verim alamaması bir yana, Sergen hocanın Mario Balotelli hakkında yorumcu iken yapmış olduğu ağır eleştirilerin,bu oyuncu tarafından hazmedilemeyişi ve bu durumu takım motivasyonuna tevdi etmesi sonucu, Adana Demirspor üç sıfır geriden gelerek Balotelli’nin attığı gollerle skoru 3-3 beraberliği taşıyor ve maç, o sezonun da sezon öncesi favorisi olan Beşiktaş için tam bir kırılma maçı oluyordu.
İddialara göre Rafa Silva‘da da benzer bir durum vardı.
Sergen hocanın yorumcu iken Rafa Silva hakkında yaptığı “sıradan futbolcu, ben olsam almazdım” türü değerlendirmelerin oyuncunun zaten netameli olan psikososyal yapısında karşılık bulduğu ve bunu “kulübe karşı bir tavır” olarak ortaya koyduğu yazılmakta, söylenmekte.
Bu da tuhaf bir durum.
Çünkü şu an transfer dönemindeyiz ve Beşiktaş teknik direktörü Sergen Yalçın, içlerinde orta saha oyuncusu da olan beş ya da altı oyuncu transfer etmek istediğini beyan etmekte.
Bu durumda akıllara birkaç soru gelmekte;
-Sezon başında Gedson Fernandes’i de bir şekilde gönderen Beşiktaş, Rafa Silva‘yı da gönderip hangi yıldız oyuncuyu alacak, bu maliyeti nasıl karşılayacak ve bu yıldız oyuncu” hocaya göre Rafa Silva‘dan çok daha iyi olacağına göre” acaba hangi ülkeden ve hangi büyük takımdan gelecek?
-Rafa Silva ve Gedson Fernandes‘in beceremediğini acaba hangi üst düzey yıldızlar becerecek?
Yoksa sevgili hocamız aslında Demir Ege ve Kartal Kayra ikilisi ile Fenerbahçe ve Galatasaray’ı geride bırakacağını mı planlamakta?
-Bütün bunların yanında ve ayrıca ; takımın en sevilen isimlerinden ve kaptanlarından kaleci Mert ve emektar Necip‘in hocaları ile konuşma taleplerine karşı” telefonlarını dahi açmayacak kadar” sert ve kaba bir tavrı hak edecek “suçları ve kabahatleri nedir” diye kamuoyu merak etmekte.
Bize göre bu iki ayrılığın şekli ve biçimi de süregelen tuhaflığın devamı niteliğinde.
Not; söz konusu tuhaflığın Benjamin Button ve hikayesi ile hiçbir alakası yoktur.
