İslâm toplumları niçin geri kaldı?

Alaattin Karaca

Günümüzde İslâm toplumlarının en büyük meselesi, geri kalmışlık. Bu sebeple, Batı’nın teknolojik ve ekonomik hegemonyasından bir türlü kurtulamıyoruz. İyi de, İslâm âlemi, bilim, teknoloji ve sanatta neden geri? Şark’ın neyi eksik?.. Müslüman aydınlar, bunun sebebini genelde “kök”ten kopmayla açıklıyor ve esas itibarıyla İslâm’dan, gelenekten kopmamak gerektiğini ileri sürüyorlar. Bu bağlamda, İsmet Özel gibi aydınlar, -kısmen Said Halim Paşa da- İslâm toplumlarıyla Batı toplumları arasındaki “fark”a dikkat çekerek, Batı’dan bilim, teknoloji ve kurum alınmasının yanlış olduğunu, İslâm toplumlarının “İslâm’a uygun” bir bilim ve teknoloji üretmeleri gerektiğini savunuyorlar. Tunuslu Hayrettin ve Mehmet Âkif gibi aydınlar ise, Batı’dan bilim, teknoloji alınabileceği; ancak kültür alınamayacağı fikrindeler. Bu konuda görüşler farklı; ama belli ki kaygı aynı: “İslâm’dan kopmak”!..

***

Peki, biraz da farklı düşünceleri dinleyelim. Meselâ Celal Nuri İleri’yi!.. Çünkü İleri, bu konuda epeyce kafa yormuş ve “Türk İnkılâbı” (haz. Recep Duymaz, Kaknüs Yay.) adlı eserinde meseleyi ciddiyetle araştırmış. Nitekim Cemil Meriç de “Kültürden İrfana” adlı kitabında, onun için “dürüst bir zekâ”, “dönemin en uyanık, en şuurlu yazarlarından biri” diyor. Ama “inkılâpçı bir ideolog” olmasına rağmen, nedense “inkılâp onu hiçbir zaman benimseyememiş”. İnkılâbın kalemşörü, Kılıçoğlu Hakkı’nın, yazıhanesinde onun kafasını tabanca kabzasıyla yaralaması da bir bahs-i diger!..

Hâsılı İleri, “müstağrip” bir aydındır; ama “Türk İnkılâbı”nda İslâm toplumlarının geri kalışıyla ilgili sorduğu sıkı sorular ve İslâm ulemasına yönelik eleştiriler de yabana atılacak cinsten değil!..

Kitabı özetlemeyeceğim. Çünkü C. Meriç’in; “Türk İnkılâbı, asırlık bir davanın bir çeşit ‘fezlekesi’.” cümlesi her şeyi özetliyor. En iyisi doğrudan konuya girmek. İleri’ye göre, İslâm toplumlarının geri kalmasının asıl sebebi, “Medeniyet” ve “Bazı İstifham Noktaları, Yenilikler Eskilikler” başlıklı bölümlerde belirttiği üzere, statikleşen İslâm fıkhıdır… Yazar, fıkhın statikleşmesini şöyle açıklıyor; İslâm fıkıhçıları, yeni içtihatlar yaparak yeni hükümler verecekleri yerde, “hükümlerin değişmeyeceği” zannına kapılıp, “şer’in esasına muhalefetle, içtihad kapısını fiilen…” kapadılar (s. 62). Hâlbuki, İmam-ı Âzam Ebu Hanife ve sairleri mevcut hükümleri o asrın ihtiyâçlarına kâfi görmeyerek yenilerini ortaya koydular; ancak bu usûl daha sonra bırakıldı, sonrakiler, eski içtihatları tekrarlama yolunu tuttular. İleri’ye göre, bu statükocu fıkıh usûlü, İslâm’a uygun değil. Çünkü, eski hükümler, o çağın şartlarına ve ihtiyaçlarına göre verilmiştir. Oysa zaman ve ihtiyaçlar değişir; buna istinaden hükümler de değişir, “Her hüküm, ancak zamanına göre izafî ve muvakkat bir kıymeti haizdir.” (s. 118). Dolayısıyla, “Bir fetvaya zincirlenip kalmak harekete mânidir; o fetvanın verildiği gündeki içtimai, iktisadi, medeni, siyasi vaziyet her ne idiyse onda kalmak demektir.” (s. 63). Hâsılı, “Kusur dinde değil, onu sultalarının idamesine âlet ittihaz eden müstebid hükümdarlarda ve onların bendegânı olan ulemadadır.” (s. 119). İleri’nin görüşleri özetle böyle!

***

İşte bu sabit fıkıh anlayışı ve “bendegân aydınlar”, İslâm toplumlarının değişen durum ve ihtiyaçlara karşı “yeni fikir”ler üretmesini; hatta “icat” kabiliyetini engelliyor, bizi “iktibasçı” bir terakkiye ve geriliğe mahkûm ediyor. Daha acısı, başka bir kültürden yapılan “iktibaslar”ı da sadece seyrediyoruz. İşte geri kalış sebeplerinden biri bu!..

Bence düşünmeye değer!..

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (14)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.