Akrabalık hukukunun sonuna mı geldik?

Önce Azerbaycan, ardından da Filistin Otoritesi Türkiye’nin istemediği, beklemediği işler yapmaya başlayınca gazete ve televizyonların yanı sıra onlardan çok daha etkili sosyal medyada da hayal kırıklıkları yaşandı, “kardeşlik hukuku” sorgulandı. Kimilerine göre bu iki “ülkeye” fazla değer vererek Türkiye hata yapmıştı, kimilerine göre iç işlerine müdahale yanlıştı, kimilerine göre de muhataplarımız değerimizi anlamamıştı.

Çoğunun imasıysa ilişkilerin soğutulması, bundan sonra Azerbaycan’a da Filistin sorununa da bu kadar önem atfedilmemesiydi. Oysa Azerbaycan da Filistin de bizim için önemli. Onları kaybetmememiz, yeniden yanımıza çekmek için çaba harcamamız, tüm tarafların iyiliği için örtülü yaptırımlar da dâhil uyarılarda bulunmamız şart. Ama daha fazla alttan almamız şart değil.

Azerbaycan bariz bir şekilde Türkiye’den uzaklaşmak, onun yörüngesinde gibi görünmemek, İsrail ile olan ilişkilerini derinleştirmek, olası bir İran iç savaşı sonrasında topraklarına toprak katıp genişlemek istiyor. Belli ki 2020 ve 2023 sonrasında kozların elinde olduğunu düşünüyor. Aliyev ve çevresi Karabağ zaferini kimseyle paylaşmak istemiyor. Başörtüsü konusunu da gerekçe olarak kullanıyor.

Çünkü başörtüsü sorun olsaydı, Cumhurbaşkanı danışmanlarına ya da gazetecilerin eleştirilerine alınsaydı, Aliyev telefonu açıp Erdoğan’la konuşur, sorun dallanıp budaklanmadan çözülürdü. Ama o bunu farklı platformlarda yüksek sesle dillendirmeyi seçti, Ankara’daki TDT zirvesine katılmadı, BM Genel Sekreterliği için Türkiye’nin adayı yerine İsrail’e yakın durduğu bilinen BAE’nin adayını desteklediğini açıkladı.

Bunların hepsini de bedeli olmayacağı için yaptı. Çok olasıdır ki tepkilerin arkası gelecek, yeni konular, yeni sorunlar yaratılacak, yabancı istihbarat servislerinin de yönlendirmesiyle tırmanmanın siyasi kopuşa gitmesi için çaba harcanacaktır. Türkiye’nin yapması gereken bu gidişata dur diyecek önlemleri almak, Azerbaycan’ı bir süre görmezden gelmek, gerekirse Aliyev’e rağmen Azerbaycan’la “dostluğu” sürdürmektir.

Doğal olarak bunlar söylemesi kolay, yapması zor şeyler. Hiç kimsenin elinde sihirli bir formül veya değnek olduğunu sanmıyorum. İlişkiler son derece karmaşık, bir alanda atılacak bir adımın başka bir alanda sorun doğurmaması imkânsız. Yani varılmaya çalışılan amaçla kullanılan araç arasındaki ilişkiyi iyi tanımlamadan geliştirilecek bir inisiyatifin bizi istemediğimiz, arzu etmediğimiz mecralara sürükleme olasılığı güçlü.

Benzeri, Filistin Otoritesi ile olan ilişkiler için de geçerli. Mahmud Abbas GKRY’ye gitti, daha Gazze’nin kanı kurumadan İsrail’in en yakın dostu olan yönetime iltifatlar yağdırdı diye hayal kırıklığına uğrayıp Filistin’i gözden çıkartmayalım. Tabii ki Hamas’a açtığımız siyasi kredinin bu ziyarette rolü olup olmadığını, Abbas’ın İsrail’in oluruyla 21 yıldır koltuğunda oturup oturmadığını, onların da Türkiye’yi verili kabul edip etmediğini sorgulayalım. Ama uğradığımız hayal kırıklığı bizi yanlış yollara sevk etmesin.

Filistinlilerin biz de dâhil herkesin desteğine ihtiyacı var. Kaldı ki İsrail’i dengelemek, yayılmacılığına siyasi set çekmek için Filistin sorununa, sorunun BM müktesebatı çerçevesinde çözümü için ısrarlı davranmaya da bizim ihtiyacımız var. 7 Ekim saldırılarıyla İsrail’in değiştiğini, salı günkü seçimler sonrasında başa kim gelirse gelsin güvenlik politikalarının değişmeyeceğini, Suriye, Libya ve otonom silahlanmamız nedeniyle bizi -başımızda hangi iktidar olursa olsun- hasım olarak görmeyi sürdüreceklerini kabul etmek zorundayız.

Benim önerim Türkiye’nin dış ilişkilerini akrabalık, ırksal ya da dinsel yakınlık tanımlarının ötesine taşıması, bu tür kavramların bizim kadar hitap ettiklerimizin anlam dünyalarında yankısının olmadığını anlaması, kardeşlik tanımının muhataplarımızdan daha fazla bizi bağladığını, bizim onlar üstünde değil onların bizim üstümüzde baskı ve etki oluşturmasına yol açtığını, hepsinin ötesinde de gerçekçi siyaset üretmenin önünü tıkadığını görmesidir.

Zaten artık giderek daha fazla işlemsel/edimsel bir dünyada yaşıyoruz. ABD Kanada’dan iltihak, Danimarka’dan toprak, NATO’dan ve hatta BM’den kayıtsız şartsız sadakat bekliyor. Aklına geldikçe yaptırım uyguluyor, hiçbir kurala uymayan savaşlar açıyor. Medeniyetlerin çatışması diye bir olasılık da kalmadı. Batı’nın hasmı İslam dünyası hemen hiçbir sorunda ortak tutum alamadı. Devletler arası kardeşlik anlayışı British Museum’da sergilenen Mitanni Kralı Tuşratta’nın Mısır Firavunu’na yazdığı Amarna Tabletleri’nde kaldı.

Bir de eğer gerçekten ahlaken üstün konumda olmak, yumuşak gücümüz aracılığıyla etki yaratmak istiyorsak; kendi içimizdeki sorunları çözmemizin, insan hakkı olan giyim tarzının başka bir ülkedeki ihlalini göğsümüzü gere gere eleştirmek için ihlallerimizi ortadan kaldırmamızın, hukukun temel ilkelerine sadakat göstermemizin, AİHM kararlarına uymamızın şart olduğunu -en azından Aliyev’in aynaya bak demesinden hareketle- anlamalıyız…

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.