Referandum yolunda bir kaostan kurtulma hikayesi!

Ogün bütün gözler Ankara’da AK Parti Genel Merkezi’ne çevrilmiş durumdaydı. Yerli yabancı bütün medya AK Parti Genel Merkezi’nin önünde beklemedeydi.

Deyim yerindeyse günlerdir Türkiye’de yer yerinden oynuyordu. Anayasa Mahkemesi’nin Yüksek Seçim Kurulu’nun, muhalefet partilerinin genel merkezlerinin ışıkları günlerdir sönmüyordu.

Türk Silahlı Kuvvetleri internet sitesine postalı üzerinde bir muhtıra yayınlayarak deyim yerindeyse fitili ateşleyip bırakmıştı. Genelkurmay “sözünü” söylemişti. Artık söz anlaşılmaz ise köteğin gelmesi kaçınılmayacaktı!

1 Mayıs 2007 tarihinde AK Parti Genel Merkezi’nde yapılan o meşhur genişletilmiş Merkez Yürütme Kurulu toplantısı tam iki saat on beş dakika sürdü.

Başbakan Erdoğan kameralar karşısına geçti ve tarihi kararı açıkladı... Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci tur oylamasıyla ilgili kararını TBMM Başkanlığına sunacaklarını söyleyip şöyle devam etti:

“Anayasal demokratik süreçlere bağlı olduğumuzu ve mahkemenin kararını saygıyla karşıladığımızı daha önce de ifade ettik. Ancak demokrasilerde milletin iradesi esastır. Yarın sabahtan itibaren genel seçim tarihini öne almak için TBMM’ye başvuracağız. Olabildiğince erken bir tarihte seçime gideceğiz. Öngördüğümüz tarih 24 Haziran veya 1 Temmuz’dur?”

***

Görülmüş bir şey değildi. Bu ikinci meydan okumaydı! Şaşkınlık mı? Herkes şaşkındı!

Ankara Ankara olalı böyle bir şeye şahitlik etmemiştir.

Daha birkaç gün önce Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek çıkmış ‘muhtıra veren’ TSK’ya hem de muhtıranın sabahında “Başbakanlığa bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik hukuk devletinde düşünülemez. Genelkurmay Başkanı görev yetkililerinden dolayı Başbakan’a bağlıdır!” diyerek muhtıra verenlere had bildiriyordu.

Üç gün sonra da ülkenin başbakanı “mahkeme kararı” sopası gösterenlere “millet sopası”nı göstererek “seçim” dedi.

367 uyduruk kararı ve CHP’nin TBMM’deki antidemokratik davranışları nasıl Türk demokrasi tarihine kara bir leke ve ayıp olarak geçtiyse, o gün AK Parti hükümetinin dik duruşu da AK Parti’nin hanesine bir gurur olarak, Türk demokrasi tarihine de övünç olarak geçmiştir.

Hatırlayın...

Toplumun bir kesimi öfkeden tırnaklarını yerken, bir kesimi sevinçten gözyaşı döküyordu. O dönemin Türkiye’sindeki tablo böyleydi.

Türkiye böylece önce genel seçime gitti.

Meclis’te erken seçim kararı alınmasıyla birlikte Anayasa’da da bazı değişikliklere gidildi. Genel seçimlerin yapılma süresi beş yılda birden, dört yılda bire düşürüldü.

Sonraki yıllarda Recep Tayyip Erdoğan önce bulunduğu bütün dost meclislerinde ‘seçimleri beş yıldan dört yıla düşürmemiz iyi olmadı, biraz acele karar verdik’ diyecek, sonrasında ise bunu bazı çıktığı yurtdışı gezileri dönüşünde, çıktığı televizyon programlarında da dile getirecekti.

***

Cumhurbaşkanlığı seçiminin iptaline yol açan toplantı yeter sayısı ise üçte bir çoğunluk olarak netleştirildi.

Ve asıl devrim ise Cumhurbaşkanı Meclis tarafından değil, halk tarafından iki turlu oylama ile seçilmiş olacaktı.

Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer TBMM’den 376 oyla kabul edilen anayasa değişikliği paketini de arkasını yasladığı dağ gibi Anayasa Mahkemesi’ne güvenerek “rejimi sıkıntıya sokar” gerekçesi ile veto etti.

22 Temmuz’daki seçimlerinde halk 367’cilerin yanında yer alan Anavatan Partisi’ni devre dışı bırakırken, MHP’nin TBMM sıralarında yer almasını sağladı.

Yakınlarının “haklı olduğu konularda asla geri vitesi yoktur” sözüyle tanımladıkları Recep Tayyip Erdoğan 13 Ağustos tarihinde bir kez daha Abdullah Gül’ün elinden tuttu ve ‘Kardeşim Abdullah Gül yine adayımızdır” dedi.

MHP’nin TBMM’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi oylamalarına katılacağını açıklamasıyla yeni bir 367 krizi çıkmadı. CHP’nin durumu ise malumunuz... Ne anlatılsa, ne söylense boş.

Ve 28 Ağustos’ta Abdullah Gül 11. Cumhurbaşkanı olarak Köşk’e çıktı...

Yazımın başlığına gelince... Asıl hikayeyi cuma gününe bekleyin.

Çünkü... Abdullah Gül’ün 11. Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte bir kriz bitti ancak...

367 krizini çözmeye ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini artık bir kriz olmaktan kurtarmaya yönelik yapılan ve Meclis’ten 376 oy ile geçen anayasa değişikliği paketi referenduma öylece gitseydi...

Türkiye yeniden bir krizin eşiğine gelmiş olacaktı...

Asıl onu anlatacağım. Ancak önce bir kısa hatırlama yapmakta faydı vardı.

Allah’tan bir mani olmaz ise cuma gününü bekleyin...Mutlaka...

YORUMLAR (8)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
8 Yorum