KARAR yazarı İbrahim Kahveci, "Zarar 2001 krizini geçti" başlıklı köşe yazısında, Türkiye'de eylül ayında patlak veren fon skandalının sermaye piyasalarında yol açtığı değer kaybını ve bunun reel ekonomiye olası etkilerini değerlendirdi. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) verilerinden hareketle borsadaki kaybın boyutlarını ortaya koyan Kahveci, krizin yalnızca tasfiye edilen fonlarda parası bulunan yatırımcılarla sınırlı olmadığını vurguladı.
Kahveci, borsada işlem gören şirketlerin halka açık hisselerindeki değer kaybının yaklaşık 3 trilyon liraya ulaştığını belirterek, bu durumun 6 milyonu aşkın borsa yatırımcısını etkilediğini ifade etti.
Finansal piyasalardaki gelişmelerin üretim, ticaret, tüketim ve istihdam üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurabileceğini savunan Kahveci, Türkiye'nin zincirleme bir ekonomik daralma riskiyle karşı karşıya olduğunu yazdı.
SPK VERİLERİYLE ORTAYA KOYDU: 1,5 AYDA 3 TRİLYON LİRAYA YAKIN KAYIP
Kahveci'nin aktardığı SPK verilerine göre, Ağustos 2026 sonunda Borsa İstanbul'da işlem gören 623 şirketin toplam piyasa değeri 23 trilyon 37 milyar 560 milyon liraydı. Ekim ayında ise borsadaki şirket sayısı 626'ya yükselmesine rağmen toplam piyasa değeri 15 trilyon 828 milyar 476 milyon liraya geriledi. Böylece şirketlerin toplam piyasa değerindeki azalma 7 trilyon 209 milyar liraya ulaştı.
Aynı dönemde şirketlerin halka açık kısımlarının piyasa değeri ise 9 trilyon 591 milyar liradan 6 trilyon 632 milyar liraya düştü. Bu veriler, halka açık hisselerin piyasa değerinde yaklaşık 2 trilyon 959 milyar liralık azalmaya işaret etti.
Kahveci, dolar bazındaki kaybın 65,5 milyar dolar olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Şirketlerin halka açık hisse senetlerini alan yatırımcılar fon lağımının patlaması sonrası 3 trilyon liraya yakın bir servet kaybetti."
Yazar, bu hesabın fon tasfiyeleri nedeniyle doğrudan zarar gören yaklaşık 400 bin yatırımcıya değil, borsadaki genel değer kaybına ilişkin olduğunun altını çizdi.
"Burada 'AK Partili foncu çocukların' fon vurgunundan kaybeden 400 bin kişiden bahsetmiyorum. Zincirleme etki ile 6 milyonu aşan tüm borsa yatırımcılarının kaybından bahsediyorum."

"ZARAR 2001 KRİZİNİN MALİYETİNİ GEÇTİ"
Borsadaki kaybı Türkiye'nin geçmişte yaşadığı ekonomik krizlerle karşılaştıran Kahveci, 2001 bankacılık krizinin kamuya maliyetinin yaklaşık 47 milyar dolar olarak hesaplandığını hatırlattı.
Halka açık hisselerin piyasa değerindeki 65,5 milyar dolarlık gerilemenin bu tutarın üzerinde olduğuna dikkat çeken Kahveci, yaşanan servet kaybının Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 4'ünü aştığını belirtti.
"Servet kaybı deyip küçümsemeyin. Bugün ülkemizin GSYH'sının yüzde 4,0'ünü aşan bir kayıpla karşı karşıyayız" diyen Kahveci, finansal piyasalardaki gelişmelerin etkilerinin henüz tam olarak hissedilmediğini savundu.
Kahveci, "Servet kaybının etkisini yavaş yavaş görmeye başladık. Ama asıl ilerleyen günlerde bu olumsuz etkiyi çok daha sert göreceğiz" ifadelerini kullandı.
TÜKETİCİ GÜVENİNDE SERT DÜŞÜŞ: EV VE OTOMOBİL ALMA BEKLENTİLERİ GERİLEDİ
Kahveci, borsadaki değer kaybının tüketim harcamalarını da etkileyeceğini belirterek ekim ayına ilişkin tüketici güveni verilerine dikkat çekti. Yazısında Tüketici Güven Endeksi'nin ekim ayında yüzde 7,7 gerilediğini aktaran Kahveci, alt kalemlerdeki düşüşleri şöyle sıraladı:
- Gelecek 12 ayda genel ekonomik durum beklentisi: Yüzde 13,2 düşüş
- Gelecek 12 ayda tasarruf etme ihtimali: Yüzde 12,8 düşüş
- Gelecek 12 ayda ev alma ihtimali: Yüzde 12,3 düşüş
- Otomobil alma ihtimali: Yüzde 17,6 düşüş
Borsada servetini kaybeden yatırımcıların büyük harcamalarını erteleyeceğini savunan Kahveci, "Servetini kaybeden kim konut alır, kim araba alır?" diye sordu.
Tüketimdeki daralmanın yalnızca konut ve otomobil piyasalarını değil, günlük alışverişleri ve küçük işletmeleri de etkileyebileceğini belirten Kahveci, özellikle esnafın zorlanacağı uyarısında bulundu.
"Kepenk kapatmalar bizi bekliyor" ifadelerini kullanan yazar, finansal piyasalardaki krizin ticari hayat üzerindeki sonuçlarının ilerleyen dönemde daha belirgin hale geleceğini öne sürdü.
