Ha, ha, ha… Ekonomiyi bürokratik oligarşi mahvetmiş!
Başlıkta kullandığım “ha-ha-ha” sözünü 1933-1997 yılları arasında yaşayan ve 1960’larda Arap dünyasında büyük bir şöhrete kavuşan Fahd Ballan’ın hafızalara kazınan “Wa Asrah Laha” şarkısının nakaratından aldım.
“Wa asrah laha” yani “Anlat ona”!
Şarkının 1960’larda oldukça popüler olmasının başlıca nedeni, Fahd Ballan’ın güçlü ve maskülen sesi kadar, şarkıyı son derece teatral mimiklerle, hareketlerle yorumlaması olmalı. Ama asıl neden Feyruz’un kuzeni olan Mısırlı kadın komedyen ve tiyatrocu Lebleba’nın Ballan’ı birebir taklit etmesidir. Fahd Ballan çok iyi, çok sempatik söylüyor. Ama benim tercihim o müthiş taklidiyle Lebleba’dan yana. Nitekim bugünlerde ülkemizde şarkının nakarat bölümü Lebleba’lı versiyonuyla sosyal medyada yeniden viral, benim de dilime pelesenk olmuş durumda.
Meslektaşımız ve eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar’ın, TCMB Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Cevdet Akçay’ın, “Ben göreve başladığımda enflasyon yüzde 48 seviyesindeydi, bugün yüzde 31’e geriledi. Gerekli adımları atmasaydık enflasyon yüzde 150 -200 bandına çıkardı. Seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor; maliye genişlerse (para politikası olarak) ben de daha fazla sıkılaşırım” sözlerine gösterdiği tepkiyi okuyunca, kendimi bir anda Lebleba’nın mimikleriyle “ha- ha- ha” derken buldum.
***
Prof. Akçay’ın “ben” demesine aşırı derece de sinirlenen Şamil Tayyar’a göre Akçay’ın ekonomiye dair sözleri bürokratik oligarşinin hortladığını gösteriyor. Prof. Akçay nezdinde bütün MB’ye şöyle ayar veriyor:
“Yeni hükümet sisteminin alt yapısı iyi kurgulanmadığı için bürokratik oligarşi hortladı, en parlak dönemini yaşıyor. O nedenle bir bürokrat kalkıp küstahça, siyasi otoriteye meydan okurcasına ‘seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor, maliye genişlerse ben daha fazla sıkılaştırırım’ diyebiliyor. Bir ‘ben’ diyorsun, sahiden sen kimsin? Başkanın var, başkanının başkanı var. İki siyasi otoriteye meydan okumaya nasıl cüret ediyorsun? İki yıldır zaten çuvalladınız, ekonominin içine ettiniz, enflasyonu önleyemediniz, bir de vır vır konuşuyorsunuz.”
Şamil’in sözleri bir hayli sempatik geldi, gülümsetti. Allah da kendisini daima gülümsetsin.
****
Belli ki Şamil Tayyar ekonominin düzelmemesine, enflasyonun bir türlü dizginlenememesine öfkeli; bu öfkesinde de haksız sayılmaz. Ne var ki öfkenin yöneldiği adres yanlış. Gerçek sorumlularla yüzleşmek yerine kolay hedef olarak Prof. Cevdet Akçay’ı seçmiş. Halbuki “ekonominin içine ettiniz, enflasyonu önleyemediniz” sözlerinin muhatabı bugün enflasyonla mücadele eden MB yönetimi değil, dünün akıl dışı para politikalarını uygulayan Şahap Kavcıoğlu yönetimindeki Merkez Bankası olmalıydı.
Sevgili ve deneyimli meslektaşım Şamil, ben ekonomist değilim ama bak anladığım kadarıyla Şahap Kavcıoğlu yönetimindeki Merkez Bankası’nın ekonomiyi nasıl mahvettiğini, enflasyonu nasıl önleyemediklerini anlatayım:
Enflasyon yükselirken yapılması gereken faiz artırmaktı; ama Merkez Bankası, ekonomik gerekler doğrultusunda değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tercihi doğrultusunda faiz indirimine gitti. Asıl büyük kırılma buydu. Talimatla indirilen faiz, sönmesi gereken yangına su değil, benzin döktü. Çünkü bütün dünyada merkez bankalarının temel görevi, fiyat istikrarını sağlamak ve kendi ülkelerinin parasının değerini korumaktır. Paranın değeri yalnızca rakamla değil, güvenle ayakta durur. Merkez Bankası siyasallaştıkça, siyasi iradenin gölgesinde hareket ettikçe Türk Lirası da güven kaybetti, değer kaybetti.
Faiz düştükçe vatandaş parasını korumak için dövize yöneldi.
Bu kez döviz talebi arttı, kur yükseldi; kur yükselince de Merkez Bankası bu kez arka kapıdan rezerv satarak piyasayı tutmaya çalıştı.
