“Sen gelmez oldun”
O Azeri türküsü…” Biz bu son baharda buluşacaktık… Bahar geldi geçti sen gelmez oldun…..Taşlara mı döndü galbin gelmedin….Aylar geldi geçti sen gelmez oldun” diye başlar, sonra “Sen gelmez oldun, sen gelmez oldun, sen gelmez oldun” nakaratlarıyla devam eder.
Aleyev’i bekledi Ankara… Türk Devletler Topluluğu (TDT) zirvesi için… Gelmedi Aliyev. Cumhurbaşkanı Erdoğan özel olarak aradı, yine gelmedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan zirvede yaptığı konuşmada “Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa yer yoktur, hepimiz biriz, ezelden ebede kadar kardeşiz.” dedi, ama TDT’nin aile fotoğrafı Aliyevsiz çekildi.
Bu arada bir şey daha oldu. Türkiye’nin BM Genel Sekreterliği için eski Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu’nu aday göstermeyi değerlendirdiği bir dönemde Bakü yönetimi, BAE adayı Lana Nusseibeh’in adaylığını memnuniyetle karşıladığını açıkladı.
“Bir hadise var cân ile cânân arasında…”
Dramatik yazılar yazıyoruz ister istemez, “Bir millet iki devlet” söylemi damarlarımıza işlediği için…
Ne oldu birdenbire?
Bizim çözmek için yıllarca kıvrandığımız başörtüsü sancısı, birdenbire Azerbaycan’da nüksetti. Ne “simge” imiş ama… Bizde bitiyor, Fransa’da ya da Azerbaycan’da ortaya çıkıyor.
İşe bakın ki hadise tam da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde yaşanıyor. “Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çözdüğü en önemli sorun nedir?” diye sorulsa, ekonomi – mekonomi hikâye, “başörtüsü yasağını kaldırmak” birinci sırada yer alır. Türkiye’de Fransız usulü laiklikten bu günlere gelinceye kadar ülkenin alnının damarı çatladı dense yanlış olmaz.
Onun için şimdi, tam da başörtüsü meselesi dolayısıyla Türkiye – Azerbaycan arasında bunca gerilimin çıkması, en çok Erdoğan’ı huzursuz ediyordur.
Azerbaycan’da bir başörtüsü yasağı olsun ve Türkiye’den bir tepki gelmesin, bunu beklemek abes. Henüz kabuk bağlayan bir yaranın kardeş coğrafyanın çocuklarını bulmasına tepki gelecekti.
Türkiye, siyaseten derin çalkantılar yaşıyor, hukuk alanı sorunlarla dolu, özgürlüklerin başına ne geleceğini kimse öngöremiyor, ama gene de ses çıkarılan bir demokratik esnekliğe sahip.
Üstelik konu başörtüsü olunca, bu noktada iktidar cenahının da belli duyarlılıkları olacağını öngörmek zor değil.
Azerbaycan’da hangi akıl, başörtüsü yasağı uygulayıp da Türkiye’denzharhingi bir ses çıkmayacağını öngörmüş olabilir?
Cumhurbaşkanının baş danışmanları (meselâ Oktay Saral) bile ülkedeki başörtüsü hassasiyetine katılmamak edemedi. Saral bunu yaparken herhalde aklına Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından görevden alınmak gelmemiştir.
Ama öyle oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, başörtüsü yasağını eleştiren danışmanını, sırf Aliyev’in öfkesini dindirmek için istifaya yönlendirdi.
Şöyle bir soru sormak yanlış mı?
-Acaba Bakü’de bir irade, böyle bir gerilim olacağını bile bile bu yola girmiş olabilir mi?
Karabağ meselesinde söylem çarpıklıkları olabilir, bunlar kırgınlık oluşturabilir. Bu alan kötü niyetli olarak kanatılabilir de…
Bizde medyada – siyasette kimilerinin çok hoşuna giden ve kitlelerde Reis’in dünya liderliğini tahkim edeceği sanılan o “Abilik” rolleri üzerinden kaşımalar da olabilir. Her ülkenin kendi büyüklükleri gözardı edilmemeli, hassasiyetlere dikkat edilmelidir.
İsrail bölgede kanlı bir rol oynuyor. Bizde iktidarda, Erdoğan’da ve halkta yüksek bir hassasiyet var. Gazze bu hassasiyeti daha da yükseltti.
Buna karşılık Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkileri oldukça farklı boyutta seyrediyor. Bu alandaki farklılaşma, iki ülkenin yöneticileri tarafından tolere edilse bile, Türkiye’de, analizlerde – Ak Parti tabanında problem alanı olarak kayda geçiyor.
“Bir millet iki devlet.” Bunun da sahici zemini var tarihi, sosyal, coğrafi planda. “İki devlet olsak da bir milletiz” diyoruz daaa… Türk Devletleri Topluluğu’nun birbirine en yakın iki paydaşıyız daaa…
Türkülerimiz, şarkılarımız Türkiyeli – Azerbaycanlı hepimizin yüreğini yakıyor daaa…
Ama gel gör ki bir hadise var cân ile cânân arasında…
Şu BM genel sekreterliği için aday tercihindeki tavra bakar mısınız? Kardeş Bakü yönetimi Türkiye karşıtı rollerde öne çıkan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) adayını destekliyor… Ayrışmayı küresel ilişki boyutuna taşımak neyin nesi?
“Daha nereye kadar gidecek Bakü’nün tercihleri?” sorusu, sorulacaktır.
Belli ki duygularımızı iri tutacak birlikteliklerimiz olduğu gibi farklılıklarımız da var. Son süreç, farklılıkları öne çıkardı. Ankara, Aliyev’in duygu durumunu fazlasıyla dikkate alan uygulamalar yaptı. O uygulamalar da yadırgandı.
İlişkileri reel ve rasyonel zemine oturtmak gerekiyor. Belli ki “kardeş”ler arasında bile bazı farklar var. İlişkiyi daha az duygular üzerinden ama daha çok reel zeminler üzerinden yürütmek duygusal sarsıntılara da daha az yol açacaktır.
Dileyelim sonraki “Aile fotoğrafı” daha bütünleşik olsun.
