Back To Top
Bir estet ve koleksiyoner olarak Şevket Eygi

Bir estet ve koleksiyoner olarak Şevket Eygi

 - Son Güncelleme: 21.07.2019 Pazar 10:30
- A +

Geçen hafta dünya hayatına veda Mehmet Şevket Eygi, fikirleri, zevkleri, tercihleri, konuşma ve yazma üslûbu, öfkeleri, hatta kılık kıyafetiyle mensup olduğu camiada kimseye benzemeyen, daha da önemlisi düşündüklerini hiç çekinmeden dile getirebilen “nev’i şahsına mahsus” bir entelektüeldi. Karadeniz Ereğlisi’nde orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelip kendini yedi yaşında eskilerin kısaca Mekteb-i Sultanî dedikleri Galatasaray Lisesi’nde bulmuştu. Rahmetli Ahmet Yüksel Özemre gibi, o da “Gassaray”ın nâdir dindar öğrencilerinden biriydi; fakat kültürünü borçlu olduğu lisesine asla toz kondurmaz, ne öğrendiyse bu lisede öğrendiği söylerdi. Kendisiyle yaptığım uzun bir röportajda etkilendiği “İstanbul beyefendisi” hocalarından söz etmişti.

Şevket ağabey, tam on iki yıl yatılı olarak -ama Cemal Süreya’nın zannettiği gibi parasız yatılı değil- okuduğu Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Mülkiye’ye, yani A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girmiş, bu fakültenin diplomasi bölümünü başarıyla bitirmişti. Ancak dindar bir Mülkiyeli olarak tanındığı için hariciye bürokrasisinde de dahiliye bürokrasisinde de yer bulabilmesi o yıllarda imkânsız denecek kadar zordu. Bir süre Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Fransızca mütercimi olarak çalıştıktan sonra basın dünyasına adım attı.

***

Benim tanıdığım Şevket Eygi, D. Mehmet Doğan’ın geçen hafta köşesinde anlattığı gazeteci Şevket Eygi değil, 1974 yılında sürgünden döndükten sonra hayatını bütünüyle kültüre, sanata, kitaba adamış, estetik derdi taşıyan, İstanbul’u devasa bir köye, hatta mezraya dönüştürdüğünü düşündüğü halka şehirliliğin ne olduğunu, nasıl İstanbullu olunabileceğini anlatmaya çalışan bir münevverdi. Kendisiyle şahsen 1985 yılında tanışmıştık. Taha Akyol Bey’le birlikte onu bir akşam Sultanahmet’teki evinde ziyaret ettiğimizi ve gazetecilik tecrübelerini dinlediğimizi hatırlıyorum. Daha sonra zaman zaman Enderun Kitabevi’nde karşılaştık; bu kitabevinin müdavimleri onun yeni satın aldığı nâdir kitapları herkesi imrendirerek çantasından çıkarışını çok iyi hatırlarlar. 

Bedir Yayınları’nın da kurucusu ve sahibi olan Şevket ağabey yayıncılıkta pek başarılı sayılmazdı, ama yaman bir kitap kurduydu; muazzam yazma ve eski harfli kitap koleksiyonuyla hat koleksiyonunu Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kurulan kütüphaneye bağışladı. Unutmadan, İstanbul’da hangi esnaf lokantalarında ağız tadıyla yemek yenileceğini, nerelerden ucuz ve kaliteli giyecekler satın alınabileceğini çok iyi bildiğini de kaydetmeliyim. 

***

Yukarıda Şevket ağabeyle bir röportaj yaptığımdan söz ettim. “Mehmet Şevket Eygi ile Ortaköy’den Sultanahmet’e” başlığını taşıyan bu röportajı İSAM’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle birlikte hayata geçirdiği on ciltlik Antik Çağ’dan XXI. Yüzyıla Büyük İstanbul Tarihi’nin onuncu cildi için yapmış, İstanbul’la ilgili hatıra ve düşüncelerini anlattırmıştım. Tabii, her zamanki gibi İstanbul kültürünün ve İstanbullu tipinin yok olmasından yakınmış, özellikle İstanbul terbiyesinin inceliklerinden söz ederken anlattığı bir hadise beni hem güldürmüş hem düşündürmüştü.

