İnsanın şeytanla sınavı–Yardım alanı
''Şeytan insanın vücudunda kan gibi dolaşır.”
Bu söz Hazreti Peygamber (s.a.)’den rivayet edilmiştir. Sözün devamında Hazreti Peygamber “Şeytan’ın insan kalbine kötülük atabileceği” uyarısını yapmıştır.
Kur’an’da da “Şeytanın insanın kötü davranışlarını onlara güzel gösterdiği”ne dair uyarıcı ayetler vardır. (Nahl 63, Ankebut, 38)
İnsanın bir iç dünyası var. İç benlik. İslâm kültüründe o “Nefs” olarak ifade ediliyor. Bir Kur’an ayeti Nefs’ten “Muhkakkak ki nefs aşırı biçimde kötülüğü telkin eder” şeklinde bahseder. (Yusuf, 53)
İslâm anlayışı, iç duyguların- iç muhakemenin kötülüğe yönelişinde Şeytan’ın kötülüğü güzelleyici rolünün altını çizer.
Şeytan’ın rolünü dikkate almadan bakıldığında da insan, kendi içinde kötülükle - iyilik arasında bir mücadele yaşadığını fark Eğer iyilik ile kötülüğü ayırt etme bilincine sahipse ve gerektiğinde kendini firenleme iradesini kuşanabiliyorsa kötülüğü değil iyiliği tercih eder.
Ama bütün zamanlarda insan kötülük yapmıştır ve iç muhasebesi onu kötülük yapmaktan alıkoyamamıştır. Ya da daha dini bir dil kullanırsak, Şeytanın telkinleri baskın çıkmıştır.
Bu günlerin gündemi.
Tanınmış bir şarkıcının, tam da deprem gibi büyük yıkılış sürecinde “merhamet” gibi en insanî yönelişlerin içinden yürüyüp nefsi hesapların bataklığında kıvranır hale gelmesi…
Büyük yardım paralarıyla buluşma… Evet, belli başlangıçta yıkılmış kentlerin içinde çocuk yüzlerini gülümsetme, anne yakınmalarını dindirme ideali…
Ya sonra… Diyelim, iradeyi esir alabilme potansiyeli taşıyan kumar tutkusu… “Acaba şu birikmiş paradan (yani milyonlardan) sadece bir kısmını oradaki açığı kapatmak için kullansam, sonra kazanıp geri yerine koysam… Şeytan güzellemeye devam ediyor: “Yapabilirsin. Sen iyi niyetlisin. Ama zora girdin bir kere. Aş şunu. Sonra gene yardım faaliyetine devam edersin. Senin gibi bir adamın bu yardım faaliyetleri içinde olması o kadar önemli ki…”
Sonra bataklık içinde biraz daha debelenme… Biraz daha çaresizlik içinde kıvranma… “Günah yazma Allahım” yakarışları… Sonra, sonra “İster yaz ister yazma…” durumu.
Şeytan oynar insanla…
Damarında kan gibi dolaşır, muhakemeni yönlendirir, hissetmezsin. Hep kendi içindesin ama bir başka oyuncunun arkında değilsin.
“Kahrolası Şeytan!”
İşte o yok. Sorumlu sensin. Ona seninle oynama izni verilmiş. İnsanın sınavı o zaten. Şeytan insanı mezbeleliklere sürükledikçe, insanı “en güzel yaratılış” onurundan yoksun hale getirdikçe mutlu olmak üzere kurgulanmış. Tutacak insanın burnundan ve “esfel-i safilin”e sürükleyecek.
Kur’an bütün bunları bildirmiş. İster inanılsın ister inanılmasın, vakıa Kur’an’ın bildirdiği istikamette gerçekleşiyor.
İşte iyilik çağrısı ile yola çıkan bir insanın Şeytan – Nefis iş birliği ile onursuzluk girdabında kıvranışı…
Deprem veya toplumu kasıp kavuran fukaralık… Dünyada yaşanan mazlûmiyetler…
Ülkemizde birçok yardım kuruluşuna vücut verdi son yıllarda. Değişik yöntemlerle para veya paraya dönüşebilen yardım çağrıları yapıldı.
İnsanlar hani bazen sokakta yardım isteyen insanlardan kuşku duyarlar. “Versem mi vermesem mi, acaba gerçekten fakir mi?” sorgulamaları geçer içinden. Verirsin.
Şu da söylenebilir: Bu yardım kuruluşları olmasa, belki de fakirin fukaranın halini soran olmayacak, insanlar yıkık – dökük yuvalarda kendi kendilerini yiyecekler, ya da daha evrensel boyutta bakarsak mazlum dünyalara el uzatan bulunmayacak.
Yardım kuruluşları olmalı.
Ama bu alan para – maddiyat birikimine de imkân veriyor ve insan öyle yüklü maddiyetle buluşunca içinde fırtınalar kopabiliyor. Damarda dolaşan Şeytan var ya…
Bir ara kendi kendime şöyle dedim: Bizde ne kadar da büyük yardım hassasiyeti varmış, her yer yardım kuruluşu ile doldu.
Patlak veren şarkıcı olayı, bu alanın çok riskli olduğunu ayan beyan gözler önüne seriyor.
Bir ara “Kurban kesilmedi, falanca yerde kullanıldı” iddiaları dolaştı. Bir ara “Ha Bosna’ya gitmiş ha şu davada kullanılmış, ne fark eder” akıl yürütmeleri deveran etti. Şeytan her türlü akıl yürütmeye malzeme sunmaktan geri kalmıyor.
Bence böyle bir işe gerçekten “samimiyet”le koyulan kişi, önce kendisini gerçekten denetleyecek yapıyı kurmalı. Ya da devlet, bu tür para – yoğun ilişkilerde gerçek denetleyici olarak devrede olmalı.
Son olayda denetleyicilik kurumunun da sağlıklı işlemediği ortaya çıktı. Belli ki oralarda da Şeytan dolaşmış.
Şeytan, diyorum, “Sen onu görmezsin, o seni görür” diye uyarır bu alanda derin hassasiyet sahipleri. Bazen şeytan damara öyle girer ki, adeta sen gibi olur, sen konuşurken o kendisinin konuştuğunu görür keyif alır.
İç seslerini de kontrol etmeli insan. Zor iş. Tutukularını kontrol etmeli. Zor iş. Kolay nüfuz eder Şeytan oralara…
Bence devlet gücünü kullanırken de dikkat etmeli insan içinde neyin, kimin dolaştığına…
