Zamanın ve mekânın estetik enkazı...

Zamanın ve mekânın estetik enkazı...

gürül bir hikâye anlatırken, içinde zihnin çalışma biçimini yüksek bir edebiyata dönüştüren bir metin. Gücünü olayla birlikte, bilinç akışından, çağrışım zincirlerinden, tekrar eden imgelerden ve tabii bekleyiş duygusundan alıyor, olay ve bilinç akışı, çağrışım zincirleri, tekrar eden imgeler ve bekleyiş yan yana akan gümrah iki ırmak gibi.

ADNAN İSMAİLOĞULLARI

Metin, karakterin ‘Amerikanvari’ mutfağı ile çalışma masası arasındaki o dar koridorda filizlenirken, bu dar alan, karakterin hem sığınağı hem de hapishanesine dönüşüyor ve Halil Ziya Doğruöz mekânı bir dekor olmaktan çıkarıp metnin ana unsurlarından biri hâline getiriyor.

Üç Beş Adım Seyyahlıklar’da, nesnelerin konuştuğu dağınıklığın enstalasyonu ‘Yemek Masası’nın üzerinde sergilenirken, masa çalışma alanı olmaktan çıkıyor, defterlerin üst üste binip, ‘Made in China’ barkotları sanata sürtünerek Meryem’in anlam arayışlarının yön levhaları ve tükenmişliğinin çıkış noktaları oluveriyor. Masadaki bir tel sarı saç, Simon’un bir tüyü, buzlu simsiyah kahve kayıp olanın, yani Meryem’in geride bıraktığı ontolojik kanıtlar olarak bekleyişi derinleştiriyor.

Daha ilk sayfalarda masa, kahve, küllük, asansör sesi, kapı ve bekleyiş ekseninde kurulan atmosfer, metnin asıl meselesinin dış dünyada olan biten değil, içeride çalışan zaman, yas ve bekleyiş olduğunu açık ediyor. Özellikle ‘beklenen’, ‘kapı’, ‘asansör’, ‘Simon’, ‘defterler’ ve ‘altın kafeste mutlu bülbül’ etrafında örülen ağ, çok güçlü bir iç bütünlükle örülüyor…

‘İz, sahibinden uzun yaşar.’: İç bütünlük örgüsündeki bu cümle, modern insanın varlık sancılarını, bir dosya numarasının soğukluğu ve bir kedi tüyünün hafifliği arasına sığdıran parçalanmış bir hafıza yolculuğunun üç-beş adımlık seyahati ile metnin omurgasını inşa ediyor.

Kitap, temelde bekleyiş, zihnî çözülme ve anlamı/anlamları kelime üzerinden yeniden kurmanın üstün bir çabası. Anlatıcı yalnızca bir kaybın ardında yaşamıyor, aynı zamanda dili, zamanı ve hatırayı kontrol altına almaya çalışıyor. ‘Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar’ın asıl dramatik motoru olay değil, okuyucuyu içinde gezdiren ve hatta savuran zihnî anaforlar ve anaforların içindeki dönme dolap Türk modernleşmesi.

‘Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar’, Türk modernleşmesini ‘Amerikanvari’ bir mutfak açıklığı üzerinden eleştirirken, ‘vari’ eki, ne tam olan ne de kendisi kalabilen bir toplumsal kimliğin sembolüne dönüşüyor. ‘Frakı sırtına, fötrü başına geçirip masaya alafranga oturan, önüne kuru fasulye koyup soğanı da yumruğuyla ezen adam’, trajikomik bir kültürel yarılmayı kodlarken, yazar, bu yarılmayı dil üzerinden de sürdürerek, ‘memur amfibik bir canlıdır’ tespitiyle, sistemin içindeki bireyin arada kalmışlığını ve taklitçi doğasını ifşa ediyor.

Kitabın en önemli başarılarından biri atmosfer kurma kudreti. Açılıştaki buzlu kahve, küllük, Amerikanvari mutfak, asansör gürültüsü ve kapıya mıhlanmış bakış sinematografik bir gösteriye dönüşürken gösterişe değil, karakter psikolojisine hizmet ediyor. Simon’un bekleyişe ortak edilmesi çok etkili, Simon burada dekor değil, yasın, sadakatin ve yokluğun yaşayan tanığı. Karakterin ‘yanlış alarm’ cümlesini ona söyleyememesi, metnin en duygusal odaklarından biri olarak okuyucuyu anlatıcının yalnızlığına ortak ediyor.

‘Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar’, yüksek yoğunluklu imge ve düşünce üretimi. ‘Memur amfibik bir canlıdır’, ‘zamanın kartalın üstüne konan yırtıcı oluşu’, ‘insan ucuz hayat pahalıdır’, ‘hayatta bizim olup bizde kalabilenler kalpazanlardan kurtarabildiklerimizdi’ cümleleri, aforizma hevesi değil, karakterin düşünme tarzını açığa çıkaran unsurlar ve bu aforizma cümleleri karakterden kopuk değil, bir yazar gösterisi ise hiç mi hiç değil, metni kuvvetlendiren karakterin iç dünyası ve aynı zamanda metnin sosyolojik omurgası. Bu tespit, sadece bir meslek grubuna değil, Türk modernleşmesinin ‘arada kalmışlık’ sancısına bir atıf. Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar’ın resim ve edebiyat arasındaki ilişkiye dair kurduğu bölümler metnin en kuvvetli yanlarından biri. ‘Altın Kafeste Mutlu Bülbül’ karakteri önce sezgisel olarak etkileyen bir nesne, sonra zaman içinde okunan bir yapıt ve bu Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar’ın ikinci derin katmanı. Özellikle Meryem’in tabloyu yakma eylemi, ‘tüketilmiş sanat üretimi’, ‘siyahlığın üstünde duran kafes’ gibi unsurlarla okuduğu bölüm, hikâyeyi yas anlatısı olmaktan çıkarıp sanat ve anlam üretimi üzerine de düşünen bir metne dönüştürüyor.

‘Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar’, modern hayatın ‘dağınıklığını yerli yerine koymaya’ çalışırken, aslında dağınıklığın kendisinin bir düzen olduğunu ve insanın bu düzende yerini hiçbir zaman tam olarak bulamayacağını fısıldayan, sarsıcı bir ‘seyyahlık’ hikâyesi… Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘huzursuzluğu’ ile Oğuz Atay’ın ‘tutunamayan’ aydınını bir pandemi odasına kapatmak gibi, Tanpınar ve Atay arasındaki arafta tükenmez adımlar. Sosyolojik zekâsı çok keskin, dili ise yaralayıcı derecede dürüst…

Halil Ziya Doğruöz ismini not edin, Türk edebiyatının geleceğine çok değerli eserler üretecek…

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN