Bazı kurumlar vardır, isimlerini andığınızda aklınıza sadece kağıt üzerindeki tüzükleri değil, o kurumun harcını karan ‘devlerin’ gölgesi gelir. Tarih Vakfı da benim için öyledir. Kuruluşunda ve bugünlere gelişinde Mete Tunçay, Zafer Toprak, İlhan Tekeli gibi, resmi tarihin gri örtüsünü kaldırıp hakikati aramayı namusu bellemiş, özgür düşüncenin kalesi olmuş duayenlerin emeği, nefesi vardır.
Böylesi güzide kurumlar kamu yararının bekçisi olarak kalmalı; sivil toplum vizyonu yerine, ‘hukuk sopası’ sallayan bir bürokrasi yakışmaz bu kurumlara.
Şimdi gelelim bu yazının ardındaki haberin hikâyesine… Geçtiğimiz hafta, eğitimci ve kültürel miras gönüllüsü Fatih Çavuş, Süleymaniye Camii Haziresi’nde bir mezar taşının üzerine doğrudan yapıştırılmış yakışıksız ‘bilgi levhasını’ fark edip sosyal medyada görüntüleriyle paylaştı. Levhanın alt kısmında açıkça ‘Tarih Vakfı’ logosu görülüyordu. Fatih Bey uyarısının ardından, levhanın Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kaldırıldığını da duyurdu. Biz de bu duyarlı vatandaşın paylaşımını, kaynağını da açıkça belirterek, tarihi mirasımızın maruz kaldığı ayıplara bir örnek olarak sayfalarımıza taşıdık. “Tarih Vakfı da bunu yaparsa” diyerek…
Haberimiz çıkar çıkmaz Vakıf Koordinatörü Ali Eryüzlü beni aradı, levhanın vakıf tarafından koyulmadığını belirtti. Konuşmadan anladım ki kurum, sosyal medyada günlerdir tartışılan bu iddiadan ve görüntüden bihaberdi. Sadece gazetedeki haberi görmüşlerdi. Ben de tüm iyi niyetimle; “Ali Bey, arkadaşlarınız madem öyle diyorlar, bunu belirten bir açıklama yollayın, hem internetteki haberin altına ekleyelim, hem de sayfada yer verelim” dedim. Mail adresimi verdim, beklemeye başladım.
İYİ NİYETE KARŞI HUKUK SOPASI
O sırada bir aile yakınımızı kaybetmiştim, cenaze telaşındaydım. Mail kutuma düşen metni gördüğümde okuduklarıma inanamadım. İyi niyetli çağrıma karşılık; yaptığım haberin “gerçeğe aykırı ve asılsız” olduğunu iddia eden, üstüne bir de hukukçuların açacağı dava ile tehdit edildiğim buz gibi bir tekzip metni gelmişti. “Asılsız beyan”, “saygınlığı zedeleyici nitelik” gibi ağır ithamlarla dolu bu metne sinirlenip tamamını okumadım bile. Ertesi gün, tam da cenazemizi defnederken bu kez vakıftan bir hanımefendi aradı. Acılı günümde yine aynı “hukukçularımız size mail iletti, asılsız haber yapmışsınız” nakaratları… Sabırla izah ettim: “Vakıf kendi hakkında sosyal medyada yazılanları takip etmiyor mu? Benim haberimin kaynağı o görüntülü iddiadır” diye yineledim.
TEŞEKKÜR YERİNE TEHDİT
Ama asıl skandal sonra patladı. Ertesi gün Fatih Çavuş gazetemizi arayıp bana ulaşmak için not bırakmış. Hemen kendisini geri aradım. Meğer kurum, habere konu olan meseleyi gündeme getiren bu duyarlı vatandaşımızı da arayıp “Size dava açacağız” diye tehdit etmiş! Fatih Bey ki; paylaşımından sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü hatayı görüp o levhayı oradan kaldırmış, kendisi de haberimizden sonra kurumun açıklamasını RT yaparak üzerine düşeni yapmış bir miras koruyucusu. Tarih Vakfı’ndan bir teşekkür alması gerekirken hukukla korkutulmaya çalışılması tek kelimeyle vicdansızlık.
Elimde Fatih Bey’in çektiği görüntüden fotoğraflar var; levhanın altındaki ‘Tarih Vakfı’ yazısı apaçık okunuyor. Şimdi soruyorum: Oturup o levhayı oraya kimin, hangi iş bilmezin yapıştırdığını araştırmak yerine; hatayı göstereni ‘hukuk sopası’ ile susturmaya çalışmak hangi ‘tarih bilincine’ sığar? Hukukçulara ayırdığınız kaynağı, kültürel mirasın korunmasına ayırsaydınız o hala kimin yapıştırdığını bilmediğimiz levha bugün bu tartışmanın konusu bile olmazdı. Sahi, bütün bunlar olurken, bir ayıbı ortaya çıkaranları hukukçularla dövmeye çalışırken, bir yandan da güvenlik görevlisinin de bulunduğu bir hazireye altında kocaman ‘Tarih Vakfı’ yazan bir levhanın mezar taşına nasıl yapıştırıldığını arayıp buldunuz mu?
SURLAR DÖVÜLÜRKEN MELEKLERİ TARTIŞMAK...
Şimdiye kadar bu kurum, hakikatin peşinde koşanların limanıydı. Şimdi ise görüyorum ki sivil toplumculuk; haberci avcılığına dönüşmüş. Sanki çalı arkasında saklanmış, Tarih Vakfı’nın açığını kolluyoruz… Öylesine bir kuru gürültü… Oysa biz sadece o tarihî mezar taşının üzerine ‘levha yapıştırma’ ayıbını gösterme derdindeydik.
Bizans İmparatorluğu’nun son günlerinde, Fatih’in topları surları döverken içeride ‘meleklerin cinsiyetini’ tartışan o körleşmiş zihniyetten ne farkı var şimdi Tarih Vakfı’nın bu tavrının? Şehir düşerken, miras hırpalanırken; vakfın derdi tarihî mezar taşının üzerine levha yapıştırılması değil, bu ayıbı ortaya çıkaranı ‘susturma çabası’ olmuş. Tarih, sadece tozlu raflardaki belgeler değildir hanımlar beyler; yapılan hatalardan ders almaktır. Eğer bir STK, hatayı düzeltene ve kayda geçene ‘teşekkür’ yerine ‘tehdit’ yolluyorsa; orada artık tarih yazılmıyor, sadece o devasa mirasın gölgesine sığınmış bir avuç kişi ‘bürokrasicilik’ oynuyordur.
Yazık. Bu seçkin kurumu bugünlere getiren duyarlı insanların emeklerine ve sivil toplum idealinin geldiği şu hale gerçekten çok yazık.
