Back To Top
Çıkışı olmayan labirent

Çıkışı olmayan labirent

 - Son Güncelleme: 09.08.2019 Cuma 10:06
- A +

İstanbul seçimleri sonrası ‘Cumhurbaşkanı söylemini hafifletecek mi? Muhalif bakışı dışlayıcı tutumu bir yana bırakacak mı?’ diye sormuştuk. Erdoğan, yumuşama istikametinde hiç bir adım atmadığı gibi mevcut siyaset tarzında ısrar edeceğini gösteren hamleler yaptı.

Haziran İstanbul seçim sonuçları sonrası, Temmuz ayı başında, bu sayfada yayımlanan bir değerlendirmede şu soruları sormuştuk:

“AK Parti politikalarının oy kaybına yol açtığını düşünerek, beka söylemini hafifletecek mi? Muhalif bakışı dışlayıcı tutumu bir yana bırakacak mı? Baskıcı ve yönetici basın politikasından geri adım atacak mı?

Yanıt olumsuzdu. Erdoğan’ın angajmanları, devlet içi ittifakları, yönetim ve kriz anlayışı, özellikle endişeleri üzerine kurulu iktidar algısı, geri dönüş kapılarını sıkı sıkıya kapıyor, hatta bildik Erdoğan pragmatizminin alanını iyice daraltıyordu.

Nitekim o gün bugün Erdoğan, yumuşama istikametinde hiç bir adım atmadığı gibi mevcut siyaset tarzında ısrar edeceğini gösteren hamleler yaptı. Merkez Bankası Başkanını görevden alması, ekonomi politikalarını Türkiye ile Batı dünyası arasındaki savaş ve seferberlik mantığına dayandıran yaklaşımı yeni yollarla ima etmesi, “meşru toplum ile “terör örgütleri ve işbirlikçi” ayrıma dayalı söylemdeki fikri takip bu konuda açık örnekler.

Ancak, AK Parti’nin siyasi güzergahını belirleyen faktörler arasında bir konu var ki, o, farklı bir kalem oluşturuyor, belki de sert Erdoğan zihniyetinin “aşil topuğu”na işaret ediyordu. Bu kalem, AK Parti’nin MHP’ye yaptığı siyasi, söylemsel, ideolojik tam ittifak hali ve bunun sonuçlarından meydana geliyor.

Türkiye gibi faydacı bir siyasi kültürde, özellikle Erdoğan gibi keskin iktidar güdüsüne sahip bir aktörün değerlendirme tarzında siyasi kayıp-kazanç hesabının, mevcut  anlayışları, angajmanları aşan, en azından zorlayan farklı bir mantığa sahip olması beklenir.

Nitekim, bu çerçevede, AK Parti’nin cumhur ittifakıyla ve cumhur ittifakı içinde sürekli bir kan kaybı yaşaması, bunun kanıtlar ve rakamsal verilerle ortada olması, Erdoğan’ın bu ittifakı, ittifakın keskinliğini gözden geçirme ihtimalini masada tutuyordu. Kaldı ki, cumhurbaşkanı bu konuda bir bahis oynamış, 31 Mart İstanbul seçimlerini beka ve ayrımcılık politikasının ideolojik sahibi MHP’yle el ele iptal ettirmiş, bunun bedelini 8 puanlık yeni bir kayıpla ödemişti. Siyasi kariyerindeki bu ilk büyük hata ve kaybın muhasebesini kendi içinde yaparken, cumhur ittifakının bundaki payını görmesi, en azından faturayı bu ittifaka çıkaracak bir stratejiyle partisinin “sivil” kimi vurgularına dönüş kapısını aralaması, MHP’ye kısmi bir mesafe koyması şaşırtıcı olmazdı. Neden sonuç ilişkilerine dayanan ortalama bir rasyonel bakış bu tür muhtemel bir okuma ya da benzer tutum gerektirirdi.

Bu hususta da, en azından şu aşamada, ortaya çıkan sonuç bunun tam tersi. Erdoğan, beka söylemi, bunu ulusal ve bölgesel “anti-Kürt” (hareket anlamında) siyasi hassasiyete bağlayan tutum ve MHP’yle ittifakı konusunda pekiştirici açıklamalar yapıyor, adımlar atıyor.

