‘Başkanlık’a dini delil aranır mı?

Yusuf Ziya Cömert

Güzel bir insan tipi vardır. Bilgili, babacan, müşfik, muhafazakar.

Allahım, nasıl sıfatlar cem oldu bir ufacık cümlede!

İnsan hakları?

İslam, insan haklarına çok önem vermiştir.

Kadın?

İslam, kadına en büyük değeri vermiştir.

Ağaç?

İslam, ağaç dikmeye büyük önem vermiştir.

Demokrasi?

İslam, aslında demokrasidir.

Bilim?

İslam, bilime de çok önem verir. Hatta en çok İslam verir.

Ama her şey öyle güzel izah edilir ki bildiğiniz gibi değil.

Sorunsuz, mutlu, sağlığa uygun bir insan tipi.

Memleketin saadeti için böyle insanlara ihtiyacımız var.

Adalet?

Devlet?

O kardeşlerimizin mutlaka bu sualler için de uygun cevapları vardır.

Milli gelir hesaplamalarında böyle kalemlerin karşısına dünyevi bir değer yazılmıyor. Yazılabilse kişi başına milli gelirimiz, gayrı safi milli hasılamız, daha da artar.

Eyvah! Ben şimdi kendimi mi eleştiriyorum? Çünkü bende de bazısı var bu anlattığım vasıfların.

Biz insanlar kendimizin avukatlığını yapmakta mahirizdir. Benim de elbette bir savunmam var.

Benim savunmam, ‘gerçeklik.’

Yani, fiili ya da tarihsel gerçeklikle idealler arasındaki çelişkiyi görmekten kaçınmamak.

Mensubu bulunduğum topluluğun bu veya benzeri konularda bir eksikliği varsa o eksikliği aklım erdiği kadar göstermek.

‘Gerçeklik’in doktrine tecavüz ettiği vakaları halının altına süpürmemeye çalışmak.

‘Çalışmak’ dedim. Demek ki bunu her zaman başaramıyorum.

Eh, hepimiz noksanlarla malulüz.

Siparişe uygun malzeme üretme kabiliyetinin zayıf olması da bir ‘maluliyet’ sayılır.

Mevzular bazen çok katıdır. Gelir, burnumuza dayanır.

Kürt sorunu?

Mezhepçilik?

Bunlar demir leblebidir, bir çırpıda halledilemez.

Başkanlık?

En yeni mevzuumuz bu… Var mı kitapta yeri?

Vardır.

Şimdi, diyebilirim ki; bizim geleneğimizde yaygın olan, tarihte tecrübe ettiğimiz idari gelenek, öteki sistemlerden daha çok başkanlığa benzer.

Yine de ben başkanlık sistemine dini bir delil, dini bir gerekçe bulma ihtiyacı duymam.

Dinin, yönetimin şeklinden ziyade muhtevasıyla ilgilendiğini düşünmeye daha yatkınım. (Yönetim şekli konusunda çok ciddi tarihi tartışmalar oldu. Bilhassa Hilafet’in ilgasından sonra… Bu tartışmalara kısmet olursa başka zaman bakalım.)

‘İyi bir şekil’in içinde ‘iyi bir muhteva’ aliyyül ala olur. Ama bunun tersi de imkan dahilindedir.

Nedir muhteva?

‘Mülk’ün, (bu bağlamdaki anlamıyla) ‘yönetim’in temeli neyse o.

Adalet.

İnşallah yanlış hatırlamıyorum, İmam-ı Gazali’de gördüm.

Emniyet.

Beş taneydi: Din emniyeti, can emniyeti, mal emniyeti, nesil emniyeti, akıl emniyeti.

Ve benzeri ilkeler… Bunlardır muhteva.

‘Doktrin’i, ‘ilke’yi ihlal etmeden bu ‘muhteva’yı gerçekleştiren, menzil-i maksuda erer.

Başkanlığın, şu anda içinde bulunduğumuz şartlar sebebiyle lüzumlu hale geldiğini söylemek anlamlıdır.

Şartlar değişti. Askeri vesayet kalktı. ‘Devlet’le ‘siyaset’ arasındaki gerilim kalktı.

Cumhurbaşkanı halkın doğrudan oylarıyla seçilir oldu.

Başka birçok faktör tarihimizin bu kesitinde bir araya toplandı ve başkanlık fiili bir gerçeklik olarak kendisi geldi.

Fiili gerçeklikle hukuki normları uzlaştırmak artık siyasetin işi.

‘Mevzuat fili duruma uysun da nasıl uyarsa uysun’ mu diyeceğiz?

Bu da yanlış.

Siyaset, ‘Türkiye’ diye neye diyorsak, onu oluşturan unsurların ‘müşterek’lerini gözetirse ortaya çıkacak sonuç daha güzel olur.

Aman ‘unsur’ deyince aklınız ‘etnisite’ye takılmasın. Zenginlik ve yoksulluk, sağcılık ve solculuk dahil dini, fikri, siyasi, içtimai, her şey ‘unsur’dur.

(Eskiden, dergilerin logosunun altında ‘Aylık, dini, fikri, içtimai mecmua’ diye yazardı. ‘İçtimai’ kelimesi öteki kelimelerin ardına bu çağrışımla geldi. ‘Toplumsal’ da diyebilirdim, sorun olmazdı.)

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.