Rezerv dediğimiz şey, ülkenin kötü gün akçesidir; siyasi iktidarların kendi kötü yönetimlerinin üzerini örtmek için hoyratça harcayacağı para değildir. Şahap Kavcıoğlu yönetimindeki Merkez Bankası, iktidarın yanlış ekonomi politikasının üzerini örtmek için rezervleri iktidarın emrine sundu. Sonuçta ekonomi daha da bozuldu, enflasyon halkın nefesini keser hale geldi, Türk Lirası ise adım adım itibarsızlaştı. Vatandaş elindeki birikimin değerini koruyabilmek için dövize kaçınca, iktidar bu kez insanları Türk lirasında tutmak amacıyla Kur Korumalı Mevduat modelini devreye soktu; vatandaşa “Paranızı TL’de tutun, döviz yükselirse farkı ben ödeyeceğim” dedi. İktisatçılar daha en başından bunun Hazine’ye ağır bir yük bindireceğini, kamu maliyesini yeni bir riskle karşı karşıya bırakacağını söyleyerek iktidarı uyardı. Ancak bu haklı uyarılar dikkate alınmadı; tam tersine, Cumhurbaşkanı Erdoğan bu eleştirileri dile getiren iktisatçıları “mandacı iktisatçılar” diye yaftaladı.
Yazarken ben daraldım, nefes alamaz hale geldim.
Velhasıl kelam ülkemizin ekonomisini mahveden bugünkü Merkez Bankası yönetimi değil, bugünkü Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek’de değil, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “faiz sebeptir, enflasyon sonuçtur” deneyidir.
AK Parti ve MHP’nin kol kola verip ülkeyi uçuracağı vaadiyle getirdikleri Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir. CB sistemine geçilmeseydi kurumlar bağımsızlığını korurdu, ekonomi iyi kötü yine de kuralla yönetilirdi, Merkez Bankası talimat altına alınmazdı.
Merkez Bankası bağımsız olsaydı, kurallara bağlı olsaydı enflasyon bu kadar hortlamazdı.
***
Nitekim, ekonominin saygın isimlerinden Prof. Dr. Osman Cevdet Akçay, Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı görevine geldikten 7 ay sonra gerçekleştirdikleri yılın ilk Enflasyon Raporu bilgilendirme toplantısında ekonomideki tahribatı “Politika faizi enflasyon linki kopmuş, faiz kur bağlantısı kopmuş, ağırlıklı ortalama maliyeti mevduat faiz linki kopmuş” sözleriyle açıklamış ve “7 aydır kopan linkleri yeniden ihdas etmeye, kopan bağlantıları yeniden kurmaya” çalıştıklarını söylemişti. (8 Şubat 2024)
Prof. Akçay iktidarın “faiz sebeptir, enflasyon sonuçtur” politikasının ekonomiyi ne hale getirdiğini açıkça söylemişti.
Zaten ülke uçurumun kenarına gelmeseydi, mecbur kalmasaydı, Cumhurbaşkanı Erdoğan miting meydanlarında “faiz lobisinin adamı” olmakla itham ettiği, yuhalattığı Mehmet Şimşek’i ekonomi koltuğuna getirir miydi?
Mehmet Şimşek ekonomi koltuğuna oturdu ama bütün yetkilerin tek elde toplandığı CB sisteminde ekonomi işte ancak bu kadar düzeliyor. Hukuk olmadan ekonominin düzelmesi mümkün değil, bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan da biliyor Mehmet Şimşek de biliyor.
Hukuk rasyonel bir zemine oturmadıkça ekonomi düzelmeyecek. Yargı, iktidarın elinde bir sopa olarak kullanılmaya devam ettikçe ekonomi toparlanmayacak, bu mümkün değil.
Açık ve net ülke ekonomisinin bu noktaya gelmesinin başlıca sorumlusu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve iktidarın iki temel konudaki ısrarıdır. Bunlardan ilki, “faiz sebep, enflasyon sonuç” politikasıdır.
Bu politika, Türkiye’yi adım adım ekonomik uçurumun kenarına sürükledi. Mehmet Şimşek, ağır faturanın ardından ekonomiyi tam rasyonel bir zemine çekiyordu ki, bu kez de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP’li belediyeleri “silkeleyin” talimatıyla başlayan, sandıkta kendisini yenecek olan Ekrem İmamoğlu’nun yargı eliyle siyasi sahneden silinme operasyonu ekonomiyi yeniden uçurumun kenarına getirdi bıraktı, ekonomiyi alt üst etti.
Dolayısıyla ekonomiyi mahveden, enflasyonun ülkeyi boğmasının sebebi iktidarın iki konudaki ısrarıdır.
Birinci yanlıştan “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” politikasından döndü ama eksik döndü. Hukukun rasyonel zemine oturması lazım. İkincisi İBB Davasındaki ısrarından dönmesi ve CHP’li belediyeleri “silkeleme” operasyonlarından vazgeçmesi gerekiyor. Sonuçta bu davaların hukuki değil, siyasi olduğuna AK Partinin kendi tabanını bile inandıramıyor. Çünkü bunun bir yolsuzlukla mücadele olmadığı her haliyle ortada.
Ve hepsinden önemlisi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde DEVA Partisi lideri Ali Babacan’ında ifade ettiği gibi iktidar ekonominin başına Nobel Ödüllü bir iktisatçıyı getirse ekonomiyi düzeltmesi mümkün değil.
