Çünkü onları seçmen seçmiyor
Kim ne derse desin, milletvekili ve belediye başkanı transferleri doludizgin sürüyor. Kamuoyunun tepkileri umursanmıyor. Hatta bu iş için şimdilerde eskisinden çok daha gösterişli “katılım törenleri” düzenleniyor.
İktidar partisi seçim sandığında halkın vermediği yetkiyi transfer yoluyla elde etmeyi kendisine nasıl yakıştırıyor, o ayrı mesele. Bu yolda hangi sıra dışı yöntemlerin devreye sokulduğu ise apayrı bir mesele.
Ancak konunun en fazla can sıkan boyutu milletin oy hakkının değersizleştirilmesi…
İktidar başka partilerden seçilmiş olan milletvekillerini ve belediye başkanlarını transfer ederek muhalefetin temsil gücünü zayıflatmayı hedefliyor herhalde. Muhalefet partilerinin seçimde aldığı oy oranında fiili temsil gücüne sahip olmasını engellemek istiyor.
Bunu yaparak da seçmene bir mesaj vermiş oluyor: Muhalefete verdiğin oy bir şeyi değiştirmeyecek. Aynı mesaj 2024 yerel seçiminin hemen ardından belediyeleri bir bir kayyumlara devredilen HDP’nin seçmen kitlesine de verilmişti. İşe yarayıp yaramadığını bugün olmasa da çok yakında görmüş olacağız.
Ne var ki bir siyasi partinin oylarını arttırmaya uğraşmak yerine sahip olduğu sandalyeleri arttırmaya çalışması -kısa vadede bazı işlere yarasa bile- son tahlilde kendisine zarar verecek bir tutum…
Daha önce de yazmıştım… Siyasi transferler maalesef Türk siyasetinin bir gerçeği. Parlamenter demokratik sistemin işlediği toplumların hiçbirinde -hiç olmazsa bu boyutta- örneği görülmeyen bu kötü alışkanlık en başta seçmenin iradesine saygısızlık. Bir siyasi görüş adına vatandaşın oyunu alıp sonra “görülen lüzum üzerine” karşıt görüşün safına geçmek ahlaken savunulabilir bir tavır değil.
Özellikle de mevcut iktidarın politikalarına karşı çıkarak seçmenin oyunu almış olan milletvekillerinin iktidar partisi saflarına katılmalarının gerekçesi olabilir mi?
Bu çerçevede Millet İttifakı içinde yer alan partilerin mensupları olarak seçilen bu milletvekillerinin iktidar cephesinde neyin değiştiğini izah etme gereği duymaksızın AK Parti’ye geçmeleri kabul edebilir bir tercih olamaz.
Peki, Türk siyasetini bu kötü alışkanlıktan kurtarmanın yolu var mı? Seçilmiş milletvekillerinin ve belediye başkanlarının profesyonel futbolcular gibi o partiden bu partiye transfer olmalarını engellemenin imkanı var mı?
Bugünkü siyasi partiler sistemi içinde yok. Çünkü hiçbir milletvekilinin seçmenine karşı sorumluluğu yok bu sistemde.
Milletvekilimiz nihayetinde belli bir seçmen kitlesinin verdiği oyla seçiliyor ama aslında onu seçenler ona sandıkta oy verenler değil. Partisinin lideri adını listeye yazdığı için orada. Belediye başkanlığı adaylarında bir yere kadar taban desteği aranır ama nihayetinde son karar mercii genel başkandır.
Bizde zaten siyasi partiler lider eksenlidir. Her şeye lider karar verir. Program, vizyon, hatta ideoloji ikinci sırada gelir. Ortak akıl, istişare, parti içi demokrasi yabancı kavramlardır. Parti içi muhalefet de yoktur doğal olarak.
Bilhassa sağ partilerde genel başkan değişikliği bile nadirattandır. Usulen yapılan kongrelerde genel başkanın karşısına başka bir adayın çıkmasına da tahammül gösterilmez. Lider şu veya bu sebeple siyasete veda ederse o zaman yeni bir lider başa geçebilir ama mevcut taban da eski liderle birlikte partiyi terk edebilir. Çünkü partiler liderin ismiyle anılır bizde. Ahmet’in partisine oy verdim, Mahmet’in partisine oy verdim diye konuşulur…
Belki de çocukların soyut kavramları somutlaştırma ihtiyacı duyması gibi siyasi parti seçmeni de fikirleri veya politikaları kişiselleştirmeden anlamlandıramıyor ve içselleştiremiyor. İnsan psikolojisindeki bir zaaf itaat kavramını yücelten bir kültürel çevrede bir siyaset anlayışına dönüşüyor belki.
Ne olursa olsun, netice itibariyle liderlerin hegemonik kontrolüne dayalı bir siyasi parti yapısı var bizde… Bu şekilde işleyen bir sistemde aday belirleme süreçleri de büyük ölçüde liderin iki dudağı arasında şekilleniyor.
Kendi kişisel hasletleri, birikimi, donanımı, deneyimi, mesleki başarıları vs. sayesinde ve tabandan gelen taleple aday gösterilip milletvekili seçilen kişi maalesef çok azdır. Öyle birinin de başka partilerle birtakım pazarlıklara girip profesyonel futbolcular gibi transfer olması düşünülemez zaten.
