YENİ Parti Parti Meclisi üyesi ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, 2026 yılı bütçe gerçekleşmelerine ilişkin değerlendirmesinde, Yoksullukla Mücadele ve Sosyal Yardımlaşma Programı kapsamında yılın ilk 7 ayında 285 milyar 33 milyon lira harcandığını belirtti. Taşcıer, sosyal yardım harcamalarındaki artışın düşük gelirler ve geçim koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
7 AYDA ÖDENEĞİN YÜZDE 51,5'İ KULLANILDI
Taşcıer, yaptığı yazılı açıklamada, 2026 yılı başında Yoksullukla Mücadele ve Sosyal Yardımlaşma Programı için 553 milyar 584 milyon lira ödenek ayrıldığını aktardı.
Program kapsamında ocak-temmuz döneminde 285 milyar 33 milyon lira harcama yapıldığını belirten Taşcıer, böylece yılın ilk 7 ayında ayrılan ödeneğin yüzde 51,5'inin kullanıldığını ifade etti.
Taşcıer, aylık harcamaların da yıl içinde yükseldiğine dikkati çekerek şu ifadeleri kullandı:
"Yoksullukla mücadele ve sosyal yardımlaşma kapsamında ocak ayında 28,1 milyar lira olan harcama, temmuz ayında 48,4 milyar liraya yükseldi. Böylece aylık harcama tutarı yalnızca altı ay içinde yüzde 72 arttı. Temmuz ayında yoksullukla mücadele için harcanan tutar ocak ayının yaklaşık 1,7 katına ulaştı. Kamu bütçesinin giderek daha büyük bir bölümü, milyonlarca yurttaşın temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için sosyal transferlere ayrılıyor. Türkiye’de sosyal yardımlara duyulan ihtiyacın neden bu kadar büyüdüğünü tartışmak gerekiyor. Ücretlerin geçim maliyetinin gerisinde kaldığı, emekli aylıklarının temel ihtiyaçları karşılamakta zorlandığı, güvencesiz ve düşük ücretli çalışmanın yaygınlaştığı bir ekonomik düzende sosyal yardım harcamalarının yükselmesi şaşırtıcı bir sonuç sayılmaz. Sosyal yardım bütçesindeki artış, aynı zamanda emek gelirlerinin yetersizliğinin bütçeye yansıyan yüzüdür. Asıl sorun, çalışanların ve emeklilerin düzenli gelirlerinin insanca yaşamaya yetmemesi ve giderek daha geniş toplum kesimlerinin kamusal desteğe ihtiyaç duymasıdır. Çalışan yoksulluğunun yaygınlaştığı bir ülkede istihdam sahibi olmak da yoksulluktan kurtulmaya yetmiyor."
TAŞCIER'DEN SOSYAL POLİTİKA ELEŞTİRİSİ
Sosyal politika uygulamalarının yönünün de ele alınması gerektiğini belirten Taşcıer, ücret ve emekli aylıklarının yetersiz kaldığı durumlarda sosyal transferlerin gelir açığını kapatmak amacıyla kullanıldığını savundu.
Taşcıer, bu yaklaşımın yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine kamu kaynaklarıyla yönetilmesi sonucunu doğurduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
"Ücret politikasıyla sağlanamayan gelir, sosyal yardım mekanizmalarıyla tamamlanmaya çalışılıyor. Emekli aylıklarıyla sağlanamayan geçim güvencesinin bir bölümü çeşitli desteklerle karşılanıyor. Hak temelli ve düzenli gelir politikalarının alanı daraldıkça, ihtiyaç tespitine dayalı sosyal transferlerin önemi büyüyor. Böyle bir yapı yoksulluğun ortadan kaldırılmasından çok, yoksulluğun kamu kaynaklarıyla idare edilmesi sonucunu doğuruyor"
Taşcıer, yoksullukla mücadelede sosyal yardımların azaltılmasının değil, sosyal koruma mekanizmalarının güçlendirilmesinin gerektiğini ifade etti. Bu kapsamda asgari ücretin yükseltilmesi, emekli aylıklarının geçim koşullarına göre belirlenmesi, sendikal hakların güçlendirilmesi, kayıt dışı ve güvencesiz çalışmanın azaltılması ve gelir dağılımının emek lehine değiştirilmesi gerektiğini belirtti.
