Hukuk rasyonel zemine oturabilir mi?

Sizin de dikkatinizi çekiyor mu? Adalet Bakanı Akın Gürlek’e dair orta da aşağı yukarı şöyle bir fotoğraf var: Göreve geldiği günden bu yana dikkat çekici bir şekilde bir ayrışma stratejisi güdüyor gibi. Hatta ‘gibi’ demek fazlasıyla temkinli, galiba tam olarak bunu yapıyor.

Aynı kabinede birlikte görev yaptığı bakanlarla da selefleriyle de arasına görünmez ama çok keskin bir çizgi çekmiş durumda. Çizginin bir yanında kendisi duruyor; diğer yanında ise sanki başka bir iktidarın mensuplarıymış gibi konumlandırdığı eski ve mevcut kadrolar var.

Yaptığı bu ayrışma ona muazzam bir hareket ve konuşma rahatlığı sağlıyor. Sanırım kendisini aynı siyasi iktidarın sürekliliğinin bir parçası olarak değil, iktidarın sürekliliğinin dışından gelen bir “düzeltici aktör” gibi konumlandırıyor. Başka bir ifadeyle Gürlek, aynı iktidarın hukuk mirasını devralan bir bakan gibi değil; o mirası tashih etmeye gelmiş bağımsız bir hukuk adamı gibi konuşuyor.

Bu dönemin hukukunun Kemal Derviş’i gibi.

Mesela altı yıl boyunca sümenaltı edilen Gülistan Doku dosyasını, soruşturmanın ‘hiçbir kişi ya da makamın hukukun üstünde olmadığı ilkesiyle’ yürütüleceğini söyleyerek ve “Yargı o vali, o kaymakam, o siyasetçi, o belediye başkanı diye bakmaz, ucu nereye giderse gitsin üzerine kararlılıkla gidilecek” meydan okumasıyla yeniden açması, ortaya açık bir irade koyması bunun somut örneklerinden biridir.

Bakan Gürlek’in bu tavrını yalnızca bir kayıp dosyasına ilişkin adli hassasiyet mesajı olarak mı okumalıyız? Bence hayır. Bilakis ortaya koyduğu bu irade geçmişte bu dosyaların neden sonuçlandırılamadığına dair baya baya bir eleştiridir.

Ve aynı zamanda Gürlek, Gülistan Doku dosyasına ilişkin “ucu nereye giderse gitsin” meydan okumasıyla -ki ben kullandığı dilin, söylemin gayet bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum- yalnızca dosyalardaki muhtemel sorumluları değil, bu dosyaların yıllarca aydınlatılamadığı dönemlerde görev yapan Adalet Bakanlarını, İçişleri Bakanlarını, soruşturma makamlarını ve idari sorumluları da tartışmalı hale getirdi.

Çünkü bu ifade, dosyanın artık yalnızca maddi gerçeğe ulaşma bakımından değil; soruşturmanın etkinliği, tarafsızlığı ve kamu makamları karşısında yargının bağımsız hareket edip edemediği bakımından da yeniden ele alınacağı anlamına geliyordu.

Dahasını yaptı. Gülistan Doku, Rabia Naz, Rojin Kabaiş gibi kamuoyunun vicdanında derin yaralar açan dosyaların aydınlatılması için Adalet Bakanlığı bünyesinde özel bir birim kurdurarak ve bu dosyalara ilişkin açık bir irade ortaya koyarak, kendisini yerleştirdiği “düzeltici aktör” eşiğini daha belirgin hale getirmeye çalışıyor.

***

MÜSİAD Genel Merkezi’nde düzenlenen ‘Ticaret ve Yatırımda Hukuki Güvence Zirvesi’nde yaptığı konuşmada “Bizim önceliğimiz iş dünyasının zamanını mahkeme koridorlarında değil, üretim sahalarında harcamasını sağlamaktır” diyerek selefleri ile arasına bir ayrışma çizgisi daha çekti.

Ama bu kez çizgiyi biraz dikkatsizce çekti; “bizim önceliğimiz” sözüyle çekmeye çalıştığı çizgi dönüp kendisine de ulaştı.

Çünkü ‘bu söz’ yalnızca seleflerini tartışmalı hale getirmedi bilakis haklı olarak Bakan Gürlek’in kendisini de “bizim önceliğimiz derken?!” sorusunun muhatabı haline getirdi.

