Yüzyıllık miras: İçimizdeki gizli ittihatçılık

Türkiye’de modernleşme ve siyaset, üzerinden 113 yıl geçmiş olmasına rağmen hala İttihat ve Terakki’nin açtığı koridordan yürüyor. Liderlerin partileri üstünde sorgusuz, mutlak hakimiyeti, muhalefetin-karşı tarafın düşmanlaştırılması, ayrıştırıcı-ötekileştirici dil, gücü hiçbir şekilde paylaşmama arzusu gibi temel davranışlar, Türkiye’de partiler üstü, dönemler üstü ortak bir ittihatçı refleks olarak yüzyıldır devam ediyor.

Tarık Zafer Tunaya, Şerif Mardin ve Kemal Karpat gibi siyaset sosyolojisinin öncü isimleri bürokratik elitizm, vesayetçilik ve devlet merkezli güç anlayışı gibi kavramlarla bu tarihi gerçeğin altını çiziyor.

İttihat ve Terakki’nin liderleri Enver, Talat ve Cemal paşalar 2. Abdülhamid’in mutlakiyetçi istibdadını yıkmak için yola çıktılar. 1913 Bab-ı Ali baskınından sonra güç ellerine geçince padişahtan daha otoriter, merkeziyetçi, muhalefete hayat hakkı tanımayan bir diktatörlük kurdular. Gücü sadece kendi iktidarlarını daim kılmak için tekelci bir şekilde kullandılar.

Bu ittihatçı miras Cumhuriyet döneminde de sürdü. Gücü eline geçirenler, hukuk sınırlarını aşarak, toptancı, gücü kendi bünyesinde toplayan mutlakçı ve elbette elitist bir vesayet ikame etmeye çalıştı. Bu iddia siyasi bir polemik değil. Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarından bugüne kadar bakılırsa, tüm gerçek iktidar sahiplerinin, temelde bu türden bir vesayet tesis etmeye çalıştığını açıkça görürüz.

Cumhuriyet tarihi, devletin bekası için her şey mübahtır kisvesi altında, gizlik komitacılık, siyasi suikastlar, muhalefetin vatan haini ila edilmesi gibi ittihatçı gelenekten gelen sayısız örnekle dolu.

İttihatçılardan günümüze devrolan miras; gücün bireyler için değil, soyut bir devlet kavramı için istenmesi. Gücü eline geçiren herkes, kendi iktidarını devletin bekası ile özleştiriyor. Bu arada gücü ele geçirmek isteyen muhalefet de, devletin bekası için iktidarın değil de kendilerinin gerekli olduğunu söylüyor, düşünüyor ya da ima ediyor. Çünkü siyaseti, ittihatçı refleksler dışında konuşma, tartışma ve algılamak kültürümüz yok.

Siyasette tarafların, kendinden emin bir şekilde, neredeyse son nefeslerine kadar savundukları, bir varlık meselesi haline getirdikleri düşünce, büyük oranda güce olan hasret ve arzudan başka bir şey değil.

Hayatın tüm alanlarına sirayet etmiş bu güç amaçlı siyaset anlayışı, yüzyıldır kendisini tekrar ediyor ve bu nedenle hep tatsız, tuzsuz, kasvetli bir siyasi gündemimiz var. Bu kısır döngüyü aşıp değer üretenleri tenzih ederek medyadan, sanata, sivil toplum örgütlerinden, bilime şahit olduğumuz tüm tartışmaların arka planından sevimsiz bir güç ve iktidar mücadelesi yatıyor.

Bu da Türkiye gündemini hiç hak etmediği halde, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin gündemi ile eşitliyor. Türkiye artık, potansiyelleri, insan kaynakları ve imkanları ile dünya ülkeler hiyerarşisinin birinci liginde oynayabilecek noktada. Yüzyıllardır kendisini tekrar eden siyasi bir kısır döngü var. Artık bunu aşacak iradeyi oluşturmak zorundayız. Konjonktür ve coğrafya tarihte, en azından son iki yüzyıllık tarihte, hiç olmadığı kadar bize bu imkanı sunuyor. Bilinçli ve veya bilinçsiz içselleştirdiğimiz ittihatçı refleksleri terk etmenin zamanı geldi, geçiyor.

Ülkenin geleceği hakkında en ulvi, en doğru en isabetli görüşlere sahip olduğunu düşünenlerin şu soruyu kendilerine dürüstçe sorması lazım: Ülkenin gerçekten selametini mi istiyorum yoksa yeniden Yıldız Sarayı’nı yağmalamanın mı peşindeyim?

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.