Seçimlerden bir süre sonra cumhur ittifakının orta vadede kalıcı bir yapı olduğunu sıkça vurgulayan çıkışlar bunlar arasında. Suriye’de güvenlik hattı tartışmalarının aldığı biçim, Ömer Çelik’in deyişle “zorlayıcı diplomatik yol ya da zor kullanma” unsurları, bunun siyasi dilde kullanılma tarzı, savaşçı ve meydan okuyucu eda, Erdoğan’ın izlediği dış politika gerekleri kadar, iç siyasette devletçi-beka blokunu pekiştirme hamlesi olarak da karşımıza çıkıyor. İç siyasette Kürt meselesinde “sert alan kontrolü”ne dayanan politikanın da bu çerçevede devam edeceği anlaşılıyor. Akademi ve fikir dünyası ile Kürt sorunu arasındaki her tür teması kriminalize ederek koparan iktidar tutumunun yeni örnekleri, Diyarbakır’da bundan 7-8 yıl önce yapılan kimi toplantılara katılan akademisyenler, gazeteciler ve sivil toplum örgütü üyeleri hakkında ciddi sonuçları olabilecek, terör örgütü üyesi olmak ithamına dayalı iddianamelerle devam ediyor.  Anayasa Mahkemesi’nin verdiği imzacı akademisyenlerle ilgili aklayıcı karara karşı yayınlanan 1071 imzalı akademisyen bildirisi, her yanından siyasi iktidarın iletişim ve organizasyon imkanları altında bir girişim kokusu veriyor. İktidarın, son dönemlerde iyiden iyiye Erdoğan ve çevresinin düşünce kuruşu haline gelen SETA’nın basın kuruluşları ve gazeteciler hakkında hazırladığı garip ve bir andıcı andıran, farklı tüm fikirleri kumpas faaliyetleriyle ve Batı ülkelerinin hesaplarıyla ilişkilendiren metin bir başka demokratik kirlilik halini oluşturuyor. İktidar cephesinin post-modern para-militer bir yapısını andıran, psikolojik bir savaş aygıtı gibi hareket eden Pelikan grubunu Erdoğan’ın ziyareti, bu grubun faaliyetlerini artık açık olarak sahiplenme, bunu teşvik etme anlamı taşıyor. Cumhurbaşkanı partisinin kongresine ve daha sonra çıkacağı Türkiye’ye gezilerine, karşına çıkacak Davutoğlu ve Babacan hareketlerine karşı hamleye de muhtemelen bu çerçevede hazırlanıyor.

Görünen o ki, Erdoğan rasyonalitesi ile ortalama rasyonel bakış arasındaki ilişkiler  iyice kopmuş bulunuyor.

İstişarenin, kolektif aklın, kritik bakışın ve seslerin olmadığı, tek fikre, adama, otoriteye bağlı düzenlerin kaderi ve tarihi hep böyle olmuştur. Bu tür düzenler kendi ürettikleri dar alanın dili ve ekonomi politiği üzerinde sörf yaparlar. Öneri, eleştiri, siyaset bu alanda var olmanın, bu alanın muhafazası üzerine kuruludur. Alan muhafazanın imkanları sınırlı olduğu ölçüde, araçları sert ve katıdır. Bu düzenin gereklerine, liderinin beklentilerine destek ve onay verme, aksini yapanı dışlama üzerine kurulu Beştepe ve devlet düzeni de aksine müsaade etmiyor.

Erdoğan’ın rasyonalitesi de, en iyi senaryoyla,  “ayakta kalma”, “siyasi varoluşu sürdürme”, çıkışı olmayan labirentte bu gerçeği reddederek sıkışmış olma refleksinde yatıyor. Erdoğan muhtemelen siyasi düzende, anayasal yapıda, ekonomik politikada her hangi bir geri dönüşün inandırıcı olmayacağını, siyaseten kendisini zora sokacağının, 15 Temmuz sonrası sırtını dayadığı müttefikleriyle çatışmaya iteceğini ve bunun bir uçurum olduğunu düşünüyor.

Ancak ilerlediği yol da başka bir uçurum.

Türkiye’nin geleceğine dair analizler ve tahminlerde de, nedenselliklere dayanan, kriz-bedel, kriz-değişim gereği gibi rasyonel bakışlar yanında, belki onlardan  daha çok, Erdoğan’ın kendi rasyonalitesine bakmak gerekiyor.

