Kadınlarda depresyon tanısı erkeklere kıyasla yaklaşık iki kat daha sık konuyor ve bu durum, biyolojik, hormonal, psikolojik ve sosyal etkenlerin bir araya gelmesiyle şekilleniyor. Hormonal değişimler bazı ruh hâli dalgalanmalarına yol açsa da depresyon tek başına hormonlarla açıklanamayacak kadar karmaşık bir tablo oluşturuyor.
HAYATIN FARKLI DÖNEMLERİ RİSK OLUŞTURUYOR
- Ergenlik: Ergenlik dönemindeki hormonal değişimler, kimlik ve cinsellik soruları, okul ve sosyal baskılar kız çocuklarında depresyon riskini artırabiliyor.
- Adet öncesi dönem ve PMDD: Premenstrüel disforik bozukluk, bazı kadınlarda şiddetli ruh hâli değişiklikleri ve işlev bozukluklarına neden olabiliyor.
- Gebelik ve doğum sonrası: Gebelikte hormonal dalgalanmalar, ilişki sorunları veya önceki depresyon öyküsü depresyon riskini yükseltebiliyor. Doğum sonrası depresyon kadınların yaklaşık %10–15’inde görülüyor.
- Perimenopoz ve menopoz: Hormon seviyelerindeki düzensizlikler, uyku bozuklukları ve stresli yaşam olayları menopoz döneminde depresyon riskini artırıyor.
Uzmanlar uyardı: Türkiye’de anksiyete ve depresyon vakalarında artış
SOSYAL VE KÜLTÜREL ETKENLER
T24'te yer alan habere göre, kadınlarda depresyon yalnızca biyolojiyle açıklanamıyor; toplumsal baskılar, eşitsiz güç dengesi, aşırı sorumluluk yükü, tek ebeveynlik ve çocuklukta yaşanan cinsel veya fiziksel istismar gibi faktörler de tabloya katkı sağlıyor.
depresyonla birlikte görülen diğer sorunlar
Anksiyete, yeme bozuklukları, alkol ve madde kötüye kullanımı depresyonu ağırlaştırabiliyor ve tedaviyi zorlaştırabiliyor.
Uzmanlar, sürekli üzüntü, umutsuzluk, ilgisizlik, uyku ve iştah değişiklikleri, konsantrasyon sorunları veya intihar düşünceleri gibi belirtiler görüldüğünde destek aramanın önemini vurguluyor. Tedavi sürecine başlamak için aile hekimi, dahiliye veya kadın doğum uzmanı ilk adım olabilir; gerekli durumlarda ruh sağlığı uzmanına yönlendirme yapılıyor.
