Getirilen her salavat ücretli

Eskiden Müslümanlar, bilhassa alimler devlet ricaline yakın olmayı makbul saymazlardı.

Büyük müçtehitlerin her birinin ümeradan uzak durmayı tercih etmeleri sebebiyle başı belaya girdi. İmam Cafer’in, İmam Ebu Hanife’nin, İmam Şafii’nin, Malik’in, Ahmet ibn Hanbel’in biyografilerine bakarsanız bu gerçeği görürsünüz.

“Ebu Hanife hapishanede öldü. Malik felekeye yatırıldı. Şafii tutuklanıp zincire vuruldu. İbn Hanbel hapishanede dövüldü, idamdan zor kurtuldu ve Cafer el-Sadık (takipçilerine göre) zehirlenerek öldürüldü.”

“İbn Hanbel ve Süfyan es-Sevri de dahil olmak üzere ulemadan birçok kişi kamu otoritelerinden para almalarının haram olduğunu düşünmekteydiler. Ayrıca dönemin uleması hükümdarların maiyetinde ve yanında yer alanları “ilmi meselelerde” güven telkin etmeyen kişiler olarak nitelendirir ve hadis rivayetlerinde güvenilmez olarak tasvir ederlerdi. (Ahmet T. Kuru, İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık.)

Bu alimler arasında Süfyan-ı Sevri’nin ümeradan uzak durmak için köşe bucak saklandığını, ömrünü onlardan kaçmakla geçtiğini hatırlıyorum.

(Şunu da hatırlıyorum: Halife Harun Reşid Süfyan-ı Sevri’ye bir mektup yolluyor. Süfyan halifeye cevabını sert ve paylayıcı bir nasihatname olarak halifenin gönderdiği kâğıdın arkasına yazdırıyor. Süfyan-ı Sevri’yi kısmet olursa bir ara çalışalım.)

Kuru, ilginç bir araştırmadan alıntı yapmış. Müslümanlar böyle bir araştırma yapar mı? Yapsalar bir şey lazım gelmez. Ama yapmamışlar. Hayyim Kohen adlı bir Yahudi araştırmacı yapmış. “Klasik İslami Dönemde Müslüman Fakihlerin ve Muhaddislerin Din Dışı Meslekleri ve Ekonomik Arka Planları” adında da bir kitap yazmış. Bunu yapmak için 14 binden fazla alimin içinden 4 bin 200’ünün biyografilerini incelemiş.

“Çoğu alim veya aileleri ticaret ve üretim sektöründe çalışıyordu. Tekstil endüstrisinde tüccar veya zanaatkarlar yüzde 22, gıda işleyenler veya satanlar yüzde 13, çeşitli sektörlerde tüccarlar yüzde 11, deri, metal, ahşap veya kil satan veya yapanlar yüzde 9, süs eşyaları veya parfümle uğraşanlar yüzde 8, bankerler, sarraflar ve mali aracılar yüzde 5, sahaflar, müstensihler ve kâğıt satıcıları yüzde 4,5, tezkire veya biyografi yazarı yüzde 3. Sadece küçük bir kısmı (yüzde 8,5) kadılık gibi resmi görevlerde çalışmıştır.

Ahmet T. Kuru ticaretle ve tüccarlarla ilgili eski metinlerden istifade etmiş.

Cahiz’den aldığı cümleler ilginç.

(Cahiz, miladi 8.-9. Yüzyılın büyük entelektüellerindendir. Yazdığı eserlere bakılırsa sanki bugünü görmüş de yaşadığı asra dönmüş.)

“Cahiz, ‘Tüccarların Övgüsü ve Memurların Eleştirisi’ başlıklı mektubunda tüccarları devlet memurlarıyla mukayese eder. Cahiz’e göre kıdemli memurlar bile tüccarların ‘her zaman titiz, en mutlu ve en güvenilir insanlar’ olduğunu kabul ederler. ‘Devlete yakın ve onun hizmetindeki insanlarda durum tamamen farklıdır. Memurlar, hizmetkarlık mantosu ve dalkavukluk rozeti takar ve kalpleri üstlerine duydukları hayranlıkla doludur. Korku onların kalplerinde yaşar, hizmetkarlık onları terk etmez ve yoksulluk korkusu onların sürekli yoldaşıdır.’ Cahiz ayrıca okuyucuya “Peygamber’in bir tüccar olduğu bilinmektedir ve kabilesinin adı olan Kureyş’in adı ticaretten (takriş) türetilmiştir” diye hatırlatır.

11. Yüzyılın ‘eğitimli’ tüccarlarından Cafer bin Ali ed-Dımaşki’nin ‘Ticaretin güzelliklerine işaret” adlı kitabı da Kuru’nun kaynakları arasına girmiş.

Tüccarlara, devletin durumu ile ilgili nasihatleri bence bugün için bile fgeçerli:

“Zayıf düşmanlara, bol vergi gelirlerine ve mülklere sahip adil bir devlet otoritesi ticaret için mükemmel koşullardır. Devlet otoritesi adil ancak düşmanlarına karşı zayıf ise tüccarlar büyük ve riskli satın almalardan kaçınmalıdır. Devlet otoritesi adaletsiz ama güçlü ise tüccarlar iş yapmayı bırakmalıdır. Eğer devlet otoritesi bünyesinde adaletsizlik, fakirlik ve zayıflığı birleştiriyorsa tüccarlar ülkeyi terk etmelidir.”

Eskiden alimler devletten uzak duruyorlardı. Sultanla yüz göz olmamak için türlü ezalara katlandılar.

Zamanla ya kendileri devlete intisap ettiler ya da devlet onları devşirdi.

Bir bakıma devletle nikahlandılar.

Devlet ücretlerini vermeye başlayınca devlet ricaline karşı daha tatlı konuşmaya başladılar.

Bu durum günümüze kadar devam etti.

Şu anda mesela Türkiye’de yaklaşık 90 bin cami, 80 binden fazla imam, 140 binin üzerinde diyanet personeli var.

Devlet, bir bakıma, verilen her nasihati, getirilen her salavatı, okunan her ayeti ücretlendiriyor.

YORUMLAR (8)
8 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.