“Erdoğan’ı ve Netanyahu’yu seviyorum”
Mâ cealellahü li racülin min kalbeyni fî cevfih - Allah bir insanın göğsünde iki kalb yaratmadı.” (Ahzab, 4)
Trump’ın Beştepe’de sarf ettiği “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seviyorum. Biliyorsunuz Bibi’yi de severim. Tam bir savaş başbakanı” sözlerini işitince Kur’an’daki bu ayeti hatırladım.
Trump’ın içinde Erdoğan ve Netanyahu sevgisi birleşiyor. Trump, galiba Gazze’deki ve birlikte işledikleri İran’daki cinayetleri hatırlayarak Netanyahu’yu “Tam bir savaş başbakanı” olarak nitelemiş.
Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sevgisinin gerekçesini nasıl anlatırdı? Verdiği bir ipucu şöyle: “İsrail’i sevmiyor savaşa girebilirdi biliyorsunuz ama benim için savaşa girmedi. Ben olmasam karşı tarafta olurdu.”
Şu sıralar Netanyahu ile Trump arası çok sıcak değil. Trump bir yandan Netanyahu’yu “Tam bir savaş bakanı” olarak nitelerken diğer yandan da onun Lübnan’a yönelik kontrolsüz savaşçılığından rahatsız görünüyor.
Hoş Trump’ın hangi halinin “normal”i ifade ettiğini çözmek de kolay değil. Dün deyim yerinde ise, Erdoğan’ın özel itinası ve altına kırmızı halı sermesi ile tam da üzerinde bütün gözler toplanmışken ortalığı kırdı geçirdi. Açıklaması petrolü uçurdu, borsalarda dip yaptı. Trump bu, dünyanın süper gücünün başında olmanın bütün şımarıklığını sergiliyor.
Bilmiyorum sayın Cumhurbaşkanı, Trump’ın bu “sevgi” ifadelerini nasıl karşılıyor? Yani “inandırıcı” buluyor mu demek istiyorum. Ya da Trump tarafından seviliyor olmanın onun yanındaki kıymet-i harbiyesi ne? Tabii ki “Sevgi olsun da isterse yılandan olsun” demek de mümkün ama ben sayın Erdoğan’ın sevgide seçiciliği önemsediğini düşünürüm. “Dostum Trump” tarzındaki Politika dili başka elbette.
Dün Trump konuşurken sayın Erdoğan’ın ne hissettiğini de merak ediyorum. “Ego”su tavan yapmışböyle bir süper güç lideri. İran’a yönelik konuşurken çok rahat “İlk grup liderlerini ortadan kaldırdık, ikinci grup liderlerini ortadan kaldırdık” diyebilen bir adam. Danimarka’ya Grönland dersi veren, İspanya’yı dünya önünde fırçalamaktan kaçınmayan ve bunu NATO zirvesinde diğer ortaklara karşı yapabilen bir kişi…
Trump’la iyi geçinmeyi başarmış olmak, dünya liderleri içinde Tayyip Erdoğan için farklı bir mazhariyet mi sayılmalı bilmiyorum. Trump, Çin lideri Xi’ye da “Savaşa girme” demiş, o da girmemiş, onu da sevdiğini söylüyor Trump. Hem Erdoğan’ın hem Xi’nin “karşı tarafta” yani İran yanında yer alacak olmaları ihtimalini de not etmiş Trump.
Bir soru geliyor aklıma: Trump, hangi durumda Erdoğan’ı sevmediğini dünyaya ilân ederdi?
Bunu tahmin etmek mümkün. Gururla gurur yarışsaydı sanırım bu sıcak ilişki fazla sürmezdi.
Bazı şeylere göz yumarsanız karşı tarafı rahatsız etmezsiniz.
Tayyip Erdoğan, bölgede Türkiye’nin etkin bir güç olmasını tasarlarken, Trump politikalarından memnun olabilir mi?
Trump’ın İsrail’in bütün günahlarına ortak olmasından memnun olabilir mi?
Trump’ın İsrail ile birlikte İran’ın dini lider dahil bütün üst yönetimine karşı suikast yöntemini kullanmasından memnun olabilir mi? Hele bir yandan da İsrail’i Türkiye için tehdit olarak nitelemişken?
NATO Zirvesi Ankara’da gerçekleşiyor.
NATO 3.0 diye niteleniyor bundan sonraki NATO yürüyüşü…
NATO 3.0 tanımlaması Amerika’nın stratejik analiz masalarında oluşturuldu. NATO’ya yönelik bütün rezervlerine rağmen sonuçta NATO’nun patronu ABD ve Trump.
Zihnimdeki soru şu: Trump üzerinden yürüyen ABD ile ilişki, NATO 3.0 konsepti – her neyi ihtiva ediyorsa- onu sağlıklı yürütmeye kafi gelecek mi?
Daha açık soru şu: NATO 3.0’ın muhtevasını çözdük mü? En önemlisi de NATO 3.0’ın bölgemizle, İslâm coğrafyasındaki gelişmelerle ilgili projeksiyonunu çözdük mü?
Ben, bütün bunların netleşmediği kanaatinde olduğum için soruyorum bunları.
ABD -İsrail ilişkilerinin kolay kontrol edilir ilişkiler olmadığı bilindiği için ifade ediyorum.
Tamam ABD dünya markası, Trump onun başı, tamam NATO göz ardı edilemez bir gerçek, ama bütün bunları Trump ekseninde görme riskinin endişesi ile ifade ediyorum.
Son söz: Trump’ın parlatmalarının içinde büyük risk barındırdığını görmek çok hayati bir diplomatik hassasiyettir.
