Ağlamaya hakkı olmayanlar

Anneler ağlar evet, evden çıkıp eve dönmeyen, sonra kanlar içinde cansız bedeniyle karşılaştıkları çocukları için.

Anneler ağlar evet, uyuşturucu tuzağına düşmüş çocukları için.

Emekliler ağlar evet, barınacak yerleri kalmadığı için, sofraya koyacak yiyecekleri kalmadığı için, torunlara verecek üç kuruşluk karne harçlığı - bayram harçlığı bulamadıkları için.

İşsizler ağlar, dövünür evet, yarına uyanmanın kahredici gerekçesizliği için.

Asgari ücretliler ağlar evet, eşleri, sabah okula gönderdiği çocuğunun beslenme çantasına koyacak şey bulmakta zorlandığı için.

Hatta orta gelir grubu ağlar evet, ev almak, araba almak umudu her gün biraz daha uzaklara savrulduğu için.

İşveren ağlar, işçileri kapıya koyduğu, fabrikasının kapısına kilit vurmak zorunda kaldığı için.

Ama memleketin yönetiminden sorumlu olanların ağlama hakkı yok. Kendilerine memleket emanet edilenlerin, memleketin ailesi, eğitimi, kültürü, sanatı, sokağı, gençleri, kadınları - erkekleri, memleketin trilyonluk bütçesi emanet edilenlerin ağlama hakkı yok. Onlar ağlama, yakınma, şikâyet etme, sorun sıralama makamında değiller. Hele memleketin her şeyi onlara emanet edilmişken kürsülere çıkıp “memleketin gençleri, ailesi elden çıktı” diye nutuk atmaz, atamaz.

Siz neredeydiniz bütün bunlar olurken diye sorarlar adama.

Bakıyorum ülke yönetiminden sorumlu olanlar, hatta neredeyse çeyrek asırdır sorumlu olanlar, sanki bu işi bir başkası gelip de yapacakmış gibi, “ağıt makamında” nutuklar irad ediyorlar.

Doğum oranı 1.48’e düştü, nüfus yaşlanıyor, aile sarsıntı geçiriyor, boşanmalar çığ gibi büyüyor, bir yılda şu kadar kadın öldürüldü, LGBT salgını gençleri tehdit ediyor, uyuşturucu – madde kullanımı 12’li yaşlara düştü, torbacılar memleketi istila etti vs…

Ve sokak ortasında çocuk katli… Yine bir çocuk tarafından… Ahmet Menguzi’nin kanı kurumadan bu defa Atlas’ın genç bedeni kana bulanıyor sokak ortasında… Çocukların yolu bir yandan kabristana bir yandan cezaevine çıkıyor.

Tamam analar ağlıyor da, siz niye ağlıyorsunuz?

Nasıl oldu da bebeklerden cani çıkmaya başladı?

Hrant Dink toprağın altında onu katleden üç – beş yıl sonra cezaevinden çıktı. Azmettirenleri için de dava zaman aşımından düştü…

Nasıl bir sistem bu ki birileri toprağa düşüyor, birileri elini kolunu sallayarak geziyor?

Çeyrek asırdır ülkeyi yönetiyorsunuz ve sanki bu işler dün – bugün, bir günde olmuş, ortaya çıkıvermiş gibi alarm sözcükleri kullanıyorsunuz.

Bu işler bir günde olmaz.

Bir günde aile çözülmez.

Bir günde sokaklar torbacı dolmaz.

Bir günde LGBT salgını olmaz.

Bir günde memleketin sanat - medya camiası uyuşturucu müptelâsı olmaz.

Bir günde bunca erkek bunca kadını öldürmez.

Bir günde çocuk çocuğu öldürecek kadar zıvanadan çıkmaz.

Bir günde cezaevleri dolup taşmaz. Bir günde yeni cezaevi inşaatlarına ihtiyaç olmaz.

Sonra…

Bir günde memleket nüfusunun yüzde 10’u milyarlık servetlere kavuşurken, yarısı açlık sınırının altına düşmez, yoksulluk ülkenin - herkesin ortak psikolojisine dönüşmez.

Bir günde emekliler için hayat “sefalet” diye tanımlanacak hale gelmez.

Kim sorumlu memleketin bu hale gelmesinden?

Birisi sorumluluk almalı değil mi?

Sorumluluk alan birileri yoksa ülke nasıl, kimler tarafından yönetiliyor ve bu “olmazlar” nasıl olur hale gelecek?

Siyasetçilerin, biraz sorumluluk alarak bile değil, biraz “Bizim de payımız var olan bitende” diyerek bile değil, hem de en çetin sorunlardan söz ederken gürül gürül konuşmaları fevkalade can sıkıcı. Siz neredeydiniz beyim, aile elden çıkarken, uyuşturucu orta okul çocuklarına musallat olurken, LGBT ülke çocuklarını tehdit ederken…

Eğitimi kim yönetiyordu, okullar ne veriyordu, Diyanet’i kim yönetiyordu, Camiler neredeydi, devletin radyo – televizyonu ne işe yarıyordu? Koca devlet mekanizması yetersiz kalmış, iş şu – bu derneklerin elemanlarına mı düşmüştü?

En kötüsü en tepelerden, sanki uzaydan birileri gelip de bu işleri yoluna koyacak beklentisinin sergileniyor olması…

Hani “ört ki ölem” durumu bundan daha farklı değil.

Size bir çeyrek yüzyıl daha verilse aile ne durumda olur, ergenler ne durumda, LGBT ne durumda, torbacılar ne durumda, cezaevleri ne durumda, kendinize soruyor musunuz?

YORUMLAR (28)
28 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.