“İlk İslam toplumunun oluşumu” üzerine

Mustafa Çağrıcı

Bir önceki yazımda bugünlerde KURAMER’in üç önemli kitap yayımladığını duyurmuştum. Bunlardan bugün bahsedeceğim kitap Medine’de İslam Toplumunun Oluşumu başlığını taşıyor. Eser üç bölümden meydana gelmektedir ve bu bölümler, üçü de bu alanın uzmanı olan Prof. Dr. Mustafa Fayda, Prof. Dr. İsrafil Balcı ve Prof. Dr. Rıza Savaş hocalarımız tarafından kaleme alınmıştır.

***

Bize öğretilen kalıplaşmış bilgilere göre Sahabe-i Kiram’ın hepsi gönülden inanarak Müslüman olmuşlardır. Onlar “Asr-ı saadet” insanlarıdır; din konusunda asla dünya hesapları yapmamışlardır.
Epeyce bir zamandan beri şu anlamda bazı mülahazalar hep kafama takılmıştır:

“Hz. Peygamber, 610’ların başında kendisine ilk vahyin gelmesinden itibaren Mekke’de ve hicreti takiben Medine’de yaklaşık 20 yıl boyunca gidebildiği her yerde, her şartta, ulaşabildiği herkese ayetleri duyurdu, dinini anlattı. Çevresindeki müminler de sonuna kadar kendisine destek oldular. Fakat başta Mekke müşrikleri olmak üzere Medine dışındaki Arap kabilelerinin tamamına yakını inanmamakta direndiler; hatta çokları Mekkelilerle birlik olup Hz. Peygamber’e karşı savaştılar; onu ve İslam’ı öldürmeye çalıştılar. Neden Müslümanlaşma 20 yıl boyunca bireysel düzeyde kalırken Mekke’nin fetihten sonra Arap kabileleri Hz. Peygamber’e heyetler gönderip kitleler halinde Müslüman oldular? İnanma kalp ve ikna işidir. Fetih öncesi ile sonrası arasında ne değişti de 2,5 yılda neredeyse bütün Araplar, tarihlerinde ilk defa, tek bayrak altında birleşip bir siyasi yapı oluşturdular?

Çok da bilgiye dayanmadan şöyle bir kanaate vardım: O zamanın Arapları kabileciydi, kabile reisleri de zeki insanlardı. Kâbe ve ticaret sayesinde Kureyşliler’i çok iyi tanıyor ve kendilerinden daha akıllı olduklarını düşünüyorlardı. Onun için neredeyse tüm Arap kabileleri Kureyş’i gözetlediler. Mekke fethedilip Kureyş teslim olunca bu kavganın Peygamber ve İslam lehine bittiğini gördüler ve kitleler halinde gelip “İslam”ı, yani “teslimiyet”i kabul ettiler. Hz. Peygamber de böyle bir göstermelik İslam oluşu yeterli gördü; çünkü bunun zamanla dürüst ve samimi imana dönüşeceğini biliyordu.

Mustafa Fayda hocamın anılan eserde (s. 6), İbn Hişâm’ın meşhur Siyer kitabı vasıtasıyla ilk Siyer müellifi İbn İshak’tan aktardığı ağıdaki bilgiyi okuyunca “Tam aradığımı buldum” diye sevindim:

“Araplar, İslâmiyet konusunda Kureyş kabilesi ile Resûlullah arasındaki mücadeleyi gözleyip duruyorlardı. Çünkü Kureyş kabilesi insanların önder ve kılavuzları olmaları yanında, el-Beytü’l-Harâm sâkinleri, İbrâhim’in oğlu İsmâil’in (a.s.) halis çocukları idiler… Mekke’nin fethedilip İslâm hâkimiyetine girmesiyle Kureyş fiilen ve nihai olarak ona boyun eğince Araplar Resûlullah’a karşı savaşa ve düşmanlığa güç yetiremeyeceklerini anladılar ve dalgalar halinde Allah’ın dinine girdiler.”

***

Medine’de İslam Toplumunun Oluşumu başlıklı kitabın tamamı bize şu kanaati veriyor: Şartlar, Hz. Peygamber’in kendisini sadece dar anlamda bir din kurucusu ve önderi değil, aynı zamanda bir siyasi lider olarak da konumlandırmasını gerektiriyordu; bunu da hakkıyla ifa etti. Nitekim Araplar gibi önceki iki Sâmî dinden Yahudiliğin Peygamberi Hz. Musa ve Hıristiyanlığın Peygamberi Hz. İsa zamanımda İsrail Oğullarının da devletleri yoktu. Musa İsrail Oğullarını 400 küsur yıldır kaldıkları Mısır’daki Firavunlar yönetiminden kurtarmış ve Sina çölüne getirmişti. Amacı onları Filistin’e ulaştırıp bir devlet kurmalarını sağlamaktı. Fakat “sert enseli kavm”in aksilikleri yüzünden onlarla birlikte 40 yıl çölde dolaştı durdu.

Sonunda İsrail Oğulları’na siyasi bir başarı getiremeden öldü.

Hz. İsa doğmadan 63 yıl önce Roma ordusu Yahudi yönetimini devirerek “Kutsal Topraklar”a hâkim olmuştu. Dolayısıyla Hz. İsa hayattayken de bir Yahudi devleti yoktu. Zaten 30 yıl kadar süren kısa ömrü içinde onun Benî İsrail devleti kurmak gibi siyasi bir amacı da olmadı. Hz. Ömer Kudüs’ü savaşsız teslim aldığında burada Doğu Roma (Bizans) yönetimi vardı. İsa’nın dini, kendisinden yaklaşık dört yüzyıl sonra, bozulmuş (muharref) bir din olarak Avrupa’da siyasi bir güç oldu.

Araplar’a gelince, lider-peygamber Hz. Muhammed aleyhisselam, sadece 10 yılda onları -Avusturyalı oryantalist Von Grunebaum’un ifadesiyle- fiilen “kültür-millet”ten “devlet-millet”e taşıdı. İşte anılan eserimiz, yetkin kalemler eliyle, sonraları bizim kurduğumuz uygarlıkların da temel dinamiklerinden olan bu 10 yıllık süreçte yaşananları anlatmaktadırlar.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (49)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.