İktidar ve DEM
Ben tatildeyken Çerçeve Kanunu, Meclis’te 468 oyla kabul edildi. Bu, tarihimizde görülmedik bir orandır. Fakat tartışmalar sürüyor.
Evvela hukuken boşlukta bir konu var. Çerçeve Kanunu Kandildekileri ve Selahattin Demirtaş’ı kapsıyor mu kapsamıyor mu?
İktidarın Ak Parti kanadından yapılan açıklamalara göre, “kapsamıyor.”
Fakat ortada bir soru var: Öcalan ve Kandildekiler, “müebbed hapis hükümlüsü” ve kırmızı bültenle aranan “teröristler” olarak mı kalacaklar? Haklarındaki cezai soruşturma ile Kandil’de oturup bekleyecekler mi?
Bu konuda Adalet Bakanı’nın, parti yetkililerinin ve Cumhurbaşkanı’nın bir açıklaması olmadı.
Demirtaş’ın AİHM kararlarına göre çoktan tahliye edilmiş olması gerekirdi. Bundan sonrası nasıl olacak onu da bilmiyoruz.
KANDİL’İN DURUMU?
Çerçeve Kanununa göre, Beştepe’de Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında, ilgili bakanlar ve güvenlik bürokrasisi başkanlarından oluşan bir Kurul oluşturulacak. (Madde 7)
Prof. Özgenç’in Cumhurbaşkanına hitaben yazdığı mektupta belirttiği gibi, bu Kurul’un talebi üzerine “Kandil’de terör örgütünün faaliyetlerini uzun zamandan beri yönetmeye devam eden kişiler, haklarında soruşturma açılmadan ve herhangi bir hak kısıtlamasına tabi tutulmadan serbest bırakılabilecek, seçilme veya atama yoluyla kamu görevi üstlenebileceklerdir.” (6 Ağustos)
Özgenç, bu yüzden taslağın geri çekilmesini ve uzman hukukçularla yeniden hazırlanmasını istemişti fakat bu haliyle Meclis’te kabul edildi.
Buna göre, Kandil’dekiler ve üst düzey PKK ve KCK yöneticileri, sıradan teröristler için öngörülen başvuru, savcılık ve sulh hakimliği aşamalarından geçmeden ve 5 ve 10 yıl denetim sürecine tabi olmadan Kurul’un kararıyla serbest kalabilecekler ve siyaset yapabilecekler.
Böyle olduğu veya olmadığı konusunda iktidardan bir açıklama yok.
Seçim sonrasına ertelenmiş gözüküyor.
İKTİDARIN İKİ ELİ
İktidar, bir eliyle bu süreci, öbür eliyle ana muhalefeti perişan etme politikasını yürütüyor. Seçim hesabına odaklanmış bu politika, ister istemez muhalefette tepki doğuruyor. Terör meselesinin çözümünü samimiyetle isteyenler de iktidarın niyetinin demokrasi olmadığını görüyorlar ve tepki gösteriyorlar.
Oysa önümüzde net bir örnek var: Benzer yöntemlerle, IRA’ya silah bıraktırma politikasını İngiltere’de Muhafazakâr Başbakan John Major başlatmış, İşçi Partili Başbakan Tony Blair sonuca ulaştırmış ve her aşamada rakibi Major’la görüşerek işbirliği yapmıştı.
Bizde esef verici husus, silah bıraktırma politikasıyla ana muhalefeti ezme politikasının birlikte yürütülmesidir.
Demirtaş hakkında AİHM kararlarının ve Bahçeli’nin taleplerinin yok sayılmasında da onun 2015’teki “seni Başkan yaptırmayacağız” kampanyasının etkili olduğu anlaşılıyor.
Öcalan ise “Seni başkan yaptırmayacağız’ meselesi Selahattin ve Sırrı’nın hatasıydı. Erdoğan’ı karşıya almalarına da gerek yoktu. Demokratik ittifaklarına, çalışmalarına, cepheyi genişletmeye odaklanmalıydılar. Olmadı. Selahattin de hatasını anladı sanırım” demektedir. (6 Eylül 2025)
Ben bunlara bakarak DEM’in Meclis’teki oylarıyla Erdoğan’a üçüncü (bir bakıma dördüncü) defa adaylık yolunu açacağını düşünüyorum. Cumhurbaşkanı da “üç parti olarak süreci sonuna kadar götüreceğiz” demişti (13 Temmuz 2025).
Mahalli seçimlerde de Öcalan iktidar lehine, Demirtaş ise muhalefet lehine tavır almışlardı.
ÖCALAN’IN SİYASİ TASAVVURU
PKK artık silaha dönemez. Silahın gündemden çıkmasıyla Kürt hareketinin siyasi aktivitesinin artacağını da görmek gerekir.
Öcalan’ın “En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak” sözü, siyasi tasavvurlarının özetidir.
Öcalan’a göre Çerçeve Kanun, “anahtar niteliğindedir. Demokratik Cumhuriyet’e sonuna kadar kapı aralanmaktadır.”
Öcalan’ın “demokratik cumhuriyet” sözü, bu kavramın evrensel sözlükteki anlamında değildir. “Magna Carta demokrasisini reddediyoruz” diyen kendisidir. KCK Sözleşmesi’ne yazdığı önsözde, bu kavramlarla kimlikler cemahiriyesi gibi bir rejim düşündüğü, piyasa ekonomisini de reddettiği açıktır.
Önümüzdeki yıllarda, terörü değil, bunları tartışacağız!
Türkiye’nin en büyük avantajı, ya da ülkesi ve milletiyle bölünmezliğinin teminatı, sağlıklı bir ekonomik büyüme ve saygın bir hukuk devleti olmaktır. Yani refah ve hukuk devleti.
Bugün demokraside tahribat yapmak, Türkiye’nin geleceğine büyük zarar verir; iktidar bunu asla akıldan çıkarmamalı.