Galatasaray’da okurken ortaokul ikinci sınıfta tarih hocaları eski Osmanlı nâzırlarından Raşid Bey’miş. Bu değerli hoca bir gün güzel güzel ders anlatırken birden kürsüden inip kapıya yönelmiş. Öğrenciler arkasından “Hocam niçin gidiyorsunuz, nereye gidiyorsunuz?” diye bağırmışlar. Raşid Bey durmuş, elini sınıfa doğru uzatıp “Ben buraya Galatasaray efendilerine ders vermeye geliyorum, tulumbacılarla işim yoktur!” demiş. Meğerse arka sıralarda oturan çocuklardan biri parmaklarını çıtlatıp duruyormuş. Parmak çıtlatmanın, İstanbul görgüsüne göre çok ayıp olduğunu o zaman öğrendiğini söyleyen Şevket ağabey, sanat, estetik ve şehirlilik meselelerine ciddiyetle ne zaman ilgi duymaya başladığını şöyle anlatmıştı:

“Açık konuşayım: Kırsal kesimden gelmiş, çok mahcup, biraz içine kapanık bir genç olduğum için bu sanat, estetik meseleleriyle çok erken meşgul olamadım. Fakat 1974’te altı senelik bir sürgünden sonra Türkiye’ye tekrar döndüğüm vakit, artık gazetecilik yapamıyordum. İki günlük gazete sahibiydim, ikisi de batmış. Yazılarımı basacak doğru dürüst bir yer de yok. Yavaş yavaş sanat meseleleriyle ilgilenmeye başladım. Kültür ve bilhassa güzel sanatlar konusunda çok kötü bir durumda olduğumuzu şimdi aynelyakîn görüyorum. Bir kere, sanat denince, sadece edebî eserler, mimarî eserler hatıra gelmesin. İnsanların da bir kısmı sanat eseri gibidir. Kibar bir insan, bir üstat yahut bir kahraman, aynı zamanda bir estetik konusudur. Şimdi bunların yokluğunu çok hissediyorum. Meselâ Nurettin Topçu Bey’in -her konuda aynı şekilde düşünmüyorduk ama- bir fazilet abidesi olduğunu her geçen gün biraz daha iyi anlıyorum. Şimdi bir Ali Fuat Başgil olsa da hiç değilse senede bir kere ziyaretine gidebilsem. Bir Mahir Bey olsa da senede bir kere sohbetine gidebilsem.”

19-07/20/ekran-resmi-2019-07-20-233453.pngŞevket Evgi ile Sultanahmet’eki evinde

***

“Aziz İstanbul”a derin bir nostaljiyle bağlı olan Şevket ağabey, Demokrat Parti döneminde, imar adı altında yapılan büyük tahribatı da samimiyetle eleştirir, “Elbette çürük çarık binalar yıkılacak, molozlar kaldırılacaktı. Ama yıkılmaması gereken binlerce binayı da yıktılar. Ne için? Çünkü bunlar vandal...” derdi. Evet, İstanbul ihmal edilmişti, salaş bir şehir haline gelmişti, sokakları kışın çamurlu, yazın tozluydu, kaldırımlar düzgün değildi, fakat...

“Fakat şehir şehirdi efendim, bir ‘hayal şehir’di İstanbul. Güzelliği uzaktan bakılarak anlaşılırdı. Bugünkü değişiklik şudur: Artık İstanbul’un güzelliğini gündüzleri göremiyorsunuz. Geceleyin karanlık bastığı vakit, ışıklardan yine güzel bir şey görünüyor. Fakat gündüzleyin bu betonlar, bu çirkin binalar, şehrin siluetini katleden bu gökdelenler...”