Bu da bize iktidarın izleyeceği yol ve Türkiye’yi sokacağı iklimle, sıkıntılı bir 3-4 yıl vadediyor.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 09 Ağustos 2019 21:42
Türkiye başka devletlerle savaşa tutuşur mu ya?...
Kadir yıldız 09 Ağustos 2019 17:48
Keşke.böyle bitmeseydi bunca güzellikten sonra böyle bir son.Cok yazik oldu
Köroğlu 09 Ağustos 2019 15:43
Kral Midas"Ne İstediğine dikkat et, GERÇEKLEŞEBİLİR." demiş. Kişi nere de olursa olsun, girdiği yer ve yolun geri çıkış,dönüşünü de hesaba katmalı.İşte zurna bu noktada Zırt der.Şimdi Recep bey, kendi elleri ile kapattığı çıkış kapılarını gördü.Geriye ya herro ya merro yolunu tercih edecek!Ne istedi ise elde etti. Makam, para, güç, iktidar ama çıkışı olamayan yola girdi. Çünkü başkası için çıkış bırakmayanlar kendi, ülkesi ve halkı içinde çıkışı kaptanalardır.Tarih bu tiplerin şahididir. İslam coğrafyasına bakın görürsünüz örenkeleri.
Köroğlu 09 Ağustos 2019 16:27
0
Ahaha! Nihayet benim de rumuzum taklit edildi. Kötü hissediyordum valla, başım kel diye mi acaba diye.
misafir 09 Ağustos 2019 14:48
reyis bizim herşeyimiz. reyissiz biz bir hiçiz. :)
KARAR OKURU 09 Ağustos 2019 13:22
Her alanda dip yaptık. Adım adım uçuruma yuvarlanıyoruz. Ak Parti bu durumdan kurtulmak istese de Bahçeli hemen engel oluyor ve Erdoğan da Bahçeli'ye itaat ediyor. Erdoğan kendisine de yazık etti Türkiye'ye de.
ati 09 Ağustos 2019 12:42
erdoğan, teşkilatlardaki tuzun dahi koktuğunun farkında değil mi acaba?
karar okuru 09 Ağustos 2019 12:24
Sayın Cumhurbaşkanının ilk ciddi hatası İstanbul seçimlerini yeniletmekti demişsiniz. Bence daha önce de ciddi hatalar yaptı. Beraber yola çıktığı arkadaşlarını uzaklaştırmak, tek adamlığa oynamak, FETÖ ve benzeri cemaat yapılarını devlette görünür hale getirmek, Pelikancıları desteklemek, medyada tekel oluşturmak ve daha bir sürü siyasi hata. En önemli siyasi hatası ise Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçmek oldu. Böylece güçleneceğini zannetti ama her geçen gün güç ve itibar kaybettiğine şahit oluyoruz.
Adem Saracoglu 09 Ağustos 2019 11:58
Malesef son derece yerinde tesbitler! MHP kafasi ile cözüm üretilemez. Icde ve disda Kürtlerin dislayan bir politikada ic huzuru refahi saglayamaz. Türklerin tek avuntusu, Kürtlerin kayiplarina indirgenemez. Kucaklayici, kollektiv akli öne cikarici, cözüm üretici politikalara ihtiyacimiz var. Bunu inanan insanlarin, yani makûl olanin, sesini dahada yükseltmesi lazim. Cesaret, cesaret, cesaret!
Umut Emiroğlu 09 Ağustos 2019 11:56
1- Erdoğan MHP'ye mesafe koyamaz çünkü Bahçeli, aykırı bir yola girildiğini görürse ülkeyi erken seçime götürür. Mecliste bu anahtara sahip. Muhalefet bloğu diri iken, üstüne üstlük MHP desteği de olmadan Erdoğan erken seçimi kaybeder. Çare olarak İYİ Partinin desteğini alıp bu kıskacı gevşetmek kalıyor. Zaten bu yüzden İYİ Parti'de kritik bir isme İçişleri Bakanlığı teklif edildi (net bilgi ama cevap sanırım olumsuz olacak)
yasin aydoğan 09 Ağustos 2019 11:11
Geçti Dost Kervanı Eyleme Beni .....
Mustafa Cumhur Küçük 09 Ağustos 2019 11:01
1071 imzalı bildiri iktidar organizasyonlu bildiri olarak görüyorsunuz da Hendek olaylarındaki PKK yanlı barış bildirisini neden HDP+CHP organizasyonu olarak görmüyorsunuz. PKK oyları ile iktidarda kalıp Vatan haini olarak ölmektense, Bu ülkenin ve milletin bekası için MHP ile olup iktidarı kaybetmek, , zorda kalan müslümanlara Ensar olup iktidardan gitmek, gelecek kuşaklara iyi bir miras bırakmak ülkesini ve milletini seven herkesin ilk tercihi olmalı. Sanırım reisinde tercihi bu yönde olacaktır. Sizin adınıza bir şey söyleyemem.
