Eskiyen dil ve geçmişini kaybeden edebiyat

Bizde hemen her edebiyat neslinin farklı bir Türkçeyle yazdığını, bu yüzden edebî eserlerin hızla eskiyip okunamaz hâle geldiğini hiç düşündünüz mü? Bu sebeple hak ettiği ilgiyi görmemiş, görse bile dili eskitildiği için bir süre sonra unutulmuş kim bilir kaç yazar var? Aslında bunlara isimleri en çok ortalıkta en fazla gezinenler de dâhil edilebilir. Ahmet Haşim’in şiirlerinden zevk alabilecek kaç kişi gösterebilirsiniz? Hüseyin Rahmi’yi okuyan var mı? Reşat Nuri Güntekin’in romanlarının hak ettikleri ilgili gördüğüne inanıyor musunuz? Kaç üniversite mezunu, Çalıkuşu ve Yaprak Dökümü’nden fazlasını söyleyebilir? Herhangi bir lise mezunu sözlüğe bakmadan Orhan Veli’yi okuyabilir mi?

Türkiye’de düşünce ve kültür hayatı, buna bağlı olarak edebiyat sonu gelmeyen bir “geçmişsizleştirme” ameliyesine tabi tutulmaktadır. Bana sorarsanız, iyimser bir yaklaşımla, 1950 öncesi bizim kayıp hazinemizdir ve kâşiflerini beklemektedir.

***

Yukarıda ifade ettiğim kaygıyı duyan yayınevleri, edebiyatımızın klasikleri sayılması gereken yazarların eserlerini -yeni nesillerce de okunsun diye- sadeleştirerek neşrediyorlardı. Son zamanlarda bu uygulamadan vazgeçilmiş gibi görünüyor.

Sadeleştirilmiş bir metin, artık başka bir metindir. Mesela Refik Hâlid’in sadeleştirilmiş eserlerini okursanız, Refik Hâlid’i okumuş olmazsınız. Bir yazar üslûbuyla vardır; üslûp yazarın dile ilâve ettiği hususi renktir, zenginliktir. Sadeleştirmeyi yapan kişilerin ehil olup olmaması o kadar önemli değil. Tabii ehil olmayan kişiler, işi faciaya dönüştürüyorlar. Bir zamanlar, sadeleştirme yapılırken metne gelişigüzel ilaveler yapılır, hatta zaman zaman bazı ifadelerin ideolojik mülâhazalarla çıkarılırdı.

Dil bakımından eskidiğini düşündüğünüz metinlerin genç nesillerce anlaşılmasını mı istiyorsunuz, sayfa altlarına dipnotlar düşerek gerekli açıklamaları yaparsınız. Eski kelimelerin karşılıklarının parantez açılarak metnin içinde verilmesini okumayı zorlaştırdığı için doğru bulmuyorum.

***

Yayıncılar, dili anlaşılmayan kitapların ticarî olmadığını söylüyorlar. Kendi açılarından elbette haklıdırlar. Ama ticarî kaygılarla edebî eserleri tahrip etmek hiç ahlakî değildir. “Ne yapılmalıdır?” sorusunun cevabına gelince: Genç nesillerin kelime hazinelerini hiç değilse Cumhuriyet devrinde yazılmış eserleri okuyup anlayabilmelerini sağlayacak bir Türkçe eğitiminin şartlarını ve imkânlarını hazırlamak gerekir. Ve daha da önemlisi, üç-beş yüz kelimelik bir dağarcıkla yapılan bir okumanın hiçbir fayda sağlamayacağını öğretmek...

Sözünü özü: Türkçeyi sürekli tasfiye yoluyla ilkel bir kabile dili derekesine indirirseniz olacağı budur.

Türkçenin hızla değişmesi, liselerde edebiyatımızın geçmişinden arındırılması şeklinde özetlenebilecek bir eğilimin doğmasına yol açmıştır. Edebiyat tarihi bugünden başlayarak geriye doğru öğretilmesi gerektiğini savunanlar var. Aslında bu görüş, edebiyatımızın geçmişini yok saymanın başka bir ifadesidir.

Bu metod uygulandığı takdirde süreç, daha doğrusu sebep-sonuç ilişkisi nasıl anlatılacaktır? Tanzimat’ı anlamadan Servet-i Fünun’u, Servet-i Fünun’u anlamadan Fecr-i Âti’yi, Meşrutiyet devrini bilmeden Cumhuriyet devri edebiyatını anlamak ve anlatmak hiç kolay değildir.

Lise müfredatı, edebiyatımızın geçmişi kronolojik sırayla içine almalı, Türk diline ve kültürüne katkıları tescil edilmiş, ortak kabul görmüş, daha doğrusu millete mal olmuş, değeri hakkında kimsenin şüphesi ve itirazı bulunmayan şairler ve yazarların önemli eserleri okutulmalıdır. Aşağı yukarı beş yüz yıl, bütün duygularımızı, düşüncelerimizi, aşklarımızı, ümitlerimizi, acılarımızı ifade ettiğimiz divan edebiyatının da uygun bir metod bulunarak, yani öğrenciler için kâbus haline getirilmeden tanıtılıp sevdirilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu, kültürde devamlılık için şarttır.

Derkenar

‘Feryâdıma imdâd edecek yok!’

Geçenlerde Şehnaz makamında eserler dinliyordum. Rahmetli Bekir Sıdkı Sezgin, “Feryâd ki feryâdıma imdâd edecek yok”’a başlayınca tepeden tırnağa ürperdim. Sözleri Şair Nigâr Hanım’a, bestesi Tanburi Cemil Bey’e ait olan bu şarkıdaki müthiş feryat, bana sorarsanız, Nigâr Hanım ve Cemil Bey’in değil, medeniyetimizin feryadıdır. Lütfen internette bulup dinleyiniz ve bu yıl vefatının 100. yılı dolayısıyla çeşitli toplantılar ve konserlerle anılan Cemil Bey’e bir Fatiha gönderiniz.

YORUMLAR (5)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
5 Yorum