Yakın tarih öyküleri

Türkiye’de 1960 ihtilali, aslında 27 Ekim 1957’de başladı. O tarihte çok kimsenin bunun farkında olduğunu sanmıyorum. Ama ben, Menderes rejiminin devam etmeyeceğini 27 Ekim 1957’den itibaren biliyordum. Bu inancımı, karanlık üç yıl boyunca tek bir an bile kaybetmedim. Bunu söylediğimde, arkadaşlarımın içinden gülenler oluyordu. ‘Yahu, deli misin, adam bırakır mı hiç? Peki, nasıl devrilecek?’ diye soruyorlardı. Onlara ‘Nasıl devrileceğini biliyorum. Bilmediğim ne zaman devrileceğidir’ diyordum.” (İsmet Paşayla 10 Yıl, Akis Yay, 2. Cilt, sh 7)

Metin Toker, İsmet İnönü’nün “gazeteci” damadı. TSK içerisindeki “bir grubun” Menderes hükümetini devirmek için “plan program” içerisinde olduğunu bilen nadir isimlerden birisi olduğunu yıllar sonra kaleme aldığı hatıralarında işte bu sözlerle itiraf ediyor.

E, tabi Metin Toker de her şeyi bilmiyor, örneğin, darbenin zamanlaması!

“Zamanlama” konusunda kendisinden bilgi saklayan cuntacı arkadaşlarına kırgın olup olmadığına dair hissiyatını yazmadığı için bilmiyoruz. Ancak üç yıl boyunca “ha bugün, ha yarın dokuz doğurması” içinde yaşamak büyük işkence olsa gerek!

27 Ekim 1957’de ülkede genel seçimler oldu. CHP’nin bütün umudu 1957 seçimleriydi. Demokrat Parti’den ve Menderes’ten bu kez kurtulacaklardı.

Ama öyle olmadı.

***

Menderes liderliğindeki Demokrat Parti üçüncü kez sandıktan, CHP’ye 7 puan fark atarak, birinci parti olarak çıktı.

O gece, sandık sonuçlarının kesinleştiği saatlerde, halkın verdiği karara karşı asker de bir karar verdi. Çünkü artık emindiler, bu iş normal yollarla hal yoluna konulamayacaktı!

Metin Toker, 27 Mayıs 1960’ın aslında 27 Ekim 1957’de başladığını söylüyor. 27 Ekim gecesi, asker artık kesin bir hareket kararı aldı. 27 Mayıs 1960 aslında Demokrat Parti’nin tek başına iktidara geldiği 14 Mayıs 1950’de başladı. TSK içinde 14 Mayıs gecesi “Ne olacak memleketin hali?” sesleri yükselmeye başladı.

Askere göre 14 Mayıs gecesi, rejimin tehlikeye girdiği geceydi!

Birazcık mahcubiyet de vardı, rejimi korusalar, oy ayrımına müdahalede bulunsalar, çok partili döneme geçilmese bunlar yaşanmayacaktı!

Öyle ya, kendini bilmeyen, kendi iradelerine asla bırakılmaması gereken halk başı boş kalınca, gidip Demokrat Parti’ye oy vermişti. Hem de ne oy vermişti DP’ye? Neredeyse, CHP’nin lideri, koskoca İsmet İnönü TBMM dışında kalacak, CHP lidersiz olarak Meclis’te olacaktı!

O gece odada bulunan herkesin heyecanlanmasına sebep olan bir telefon gelir. İsmet İnönü’ye! Arayan kişi 1. Ordu Komutanı Asım Tınaztepe’dir. Randevu talep etmektedir.

