PKK şirketi, Feto şirketi

Yusuf Ziya Cömert

PKK, bir terör şirketiydi. (Bugün de öyle.) Başlangıçta istinat ettiği tabanı hesaba katarak terör üretmiş olabilir. Bir nevi ‘iç talep’e hitap etmiş olabilir. En azından Kürtler’in ihmal edildiğine, dilini konuşamadığına, kültürünü yaşayamadığına dair tezlerle kendi varlığını kendi piyasasında anlamlı kılmış olabilir.

Sonra, PKK’nın ürettiği terörle terörü dayandırdığı sosyal gerçeklik arasındaki irtibat koptu.

Fakat elde bir şirket var. Terör üretme kapasitesine sahip bir şirket.

Ne olacak? Şirket kendisini mi kapatacak?

Kapatsa iyiydi, fakat kapatmadı.

İhale almaya başladı.

Karlı, kazançlı ihaleler aldı.

Kazanç, terör üretmekte istihdam ettiği kitlenin, Kürt çocukların hiçbir işine yaramıyordu.

‘Şirket’in çıkarları uğruna Kürtlerin huzuru berbat ediliyor, buna ilaveten Kürtler barışın tesis edilmesi halinde erişebilecekleri refahtan mahrum bırakılıyordu.

El-an manzara budur.

Türklerin ve Kürtlerin en büyük sorunu olan PKK, adını ne koyarsanız koyun üst akıl, alt akıl, Avrupa, Amerika, Batı, Rusya, Esad... Onların verdiği ihalelerin ‘hakediş’leriyle mevcudiyetini sürdürüyor.

Paralel terörün şimdi, bilhassa 15 Temmuz’dan sonra geldiği nokta PKK’nınkine benziyor.

Kutsallaştırılmış amaçlar, hedefler, hizmet, din, iman edebiyatı patladı, berhava oldu.

Fakat ortada büyük bir şirket var.

Belki de menşei Türkiye olan en büyük şirket bu paralel şirkettir.

Maddi varlığı ‘on milyar dolar’larla ifade ediliyor. Otuz milyar dolar diyen de var, elli milyar dolar diyen de.

En düşük rakamlar bile Türkiye’nin en büyük şirketlerinden daha büyük.

40 yıllık bir süreçte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin desteğiyle, ABD’nin ve İsrail’in himayesiyle büyütülmüş, geliştirilmiş bir şirket.

Bakıyorsunuz Orta Asya’da, Afrika’da, Uzak Doğu’da, bazı rejimlerle öyle iç içe geçmiş ki kimi yerlerde devleti paralellerden temizlemeye girişseniz devlet ortadan kalkacak.

O ülke elitlerinin en azından bir kısmı Paralel örgütün okullarında okumuş. Yani neredeyse iş işten geçmiş.

Kazakistan Devlet Başkanı, ‘okulları kapatırım’ diyemiyor. Ancak, ‘onlara Türkiye’nin aleyhine iş yaptırmayacağını’ söyleyebiliyor.

Azerbaycan’da her delikten bir ‘paralel vaka’ çıkıyor.

Kırgızistan rivayetlere göre, ‘hiçbir şey yapamayacak durumda.’

Evet, Türkiye’de teşhis edildi, suçüstü yakalandı. Kimse kolay kolay paralel bir düdük öttüremez.

Fakat dışarıda ‘iş yapma kapasitesi’ var.

Bu, aynı zamanda ‘Türkiye aleyhine iş yapma kapasitesi’ demektir.

PKK’nın yaptığı gibi hala kendisini kullandırtmaktan hoşlandığı güçlerden ihale alabilir ve mevcudiyetini devam ettirebilir.

ABD, Gülen’i iade etmezse bu kapasite yüzünden etmez.

Türkiye’de isteyerek veya istemeyerek Feto yüzünden başı belaya giren ‘efrat’ örgütün umurunda olur mu? Asla!

Hele ayak takımından, garip gurebadan olanları anında satarlar. Belki şu meşhur piramitlerinin sivri tarafında duranlara alaka gösterirler.

Geri kalanının başına ne gelirse gelsin!

Yeter ki şirket yaşasın.

Din, iman işleri ne olacak?

Din, iman mekanizmanın ‘iaşe’ ve ‘ibate’si açısından çok faydalıydı.

Şimdi özellikle Türkiye’de din üzerinden para ve insan devşirmeleri çok zor.

Yine de dinsiz olmaz.

Şirket menfaatleri devam ettikçe şirketin ‘kadro’su giderek daha çok içine kapanan bir dini grup, bir ‘sekt’ olarak kalabilir.

Bu, üzücü bir şey.

Şu pis işlere bulaşmasaydılar, şantajdan hırsızlığa, cinayete, kumpasçılıktan darbeciliğe kadar her türlü aşağılık fiili irtikap etmeseydiler...

Dinlerini de dünyalarını da temiz tutsaydılar...

Daha iyi olmaz mıydı?

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.