"FİNANSAL KRİZLER ENİNDE SONUNDA REELLEŞİR"
Kahveci, yaşanan gelişmelerin yalnızca bir borsa krizi olarak değerlendirilmesinin büyük hata olacağını savundu. "Finansal krizler eninde sonunda reelleşir" sözünü yaklaşık bir aydır tekrarladığını belirten yazar, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehlikenin finans sektörünün sınırlarını aştığını ifade etti.
Kahveci, "Olaya basit bir borsa-finans krizi diye bakanlar kesinlikle büyük yanılgı içindedir" dedi.
Ekonomide birbirini besleyen iki temel sorun bulunduğunu belirten Kahveci, bunları ödeme krizi ve mülkiyet sorunu olarak tanımladı.
"ÖDEME KRİZİ SAĞLAM ŞİRKETLERİ DE İFLASA SÜRÜKLEYEBİLİR"
Kahveci'ye göre krizin en önemli sonuçlarından biri, finansal yükümlülüklerini yerine getiremeyen şirketlerin diğer işletmeleri de zor duruma düşürme ihtimali. Bir şirketin borcunu ödeyememesinin, alacaklı durumdaki başka bir şirketin nakit akışını bozabileceğini belirten Kahveci, bu durumun zincirleme bir likidite krizine dönüşebileceğini savundu.
"Ödeme krizine giren şirketler sağlam şirketlerin alacaklarının tahsilini de kapatır. Zincirleme bir likidite sorunu ve küçülme ile beraber iflas süreçleri tetiklenir."
Yazar, bu sürecin yalnızca fon skandalına doğrudan karışan şirketleri değil, ticari ilişkiler nedeniyle bu şirketlerle bağlantılı diğer işletmeleri de etkileyebileceğini ifade etti.
"ASIL TEHLİKELERDEN BİRİ MÜLKİYET SORUNU"
Kahveci, ödeme krizinin yanı sıra mülkiyet hakkına duyulan güvenin zayıflamasını da önemli bir ekonomik risk olarak değerlendirdi.
Türkiye'de yalnızca fon skandalıyla sınırlı olmayan daha geniş bir mülkiyet sorunu yaşandığını savunan Kahveci, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun diploma iptali tartışmaları sırasında yaptığı uyarıyı hatırlattı.
İmamoğlu'nun, "Bugün benim diplomamı iptal edenler yarın sizin deden kalma tarlanıza da el koyar" sözlerini anımsatan Kahveci, yaşanan gelişmelerin mülkiyet hakkına ilişkin endişeleri artırdığını ileri sürdü.
Yazar, hukuki güvenliğin ve mülkiyet hakkına duyulan güvenin zayıflamasının ekonomik faaliyetleri olumsuz etkileyebileceğini savundu.
"MEVCUT İKTİDAR BU KRİZİ YÖNETEMİYOR"
Kahveci, yazısında iktidarın fon skandalına yönelik politikalarını da eleştirdi. 2001 ekonomik krizini hatırlatan Kahveci, o dönemde yaşanan krizin mevcut yönetim tarafından çözülemediğini belirterek bugünkü gelişmelerle benzerlik kurdu.
"Nasıl ki 2001 krizini o krize neden olan iktidar kadroları yönetemedi… Şimdi de bunun bir başka versiyonunu yaşıyoruz" diyen Kahveci, hükümetin mevcut krize karşı yeterli adımları atamadığını savundu.
Kahveci, şu ifadeleri kullandı:
"Mevcut iktidar bu krizi yönetemiyor. Yönetememenin yansımasını eriyen güven krizi ve eriyen servet değerleri üzerinden takip edebilirsiniz."
Erken seçim çağrısında da bulunan Kahveci, "Derhal seçime gidilmezse korkarım ki, kriz maliyeti çok daha ağır olacaktır" değerlendirmesini yaptı.
"KRİZİN MERKEZİNDE GÜVEN SORUNU VAR"
Yazısının son bölümünde ekonomik krizin çözümü için güven ortamının yeniden oluşturulması gerektiğini vurgulayan Kahveci, iktidarın yaşanan sorunlarla yüzleşmek yerine üzerlerini örtmeye çalıştığını ileri sürdü.
Kahveci, "Ortada sadece borsa ve parasal bir sorun yok. Yukarıda bahsettiğim gibi giderek yayılan bir finansal fırtına içindeyiz" ifadelerini kullandı.
Fon skandalının siyasi ve toplumsal boyutlarının da değerlendirilmesi gerektiğini savunan Kahveci, sorunların çözümü için geniş kapsamlı bir yaklaşım gerektiğini belirtti.
"Burada en önemli sorun GÜVEN unsurudur" diyen Kahveci, hükümetin eleştirilere yaklaşımını da hedef aldı.
İktidarın sorunları çözmek yerine muhalifleri hedef aldığını öne süren Kahveci, bunun ekonomik güvenin yeniden sağlanmasını zorlaştırdığını savundu.
Yazısını toplumun ekonomik koşullar nedeniyle zaten büyük baskı altında olduğunu belirterek tamamlayan Kahveci, şu soruları yöneltti:
"Normal vakitlerde bile boğulma hissi yaşayan bir toplumun nefes borularının tamamen tıkanması ne demektir? Sonuçları neler olabilir? Düşünen var mı?"
Kahveci, "Sorunları çözmek yerine örtmek ve başka sorun yaratmak çok ama çok tehlikelidir. Umarım aklı başında birileri kalmıştır ve gerçekleri söyleyebiliyordur" sözleriyle uyarılarını tamamladı.