Asım Tınaztepe’ye bir parantez açalım. Asım Tınaztepe çok partili rejime geçilmesine şiddetle karşı ve çok partili rejimle ilgili endişeleri olan askerlerin başında gelmektedir. 1950 seçimlerinden birkaç ay önce, kendisi gibi düşünen birkaç arkadaşıyla birlikte İsmet İnönü ve Nihat Erim ile bir araya gelmişler, endişe ve itirazlarını dile getirmişlerdir. İsmet İnönü de Tınaztepe ve diğer generallere endişelerinin yersiz olduğunu anlatmaya çalışmıştır. İsmet İnönü’ye göre, çok partili rejime geçerek Türkiye hem demokrasiye kavuşacaktır, hem de çok partili rejimin kazananı CHP olacaktır. Sandıktan çıkacak sonuçtan emindir.

İnönü, o toplantıda, eğer kurdukları rejim tehlikeye girerse orduyu göreve çağıracağını söyleyerek Tınaztepe ve diğer generalleri rahatlatır.

14 Mayıs gecesi, 1. Ordu Komutanı Asım Tınaztepe’nin araması bu açıdan önemlidir. Tınaztepe’ye göre CHP seçimlerin kaybedeniyse “rejim tehlikeye” girmiş demektir.

Seçimleri kaybeden CHP değil bizatihi devletin kendisidir. CHP eşittir devlet değil miydi?

1935 yılında yapılan CHP kongresinde resmi olarak bunun adı konmuştu: Tek devlet vardı, tek parti vardı. 1935 yılı parti kongresinde CHP Genel Sekreteri Recep Peker bunu şu sözlerle açıklamıştı:

“Yeni Parti programı kabul edildikten sonra, partinin temel ilkeleri aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilkeleri olacaktır.” (Feroz Ahmad, Demokrasi Sürecinde Türkiye, Hil Yay, Sh 21)

Recep Peker’in kongredeki bu açıklaması ayakta dinlenmiş olabilir mi acaba?

Neyse. Neyse. Konuyu dağıtmayalım.

Asım Tınaztepe, İsmet İnönü’den randevu talep eder..

Ertesi gün İnönü ile bir araya gelirler.

İsmet İnönü’nün de müsaadeleri olursa, komutanlık duruma el koymaya hazırdır!

İnönü’nün cevabı kısa ve nettir: Şimdilik müdahaleye lüzum yok!

***

İnönü böyle söyler ancak asker içindeki bir grup böyle düşünmez.

Memleketi şantiye alanına çeviren Demokrat Parti’nin askere verdiği rahatsızlık her geçen gün daha da artar ve cunta oluşmaya başlar. 1954’te cuntanın ilk adımları atılmaya başlanır.

1957 seçim sonuçları ise artık son nokta olur. 27 Mayıs 1957 gecesi, Adnan Menderes bir kez daha seçim kazanmanın rahatlığı içinde huzurla uykuya dalarken, cuntacılar o gece büyük bir gizlilik içerisinde Adnan Menderes’in sonunu nasıl getireceklerinin planlarını yapmaya başlarlar.

Bu kez, cuntacılar güven duydukları Metin Toker’i haberdar ederlerken, İsmet İnönü’ye haber vermezler.

Medyasından, siyasetçisine, hukukçusuna varıncaya kadar cuntanın bütün ayakları kurulmuştur.

Planları tıkır tıkır işleyecektir. Eğer ‘doğru adam’ sandıkları Samet Kuşçu kendilerini ihbar etmemiş olsaydı!

Darbe planlarından, aynı zamanda CHP’ye yakın bir gazeteci olan Metin Toker’in dahi haberi varken, Demokrat Parti’ye yakın medya ne yapıyordu diyecekseniz söyleyeyim.

Menderes dalkavuğu milletvekillerinin iki de bir ortaya attıkları “İsmet Paşa ölüm halinde” propagandasını haber yaparak büyük habercilik örneği sergiliyorlardı!

Madem ki, bu konuya el attık, yarına kısmetse Samet Kuşçu’dan devam edelim inşallah.

Adettendir, hepinizin bayramını kutlarım. Bayramlarda nostalji iyi gidiyor değil mi?

YORUMLAR (16)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
16 Yorum