Şevket ağabeyin bu sözlerini, onun muhafazakârlığı sadece dindarlık olarak algılayan bir muhafazakâr olmadığını anlatmak için naklediyorum. Dedim ya, o mensup olduğu camiada kimseye benzemeyen, bu yüzden pek de anlaşılmayan bir entelektüeldi. Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 28 Temmuz 2019 14:12
Rahmetli, keşke hiç Mehmet Cengiz, Ali Ağaoğlu gibi müteahhitlere ve bunlara yol açan siyasetçilere denk gelmeseydi. İstanbul'un mahvedilişi karşısında kim bilir nasıl ıstırap duymuştur. Allah rahmet eylesin.
OKURUNUZ 24 Temmuz 2019 08:31
Allah rahmet eylesin. Fotoğrafta her ikiniz de çok güzel çıkmışsınız
KARAR OKURU 22 Temmuz 2019 03:17
Rahmetlinin mektebimülkiyeden mezun olduğu yıllarda hariciyede ve dahiliyede sadece dinsizler görev alıyordu değil mi? Ah şu İslamcılarımız neler çektiler neler?
KARAR OKURU 21 Temmuz 2019 20:18
Geçen hafta dünya hayatına veda Mehmet Şevket Eygi, fikirleri, zevkleri, tercihleri, konuşma ve yazma üslûbu, öfkeleri, hatta kılık kıyafetiyle mensup olduğu camiada kimseye benzemeyen, daha da önemlisi düşündüklerini hiç çekinmeden dile getirebilen “nev’i şahsına mahsus” bir entelektüeldi.
leyli meccani biliyordum , sadece leyli imiş. çınaraltına gelir çay içer, sahaflara gider kitap hat eserleri toplardı, soldaki son eski dükkanda kitap bakardı. 35 yılı aşan bir müddettir selamımız olmuştur. tespih merakıda vardı, efendimsiz konuşmazdı. darsaadete göçmüş Anadolu insanına dışarlıklı dediği söylenirdi, lakin bendeniz işitmedim. palto giymeyi ve hacıyağı dediğimiz misk kokusu sürerdi. defaatle, divan yolunda inerken soldaki kabirlerin önünde durup dua ettiğine bizzat şahidim. günahı ve sevabıyla yürüdü...
KARAR OKU 21 Temmuz 2019 15:06
bu gazeteyi kemalistlermi okuyor anlamadım. Merhum şevket eygi nevi Şahsına münhasır bir büyüğümüzdü. ehli sünnet akadine son derece bağlı idi her şeyi tenkit bir de kemalist jargonla sırıtıyorsunuz efendiler
KARAR OKURU 21 Temmuz 2019 14:12
Insanı en çok üzen şey muhafazakâr kisvesi altında millete, vatana ve değerlerimize alabildiğine zarar veren insanları tanımaktır. Ne hazindir ki birilerinden beklediklerimizi bunlar yapıyor... Şevket Bey ne söyledi ise boşunadır. Istanbul'da dolaşmak değil şöyle bir sahil köşesinde oturup onu seyretmek bile artık keyif vermiyor.
Doğrucu davut 21 Temmuz 2019 10:28
Yahu bahsettiginiz adam kadinlarin topuz sac yapmasini kiyamet alameti addeden bir zatti. Adnan oktarın yazdıklarına iman etmiş bir kişiydi. Yok pakruniler , illuminatiler. tamam ölünün arkasından konuşulmaz ama övülecek bir tarafı da yoktu. Umarız tanrı katında cehalet af ediliyordur da cennete gider.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2019 06:56
Mensup olduğu camia zaten köylü İslam'ına hitap ediyor. İstanbul'u New York gibi gökdelenlerle dolduran zihniyet mi Şevket Beyi anlayacak? Roma'da doğru düzgün bir gökdelen yok, olanlar da merkezden uzakta. Bizden daha mı fakirler, daha mı bilinçliler?
KARAR OKURU 21 Temmuz 2019 02:25
Matbaanın ancak 1700 lerde geldiği bir memlekette el yazması kitap bulmak o kadar zor olmasa gerek. Maharet ilk matbaa basımı kitap bulmak.
KARAR OKURU 21 Temmuz 2019 00:53
Amin amin inşallah mekânı cennet olsun. Allah razı olsun hocam
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN