Bir devletin nasıl yönetildiği hapishanelerinden anlaşılır
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CISST) Türkiye’de hapishanelerin doluluk oranı yüzde 140.5’e yükseldiğini; açık ve kapalı cezaevlerinde toplam mahpus sayısı kapasitenin yüzde 40 üzerine çıktığını açıkladı. CISST, hapishanelerdeki yoğunluk için “kritik seviye” uyarısında bulunuyor. Ben size daha düz söyleyeyim, CISTT’ın verileri cezaevlerinde alarmın acil kodla yanıp söndüğünü gösteriyor.
Sorun sadece doluluk da değil. İnsan hakları savunucuları cezaevlerindeki koşulların aşırı doluluk nedeniyle kötüleştiğini, bazı mahkumların yataklarını paylaşmak zorunda kaldığına ama buna rağmen kimi mahkumların yerlerde uyuduğuna, tuvalet, duş ve hijyen malzemelerine ve sağlık hizmetlerine erişimin güçleştiğini, anksiyete, saldırganlık ve tükenmişlik sendromlarının yaşandığını belirtiyor.
Yine CISST kadınlar ve küçük çocuklu anneler, yaşlı ve hasta mahkumlar açısından cezaevlerindeki koşulların ciddi sorunlu olduğuna dikkat çekiyor.
Nitekim uzunca zamandır “sil baştan bir infaz kanununa ihtiyaç” olduğunu, infaz kanunun sürekli yapılan rötuşlarla ‘yamalı bohçaya’ döndüğünü, bu haliyle Anayasa’nın eşitlik ilkesini zorlayan bir belirsizlik ürettiğini ifade eden MHP’li Feti Yıldız aylar önce yaptığı açıklamada cezaevlerindeki koşullarla ilgili şöyle demişti:
“Bazı koşullarda 10 kişilik koğuşta 30 kişi yatarken bazı mahkumların odaları salon salonmanje şeklindedir. Elbette ceza ve güvenlik tedbirleri uygulanırken insanlık dışı davranışta kimse bulunamaz. Ancak 270 bin kapasiteli cezaevlerinde 420 bin tutuklu ve hükümlü bulunursa; burada insan haysiyetinin önemsenmediğini görürüz. Bunları söylemek zorundayız.” (12 Ağustos 2025)
***
Son İnfaz Kanununda yapılan son kovid-19 düzenlemesi 55 bin kişinin tahliye edilmesine yol açmıştı ama bu veriler 55 bin kişinin tahliyesine rağmen sorun hala çok ciddi boyutlarda olduğunu gösteriyor.
Cezaevlerinin böyle alarm verecek seviyeye gelmesi sürpriz değildir. Doluluk oranı sorunu da yeni değil, uzunca süredir tartışılan bir sorun.
Cezaevleri alarm vere vere doluluk oranı yüzde 140.5’lere yükseldi.
Mesela AB İstatistik Ofisi Eurostat’ın 2020 verilerine göre Türkiye’de hapishanelerdeki mahpus sayısı 267 bindi.
Avrupa Konseyi’nin 2023 yılı cezaevi raporuna göre, nüfusa göre en fazla mahkum ve tutuklu bulunduran ülke sıralamasında Türkiye ilk sıradaydı.
Yine Lozan Üniversitesi’nin Avrupa Konseyi için hazırladığı Ceza İstatistiklerine göre 2024 yılında 100.000 nüfus başına Türkiye cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı 408’di, Avrupa ortalaması 122. Türkiye Avrupa Konseyi ülkeleri içinde ilk sıradaydı.
World Prison Brief Eylül 2025 verileri 100 bin kişiye düşen 488 tutuklu/hükümlü sayısı ile Avrupa ortalamasının neredeyse dört katına ulaştığını gösteriyordu.
***
İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, sosyal medya hesabından World Prison Brief verilerini paylaşarak yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “3 Kasım 2025 itibarıyla toplam cezaevi nüfusumuz 428.267 kişidir. Nüfusu Türkiye’ye yakın Almanya’da cezaevi nüfusu 59.413 kişidir; yani Türkiye’nin yaklaşık sekizde biri. Cezaevlerinin doluluk oranı %138. Bu rakamlar, yalnızca cezaevi nüfusunun arttığını değil, tutuklamanın bir tedbir olmaktan çıkıp sistematik bir uygulamaya dönüştüğünü de göstermektedir.”
Yeneroğlu, cezaevlerindeki toplam 428.267 kişinin 65.108’inin—yani %14,9’unun—“tutuklu yargılanan” kişilerden oluştuğunu belirterek, ortaya çıkan tablonun Türkiye’deki ceza adalet sisteminin yapısal sorunlarını istatistiksel olarak doğruladığını; yaygın hukuksuzluğun ağır maliyetini gözler önüne serdiğini ifade etmişti.
Bir ülkenin cezaevlerinin dünyada en çok, hatta kapasitesinin çok çok üzerinde yüzde 140.5 olması mesela o ülkenin suçla ne kadar iyi mücadele ettiğinin bir göstergesi midir? Suça geçit vermediğini, adalet sisteminin ne kadar iyi çalıştığını mı gösterir?
***
Bu tablo adalet sisteminin ne kadar iyi işlediğinin bir göstergesi olsaydı, cezaevlerindeki doluluk oranı iktidarın suçla ne kadar iyi mücadele ettiğinin bir alameti farikası olsaydı Cumhurbaşkanı Erdoğan, Adalet Bakanı ve iktidar siyasetçileri şablonlarla göstererek anlatırlardı, iktidarlarının gurur tablosu olarak gösterirlerdi.
Mesela iktidar dönemlerinin icraatlarını sayılarla, rakamlarla anlatmayı çok seven Cumhurbaşkanı Erdoğan adaletten, hukuktan bahsettiği konuşmalarında “bizim dönemimizde cezaevleri şu kadar doldu, kapasitesini aşan bir doluluk söz konusu, şu kadar suçluyu içeriye attık” diyerek övünürdü.
Açtığı okulların ve dersliklerin, yaptığı hastanelerin, köprülerin sayılarıyla; duble yolların kilometreleriyle övünmeyi, AK Parti dönemini icraatlarını rakamlarla anlatmayı seven Cumhurbaşkanı Erdoğan mesela cezaevlerindeki doluluk oranından hiç söz etmiyor.
Çünkü cezaevlerinin kapasitesinin üzerinde dolu olması bir ülke için hiç de övünülecek bir mesele değildir, hele bir iktidar için hiç değil. İktidar da bu gerçeği biliyor.
Çünkü açılan okul sayısı iktidarın ne kadar çok çalıştığını, hizmetteki başarısını gösterir ama cezaevlerinin doluluk oranı övünülecek bir şey değildir, cezaevlerinin kapasitesinin üstünde dolu olması iktidarın cezalandırma refleksini, adalet sisteminin sistematik olarak suçlu ürettiğini, yargı sisteminde problem olduğunu ve infaz kanununun sorunlu olduğunu gösterir.
Hele de cezaevlerinde mahkumların sağlık hizmetlerine erişemiyor olması, tuvalet, duş ve hijyen malzemelerine erişimin güç olması bir ülkenin medeniyet düzeyini en çıplak haliyle ortaya koyan fotoğraftır.
Cezaevlerinin kapasitesinin çok ama çok üzerinde dolu olması Mustafa Yeneroğlu’nun tespitiyle “Adaletsiz toplumsal düzenimiz çok daha fazla suçlu üretmekte olduğunu… Ve adaletsiz ceza ve yargı sistemimiz ise bol sayıda masum insanla cezaevlerini doldurmakta” olduğunun somut bir göstergesidir.
***
İktidar kendisini “suç artışı” diyerek savunamaz, böyle savunması aynı zamanda bu ülkeyi iyi yönetemediğinin itirafıdır. Tutuklamanın istisna olmaktan çıkıp, fiili bir infaz aracına dönüştüğü, tutuksuz yargılama ve alternatif tedbirlerin (adli kontrol vb.) zayıfladığı, yargının siyasallaştığı, iktidarın hukuku sopa olarak kullandığı, yargının öngörülemediği, AYM ve AİHM kararlarının uygulanmadığı, yargı sistemin gerçekten adalet dağıtmadığı, iktidarın elinde araçsallaştığı bir ülkenin resmidir bu tablo.
Hem de adında “adalet” olan bir siyasi partinin yönettiği ülkenin trajik ve vahim gerçeğidir.
Görüyorsunuz değil mi, Türkiye CB sisteminde dünyanın ilk on büyük ekonomisi arasına olacaktı, Türkiye ekonomisi havalara uçacaktı ve Avrupa ülkeleri bizleri kıskanacaktı. Enflasyon sıfırlanacaktı, işsizlik yüzde ikilere düşecekti, yoksulluk bitecekti, refah ülkeleri sıralamalarında dünyada ilk sıralara girecekti, Türkiye AK Parti iktidarıyla tarih yazacaktı dünyada, Avrupa’da. Bütün bunlarda ilk sıralarda yer aldı ama yoksullukta, enflasyon yüksekliğinde ve cezaevlerini doldurmada da Avrupa ülkeleri arasında birinci sırada!
Dostoyevski’ye atfedilen meşhur sözüyle: “Toplumların, devletlerin medeniyet düzeyi hapishanelerinden anlaşılır.”
Sabah akşam “Türkiye bir hukuk devletidir” açıklaması yapan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un kulakları çınlasın çünkü hapishaneler hukukun soyut ilkelerinin ete kemiğe büründüğü yerlerdir. Devletlerin vatandaşlarına davranışlarını ortaya koyan yerlerdir cezaevleri. Anayasa’da, ceza kanunları da hukuktaki usul güvencelerinin sınandığı yerlerdir cezaevleri.
Ve AK Parti iktidarında adaletin hali de cezaevlerinin durumu da ortada.
.