Fatih 09 Ağustos 2019 09:19
Sizin isteğiniz Erdoğan'ın yumuşak olması. Aynen umudunuz gül ve Babacan da olduğu gibi. Aynı yumuşaklığı muhalefet için de istesenize. Siz istiyorsunuz ki borazanımız ötsün. Geçin onu
KARAR OKURU 09 Ağustos 2019 09:17
Sayın yazar bu yazınız çok güzel gerçekleri yazmışsınız ama şu bir gerçek bu iktidarı bir dönem ölümüne savunuyordunuz ama gerçekler çok acıdır gerçeği gördüğünüz için size teşekkür ederim
KARAR OKURU 09 Ağustos 2019 13:12
4
Memleket böyle aymazlıklar ile bu hale geldi. Hepsi oradaydı
Krr okr 09 Ağustos 2019 09:10
Erdoğan gitse yerine hakikaten iyi biri gelse bile güzel ülkem belini 15 yıl doğrultamaz. Sermayeyi ve birikimleri yediler. Milletimiz bu perspektiften bakarak yıllarca sürecek muhtaçlık haline hazır olmalı. Israrla yanlış adrese oy verenlerin ödeyeceği bedel büyük olacak. Bahane yok, ağlamak yok. HER TERCİH BİR KAYBEDİŞTİR.
KARAR OKURU 09 Ağustos 2019 08:43
Yazidan sunu anliyorum, Sayin Erdogan’in tek kaygisi kendi iktidari ve ne pahasina olursa olsun bunun devamini saglamak. Bu arada toplum ne olacak, degerler ne olacak, sona kalanlar ne olacak bunlarin onemi yok.
Karar Okuru 09 Ağustos 2019 06:40
Zamanında hevesli bir destekçi idiniz! Ne oldu böyle şimdi? Bu zihniyetlerin eninde sonunda varacağı yerin burası olduğu ortalama bir insanın dahi bilceği bir durumdu. Maalesef orta doğu yazar çizeride enel kaliteden payını alıyor.
KARAR OKURU 09 Ağustos 2019 10:13
3
Bir şey olmadı. Zamanında hukuk ve demokrasi destekçisi idi. Şimdi de hukuk ve demokrasi destekçisi. Sadece senin kabileci kafan kabilelerden değil ilkelerden yana olmayı kavrayamıyor. Ya da devleti yağmalama ayrıcalığını kaybetmenin sore loserlığı.
Karar Okuru 09 Ağustos 2019 13:22
2
Bal ve helva demekle ağız tatlanmaz. Demokrasi demeklede demokrasi olmaz ben söyleyenede bakacaktınız demek istedim. Şarkı söylerken peyniri kaptıran Akılsız karga ile tilkinin hikayesi bilinir. Şimdi kargaya sorsak ne yapayım sesin güzel dedi diye mazeret söyler. İlkenin peşine düşeceksen yanlış adamlarla doğru iş yapılamayacağınıda bilmek gerek. Devletle hiç işim olmadı ama asıl yağma şimdi. Muhtemel bu eskş destekçi tayfada biraz nemalanmıştır. Bir şeyi daha kötü hale getirmişseniz yanlıştır. Bu günlerdeki nedamet yazılarıda bunu gösteriyor. İlkeymiş hadi ordan canım!! Karga misali peynir g
Köroğlu 09 Ağustos 2019 16:42
2
Ayrıca: Erdoğan’a itirazımın sebebi size benzemesi ve Batı’dan kopması. İmam Hatip açması değil. CHP ile AKP arasında ne fark var? Laiklik/din retoriği dışında her konuda hemfikirler.
KARAR OKURU 10 Ağustos 2019 21:57
0
Köroglu cok haklisiniz :) iste CHP zihniyetli yorumlar, Sanki TR 2000 den önce cok güzeldide, eskiden generaller laikcilerin yaptigini suanda AKP liler yapiyor sadece renk degisti ;)
Köroğlu 09 Ağustos 2019 16:36
1
Orgenerallerin diktasına sesinizi çıkarmayacaktınız diyor. Hocam benim gözümde laikçi yağmacı kabilenin islamcı yağmacı kabileden bir farkı yok. Türkiye’nin derdi hukuk ve demokrasi, laiklik değil. Eski sistem berbattı. 2001 krizine tosladı zaten. İslamcıları iktidara siz getirdiniz. Nedamet yok ki, yazısı olsun.
KARAR OKURU 09 Ağustos 2019 01:34
Her cumlesi dogru bir makale.
KARAR OKURU 08 Ağustos 2019 23:58
Girdikleri labirentten kendilerini cikartabilecek entellektuel cap yok iktidarda. Yolun sonu yaklasiyor...
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN