Devlet ortak kabul etmez

Devletler ve milletler konusunda konuşacaklar, önce tarihin laboratuvarına bakacaklar. Türkler emperyal karakterli bir millettir. Tarihin kaydettiği temel özelliklerinin başında bu gelir. Yönetme tarzları da özellikler gösterir. Devletlerinde her unsura yer vardır. Yetmiş iki buçuk milleti kucaklarlar. Ayrımcılık etmezler. Asimilasyona da girişmezler. Hakka hukuka göre yönetirler. Korur ve kollarken hep kendilerinden verirler. Devlet kuruculuğun Türklerdeki şaşmaz cömertlik kuralı budur.

Batılı emperyaller sömürgeler kurar, köle eder ve her türlü sömürürler. Türkler, içlerine alırlar.

Türk devletleri yönettikleri diğer unsurları değil, Türkleri yormuş ve üzmüştür denebilir. Birilerinin “Osmanlı’da Türk düşmanlığı ediliyordu” dedikleri Türk’ün her fedakârlığı kurucu unsurdan beklemesidir. Diğer emperyal ülkelerden farkları budur.

Yalnız bir şeye tahammülleri yoktur. Devlette ortaklık kabul etmezler. Bir evde “dü zen(iki kadın)le düzen olmayacağı” gibi devlette de çift veya çok başlılıkla düzen kalmayacağını bilirler. Diyeceğim o ki, şimdiki devlete ortak koşma hazırlıkları denebilecek süreçler suyu tersine akıtma teşebbüsleridir. Ortak devlet olmaz.

“KARANLIKTA UYANAN BİRİ”

Bu köşede bir kere daha bahsettiğimi hatırlıyorum. Yahya Kemal’in, döne döne okunacak 1921 yılı Bulgaristan izlenimlerine dayanan “Karanlıkta Uyanan Biri” yazısında da Türk’ün bu özelliklerine dikkat çekilir. 19. Yüzyılın sonlarından itibaren Müslüman kardeşlerimiz arasından çıkan çeteler de devleti şurasından burasından paralamaya çalışırken Türk unsuruna düşen “Aman bölünmeyelim!” demektir.

Bu sırada en haklı şikâyetleri bile dinlenmez. Halk, Üsküp Valisinin yönetiminden yaka silker ve ayaklanır. Onları da dağa çıkan Arnavudlardan zanneden İstanbul, bir heyet gönderir. Gelenler bakarlar ki bunlar Türk. “Biz de sizi Arnavud zannetmiştik. Hadi çekilin!” diyerek heyeti kovarlar.

Türk olunca böyle oluyordu. Haksızlığa karşı şikâyet hakları bile askıya alınabiliyordu. Bir daha söyleyeyim, “Osmanlı’da Türk’ün itibarı yoktu” denerek verilen örnekler de tam bunun gibidir. Yoksa devlet Türk devletidir. Bilmek ve anlamak lazımdır. Mülkün sahibine baştakiler böyle davranır, böyle davranmasını ister ve onlar da gerektiği gibi davranırlar.

Türkler tarafından karşı çıkışlar da her zaman olur. Sulh zamanlarında Türklerin isyanlarının, başkaldırdıkları olayların sayısı diğer unsurlardan kat kat fazladır. Yalnız devletin krize girdiği yerlerde durum değişir. Türk İstiklâl Harbi’nde olduğu gibi dağları tutan eşkıya düze iner ve devletin emrine girerek vatan savunmasına girişir.

Devlet şüphesiz bütün vatandaşlarındır. Zor zamanlarda herkes bir yana çekerken ve çekilirken görülür ki Türklerindir. Yahya Kemal’e karanlıkta uyandıklarını söyleyen Üsküplü gencin dediği gibi Arnavudu, Kürdü, diğer unsurları bir arada tutan Türk mayasıdır. O maya çekildiği zaman diğerleri çil yavrusu gibi dağılır. Türklerin çekildiği Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Mağrip’te yaşanan budur. Yüz yılı aşan bir süreden beri değişmeyen de budur.

TÜRKLERİN İNSANCA PATRONLUĞU

Bin yılların devletini kuran, her unsurdan toplulukları devlete entegre eden, layık olanları layık oldukları yerde değerlendiren Türklerdir ve onların devlet geleneğidir.

Dünyanın belli başlı emperyal devletlerinin yönetimlerini kıyaslayan çalışmalar yapılmıştır. Türkler sadece dövüşkenlikleriyle bin yıl dünya hâkimi olmamışlardır. Yarattıkları insanca yönetim ve yaşama kültürüyle bileklerinin hakkıyla aldıkları toprakları rahatça yaşanır yerler haline getirmişlerdir.

Tarihe bakınca, Türklerin bu zor bulunur meziyetlerinin güçten düşünce zayıflıkları haline geldiği görülür. Son asırlara bakınca geçmişte şunu şunu daha sert ve kararlı yapsaydık diyenler çıkması bundandır.

ZENBİLLİ ALİ EFENDİ YAVUZ’U DURDURMASAYDI?

Şayet Türkler dünya gücü olunca Batılılar gibi davransalardı, herkesi kendilerine benzetir veya köle eder, olmuyorsa imha ederlerdi. O zaman ne balkan kavimleri kalırdı, ne de diğer unsurlar. Değil horlamak, değil dövmek-sövmek, değil kılıçtan geçirmek, inanış ve yaşayışlarına da dokunmamışlardır. Çok sevdikleri dinlerine geçmeleri için baskıyı da hoş görmemişlerdir.

Örneklerden bir örnek Yavuz Sultan Selim Han’la ilgilidir ve çok şeyi açıklar: Sultan, balkanların zor kullanılarak müslümanlaştırılması için Zenbilli Ali Efendi’den görüş ister. Büyük Şeyhülislam, Yavuz Sultan Selim gibi bir haşin padişaha, “Hayır yapamazsın! Dinde zorlama yoktur!” der ve o da uyar. Bilinen tek zorlama teşebbüsü budur ve o da düşüncede kalmıştır.

Şunu da bilmek lazımdır: Devlet din ve milliyet değiştirtmek için zor kullanmaya kalksa zamanına göre en yüksek değerlerle donanmış toplum, böyle bir baskıyı onaylamazdı. Gayri Müslimlere dokunulmasını istemezdi. Türk idaresi deyince hatırlanacak örnekler öncelikle bunlardır.

PEKİ NE OLACAK?

Ahmet Türk’ün dedeleri, Türkler sayesinde bin yılı aşan bir zamandır hür yaşadıklarını biliyorlardı. Kendilerini Türk’ten ayrı görmezlerdi. Ahmet Türk’ün soyadına bakınız. Üvey annesine Türkiye adını vermelerine bakınız, bağlılığın derecesini anlarsınız.

Şimdi değişen ne derseniz, yüz elli yıllık çok yönlü Batı kışkırtmasına uyanların çoğaldığını, hızının ve dozunun arttığını söyleyebiliriz. Buradan nasıl çıkacağımızı tarihteki örneklere benzer şekilde göreceğiz.

YORUMLAR (5)
5 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.