Kart basan profesör
Geçen hafta gazetelerde, benim hayatıma aidiyeti cihetiyle ilgilenmem gereken bir haber vardı: “Türkiye, akademik özgürlüğü en çok gerileyen ülkeler listesinde ilk 10’da.” Bu dipteki on ülke şöyle sıralanıyor: Nikaragua, Myanmar, Afganistan, El Salvador, Çad, Filistin ve yedinci sırada biz, Türkiye. Liste Mali, Belarus diye devam ediyor. Araştırmayı ve listeyi yapan kuruluş İsviçre’nin Gothenburg Üniversitesi’nin V-Dem Enstitüsü. “Varieties of Democracy”nin kısaltması. Biz de – ajans haberlerinde – âdetimiz veçhile yanlış tercüme edip “Çeşitlilik Demokrasisi Enstitüsü” demişiz. Doğrusu “Demokrasi Çeşitleri Enstitüsü” olabilirdi Enstitü, her yıl dünyadaki ülkelerin demokrasi düzeylerini değerlendiren bir rapor hazırlıyor. Demokrasi notu yükselen ve düşen ülkelere de özel önem veriyor. İşte biz, Akademik Hürriyet dalında en hızlı düşenler arasında ilk ona girmeyi başarmışız!
V-Dem, ülkeleri dörde ayırıyor: Hür Demokrasiler, Seçimli Demokrasiler, Seçimli Otoriter Rejimler ve Kapalı Otoriterler. Bizim indeks değerimiz “Seçimli Otoriterler” kategorisine denk düşüyor. Economist İstihbarat Birimi’nin (Economist Intelligence Unit) de ülkeleri dört sınıfa ayırdığını hatırladım: Tam Demokrasiler, Kusurlu Demokrasiler, Melez Rejimler ve Otoriter Rejimler. Biz Economist’in sıralamasında da üçüncü gruptayız; bize “melez rejim” diyor utanmadan! Bunlar bize parmak sallamayı alışkanlık hâline getirmişler! Ya…
BU DA ÜNİVERSİTE!
V-Dem, dünya istatistiklerinde, Türkiye gibi kalabalık ülkelerin hızlı demokrasi kaybının, dünyadaki ortalamanın kötü görünmesine yol açtığını söylüyor.
Akademik hürriyet, akademik başarı, akademik verimlilik… Bunları daha ziyade üniversitenin geleneği belirler. Bugünden yarına birinci sınıf bir üniversite olamazsınız. Fakat bir güç gelip henüz inşa etmeye uğraştığınız geleneğinizi bir vuruşta yok edebilir. İşte o zaman, gerileyen kurumlar liginde hızla üst sıralara tırmanabilirsiniz. Gelenek ve itibar on yıllarda inşa edilir; bir vuruşta yıkılır.
Bir profesör arkadaşım bana yazmış. Üniversiteye geliş gidişlerinde kart basmadığı için hakkında inceleme başlatmışlar, o da “Bir akademisyeni aşağılıyorsunuz.” deyip istifa etmiş. Üç ülkede altı üniversitede bulundum. Hiçbirinde hocaların kart bastıklarını ne gördüm ne de işittim. Meselenin tuhaf tarafı şu: Bir üniversite yönetimi doğru karar da alır hatalı karar da. Fakat hocalara kart bastırmak o yönetimin üniversite ve akademisyen kavramlarından, geleneklerinden hiç mi hiç nasiplenmediğini gösteriyor. Peki o mevkiye nasıl geldiler? Niçin geldiler? Kim getirdi?
EMİRLE İLİM
Artık yazılarımı ikide birde Sadri Maksudi Arsal’a yazdırmayacağım diye karar almıştım. Hatırlayacaksınız, iki yazıda, Arsal’ın 1945-1946 yıllarında, yani 80 yıl önce yazdıklarından alıntı yapmıştım. Seksen yıl! Fakat o gün neyse bugün de o. Bir daha yapmayacağım dedim ama Türkiye izin vermiyor ki. Arsal’ın o yazılarının peş peşe üçünde üniversite özerkliği, o günün tabiriyle muhtariyeti anlatılıyor. Okunup anlaşılsaydı V-Dem’in en hızlı bozulanlar listesine girmezdik belki. Birkaç satır alayım:
“Milletlerin medeniyet ve ilim sahasında inkişafı ile siyasi hürriyet arasında sıkı bir rabıta vardır. İlimler, daima âlimlerin fiilen hürriyetten istifade ettikleri muhitlerde inkişaf etmiştir.”
“Emirle ilim yaratılmaz.
“Bunu bir misalle aydınlatalım; hükümet bir mümeyyizi müdür tayin etmekle mümeyyiz, müdür olur gider. Müdürün vazifelerini de mükemmelen yapar. Fakat bir cahil adam profesör tayin edilmekle katiyen âlim olamaz. … Onun içindir ki Atina’da profesörleri hükûmet tayin etmeye başladıktan sonra ilmî hayat sönmüştür.”
NAZIRIN YAPAMAYACAĞI
“Muhtariyetten mahrum olan üniversitelerde hükûmet tarafından tayin olunmuş rektör ve dekanlar, kendileri de bir profesör, bazen de âlim olsalar dahi makamları için titredikleri için ilmî hayatın, ilmî hürriyetin hamisi, müdafii, profesörler heyetinin mümessili olmaktan ziyade ‘nezaret’in siyasetini terviç eden, mafevklerinin fikir ve temayüllerine göre hareket eden, iyi olsun, kötü olsun, doğru olsun olmasın merkezin bütün kararlarını profesörlere kabul ettirmek için gayret sarf eden, hareket hattı için bütün ilhamlarını maarif nazırından alan birer idare memuru vaziyetindedirler.”
“Hükûmetin müdahalesi zararlı olan sahalar vardır. Bunlardan biri ilim ve yüksek öğretim sahasıdır. Devlet bu sahada müdahale siyasetini takip etmeye başladı mı memlekette ilmî inkişafımız durur. İlmî hayatı tanzim işini hükûmet tarafından tayin edilen rektör ve dekanlara bırakmak zararlı olduğu gibi yüksek ilmî müesseselerin doğrudan doğruya maarif nazırları tarafından idare edilmesi de mahzurludur.
“Bir nazırın şu fakültede falan ilimler okutulsun, falan ilim okutulmasın diyebilmek için nazırın bütün ilimlerin şubelerini ve her şubenin nispi ehemmiyet ve kıymetini bilmiş olması lazımdır.
Bu iş, ilimlerin bugünkü inkişafı seviyesinde imkânsız olan bir hâldir.”
Az gitmişiz, uz gitmişiz, bir de dönüp arkamıza bakmışız ki...