“AKP'NİN SOSYAL POLİTİKA MODELİ YOKSULLUĞU ORTADAN KALDIRMAK YERİNE YÖNETMEK”
Taşcıer, AKP dönemindeki sosyal politika uygulamalarına ilişkin eleştirilerini de sürdürerek şu ifadeleri kullandı:
"Bir ülkede yoksullukla mücadele için ayrılan kaynak büyürken yoksulluk gerilemiyorsa, tartışılması gereken, sosyal yardım alan yurttaşlar değil, onları sosyal yardıma muhtaç bırakan ekonomik düzendir. AKP döneminde sosyal politika giderek yurttaşı düzenli, güvenceli ve hak temelli gelir mekanizmalarıyla güçlendirmek yerine, düşük gelirleri çok sayıda sosyal yardım programıyla tamamlayan bir yapıya dönüştü. Yoksulluk böylece ortadan kaldırılması gereken toplumsal bir sorun olmaktan çıkarılarak, sürekli yönetilmesi gereken bir alana dönüştürüldü. Bu modelin temelinde önemli bir tercih yatıyor: Ücreti baskıla, emekliyi düşük aylığa mahkum et, sendikal örgütlenmeyi zayıflat, ardından ortaya çıkan gelir açığını sosyal yardımlarla kapat. Böylece yurttaş kendi emeğinden ve sosyal güvenlik hakkından elde etmesi gereken gelirin bir bölümünü, ihtiyaç tespitine bağlı kamu transferleri aracılığıyla almaya başlıyor. Sorun, sosyal yardımın düşük ücret ve düşük emekli aylığı politikasının tamamlayıcısı haline getirilmesinde ortaya çıkıyor.
Sosyal devlet yurttaşa lütufta bulunmaz; hak sağlar. Güvenceli çalışma, yeterli ücret, sendikal örgütlenme, sosyal güvenlik, emeklilik, sağlık, eğitim ve barınma haklarını güvence altına alır. Yurttaşı siyasi iktidarın takdirine mümkün olduğunca az bağımlı kılar. Yardım ağırlıklı model ise gelir dağılımının yarattığı eşitsizliği kaynağında düzeltmek yerine sonuçlarını transferlerle hafifletmeye çalışır. Sosyal yardım alan yurttaş bu düzenin sorumlusu değil, ağır ekonomik koşulların doğrudan mağdurudur. Yardımın kesilmesini veya azaltılmasını savunmak, yoksulluğun faturasını yeniden yoksula çıkarmak anlamına gelir. Eleştirinin adresi yardım alan milyonlar değil; insanları yardıma ihtiyaç duyar hale getiren ve ardından bu bağımlılığı kendi sosyal politika anlayışının merkezine yerleştiren iktidar tercihidir."
“KAMU KAYNAĞI İKTİDARIN LÜTFU GİBİ SUNULAMAZ”
Sosyal politika ile siyasi iktidar arasındaki ilişkinin de değerlendirilmesi gerektiğini belirten Taşcıer, kamu kaynaklarının siyasi iktidarın bir lütfu gibi sunulmaması gerektiğini söyledi.
Taşcıer, şu ifadeleri kullandı:
"Sosyal hakların kurumsal ve evrensel niteliği zayıfladığında, kamu kaynaklarının dağıtımı ile siyasi iktidar arasındaki mesafe de daralıyor. Sosyal politika yurttaşın devletten talep edebildiği bir hak alanı olmaktan uzaklaşıp iktidarın ‘verdiği’ yardım biçiminde sunulduğunda, devletin kaynağı siyasi iktidarın cömertliği gibi gösterilebiliyor. Oysa dağıtılan para iktidar partisinin kasasından çıkmıyor; vergilerden ve kamu kaynaklarından oluşan bütçeden karşılanıyor"
Taşcıer, sosyal transferlerin kamusal bir hak ve sosyal koruma mekanizması olarak ele alınması gerektiğini belirterek değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
"Sosyal politika ile siyasi sadakat arasında son derece sakıncalı bir bağ kurulmasının zemini oluşuyor. Yoksulluk artık ekonomik politikanın çözmesi gereken bir sorun olmanın ötesinde, yönetilebilir ve siyasal olarak kullanılabilir bir bağımlılık ilişkisine dönüşüyor"
