İzmir’in dağlarında çiçekler koklayabilecek mi AK Parti?
25 yıllık tarihinde AK Parti ilk kez İzmir’i aldı, deniyor.
Küçük bir ayrıntı dışında doğru. İktidar partisi, İzmir’i İzmir Marşı eşliğinde aldı ama millet vermedi ki...
Belediyeleri sandıkta millet vermiyor muydu? AK Parti ise CHP oylarıyla seçilmiş Cemil Tugay’dan aldı.
İzmir halkının muhalefete verdiği büyükşehir belediyesi, iktidara sandıksız geçti. Tartışmalı transferlere birini daha ekleyerek.
AK Parti, bu ileri demokrasi zaferini bir video kliple müjdelemişti. Çöp dağının üstünde çiçekler açıyordu. Görüntünün altına da “İzmir’in dağlarında çicekler açar” melodisi döşenmişti.
Enkaz devraldıklarını, İzmirlileri kötü CHP belediyeciliğinden kurtarıp parlak AK Parti belediyeciliğiyle tanıştıracaklarını, onların da artık iktidarın nimetlerinden yararlandırılacaklarını anlatan klip süper. Bu iyi niyetli hizmet aşkına ve başarı vaadine kim ne diyebilir.
Ve fakat İzmirliler iktidardan böyle bir fedakârlık istemedi. Onlar kurtarılmayı bekliyor muydu ki? İzmirlilere fikri dahi sorulmadan tercihleri değiştirildi.
Klipten şu mesaj çıkıyor...
Endişe buyurulmasın; iktidar kendinden emin, ne yaptığını biliyor, halka rağmen halk için yapıyor.
Halkın yararını gözeten halkçı yaklaşımlarından şimdilik halk hoşnut olmayabilir. Sonuçlarını görünce bugün rahatsız olanlar da beğenecek, mutlu ve ziyadesiyle memnun olacak, hatta ‘daha önce nerelerdeydiniz, niye geç kaldınız’ diye kızacaklar. Öyle mi?
DİYARBAKIR’DA TERS TEPEN İZMİR’DE TEPMEZ Mİ?
İktidarın akıtacağı hizmetlerle şehirleri güzelleştirilip, pırıl pırıl sokaklarında çiçekler açtığında halk şükran duygularıyla dolup teşekkür edecek ve bir dahaki seçimde İzmir’i elleriyle AK Parti’ye mi verecek? Ona mı güveniliyor?
Sorun şu ki, bu iddialı halkçılık ilk kez denenmiyor, 10 yıl önce HDP’li belediyelere kayyum atanarak başladı.
Peki tuttu mu?
Kayyumlar iktidar desteği ve teşvikiyle ekstra çalıştı. Halkın gönlüne girmek, oyunu almak için ne gayret lâzımsa gösterdiler.
Diyarbakır’da, Batman’da sorduklarım; hizmetlerdeki iyileşmeyi takdir ve teslim etmişti. Şehirleri daha bakımlıydı, yollarında çiçekler açıyordu.
Sonuç değişti mi? 2019’da sandıktan yine HDP’li başkanlar çıktı. Yerlerine ısrarla tekrar kayyum atandı, 2024’te de DEM’liler kazanmadı mı?
2019’da İmamoğlu’nun kazandığı ilk İstanbul seçimleri yenilendi, seçmene hatasını düzeltme fırsatı verildi. İkinci seçimde AK Parti mi aldı? Halk İstanbul’u daha büyük farkla yine İmamoğlu’na vermedi mi?
2024’te, ‘belediyeyi iktidardan başka bir partiye verirseniz şehrinize hizmet gelmez, mahrum kalırsınız’ diye kampanya yürütüldü. İşe yaradı mı o uyarı? AK Parti, Ankara ve İstanbul’un üstüne Balıkesir’den Bursa’ya birçok şehri daha kaybetti. Millet CHP’yi birinci parti yapmadı mı?
Özal da 89 yerel seçimlerinde ‘eli kolu bağlı belediye başkanı ister misiniz, muhalefete verirseniz sizi ben bile kurtaramam’ tehditleri savurmuştu. Ankara’yla İstanbul’u SHP’ye kaybetmemiş miydi?
Halk bunları iradesine antidemokratik müdahale olarak görmese her seferinde ters tepmezdi.
Bu kez İzmirliler farklı mı karşılayacak, ona bakmalı.
Çalıştırmama, iş yaptırmama baskılarıyla, ‘ya AK Parti’ye geçerek aklanacak ya yolsuzluktan tutuklanacak’ korkutmalarıyla başkan ve belediye transferlerine Cemil Tugay’ın da katıldığını düşünmeyecekler mi meselâ?
Siyaseten kırk katırla kırk satır arasında ölümlerden ölüm beğenmeye zorlandıysa seçiminde mazur mu?
Üsküdar’da Dedetaş, Bursa’da Bozbey gibi cezaevi seçeneğini göze alanlarla kıyaslanmayacak mı?
Ankara’da Yavaş, dayatılan iki şıktan birini seçmeyi reddetti, kendine üçüncü bir yol açmayı deneyebiliyor. Tugay’ın bağımsız da kalmama seçimi gönüllü mü sayılacak?
Kısacası, zorla güzellik olmuyor.
AK Parti, İzmir’in dağlarında açtıracağı çiçekleri ancak bir şartla koklayabilir. İzmirliler, mecbur bırakıldıkları o çiçekleri sandıkla inatlaşma, kendisiyle zıtlaşma olarak değerlendirmezse. Yüzde kaç ihtimal?