Şu soruyu sormazsak ayıp olmaz mı? Sayın Gürlek tamam “En güçlü karşılığı vereceğiz” açıklamasını yapan Adalet Bakanı siz değilsiniz ama iktidarın ekonomi politikasını eleştirdikleri için kollarına kelepçe takılarak kameralar eşliğinde adliye koridorlarına götürülen TÜSİAD yöneticileri hakkında soruşturma “hangi ilde” başlatılmıştı? Soruşturmayı hangi başsavcı başlatmıştı?

***

Bakan Gürlek’in şu sözlerini önemsedim ve itiraf etmeliyim ki umutlandım da… Diyor ki: “Yabancı yatırımcının Türkiye’ye gelebilmesi için hukuki güvenlik zemini oluşturmak istiyoruz, tahkimle ilgili çalışmalarımız var. Yabancı yatırımcı Türkiye’ye gelirken, birinci olarak hukuki güvenlik, ikinci olarak tahkim istiyor. Sermayenin, üretimin ve kalkınmanın en büyük güvencesi öngörülebilir, güvenilir ve aynı zamanda hızlı işleyen bir hukuk sistemidir. Sermaye duygularla değil, güvenle hareket eden, yatırımcıyı cezbeden teşviklerdir ama onu ülkede tutan hukuki güvencedir.”

Bu sözleri önceki Adalet Bakanları da söylediler hatta sürekli söylediler. Ama gerekli adımları atamadılar.

Ancak ben Bakan Gürlek’in gerekli adımları da atacağına inanıyorum.

İki sebeple.

Birincisi Bakan Gürlek öyle görünüyor ki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı dönemini geride bırakmak, unutturmak ve Adalet Bakanı olarak kendine yeni bir başarı hikayesi yazmak istiyor.

Hürriyet Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni, Bakan Gürlek’i ağırladığı programın ardında köşesinde Bakan Gürlek’e ilişkin “İmamoğlu Davasını geride bırakmak istiyor. Ama konu açılırsa… Yaptığı işi sonuna kadar savunmaktan da geri durmuyor” diye yazmıştı.

İkinci ise ekonomi. İktidar, hukuk güvenliğini sağlamadan ekonomiyi kalıcı biçimde düzeltemiyor.

Barınma krizi ve konut enflasyonu vahim boyutlara ulaşmış durumda. Mehmet Şimşek ekonomi yönetimine geldiğinden bu yana rasyonel zemine dönüş iddiasıyla bir program yürütüyor; ancak hukuk güvenliği, kurumsal öngörülebilirlik ve yargı bağımsızlığı sağlanmadan ekonominin gerçek anlamda rasyonel bir zemine oturtamıyor.

İktidar yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekmek için pek çok yol denedi ama olmadı. Çünkü yabancı sermaye hukuk güvenliğine, kurumların işleyişine, kuralların öngörülebilirliğine, yargının bağımsızlığına ve yargıdaki siyasallaşma riskine bakıyor. İktidarın ne söylediğinden çok, uluslararası endekslere ve ülkedeki genel hukuk ikliminin ne söylediğini dikkate alıyor.

Ve bu ekonomik tabloyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri kazanması giderek daha zor hale geliyor. Seçim zamanında yapılsa bile zaman hızla geçiyor; ekonomik krizin, hayat pahalılığının ve barınma sorununun iktidar için siyasi maliyeti büyüyor. Bu yüzden Erdoğan’ın yalnızca ekonomide değil, yargıda da yeni bir hikâyeye ihtiyacı var. Mehmet Şimşek ile ekonomide yeni bir sayfa açılmaya çalışıldı; şimdi Akın Gürlek ile yargıda yeni bir sayfa açmak istiyor.

Çünkü iktidar ekonomide sıkıştı ve ekonomi sorununu çözmesi gerekiyor. Yolun sonunu gördü. O yüzden Ekonomi Bakanlığında Mehmet Şimşek gibi nasıl rahat bıraktıysa Adalet Bakanlığında da Akın Gürlek’i rahat bırakıyor. Yani Gürlek, Erdoğan’a rağmen hareket eden bir aktör değil; Erdoğan’ın ihtiyaç duyduğu yeni bir hukuk hikâyesi yazmaya çalışıyor. Ama kendisine çizilen sınırlar içerisinde.

Bakan Gürlek Adalet Bakanı olarak bambaşka bir profil çizebilir, bunda başarılı da olabilir. Kamuoyunun sempatisini de kazanabilir. Ama o sempatiyi kazanırken “İBB Dosyası” hep peşinden gelecek ve maalesef Ekrem İmamoğlu dosyasını geride bırakamayacak. Adalet Bakanlığı dönemi övgüyle anılırken hep İBB Dosyası şerhi düşülecek…

Maalesef… Maalesef…

YORUMLAR (6)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.