Geçmişten ders almayanın işi zordur
Önce bir gerçeği hatırlatarak başlayayım: “Tarihin en fazla tekerrür ettiği bölge hangisidir?” sorusuna verilecek doğru cevap “Bizim bölgemiz” olur, ancak bu gerçeği en çok unutanlar da bu bölgenin halklarıdır.
Türk, Kürt, Arap, Acem fark etmez, bu bölgenin insanları olarak, kendi yakın tarihimizin en belirgin unsurlarını hafızalarımızdan bir türlü güncel değerlendirmelerimize taşıyamıyoruz.
Hafızalar güçlü olsaydı, Suriye’de yaşanan son gelişme üzerine DEM Parti çevreleri ile Kürt diasporasının şu sıralarda dışarıya vurdukları şaşkınlıklar yaşanır, sevilen sanatçı Şivan Perver’den, gözyaşları eşliğinde “Bizi bırakma Sayın Trump” niyazı işitilir miydi?
Bu bölge insanlarının, etnik veya dini kimlik olarak hiç fark etmez, kendileri dışındaki güçlerden medet ummaları kadar yanlış bir davranış tarzı olamaz. “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” dar görüşünü genişleterek konuya “Bu bölgede Türk’ün, Kürt’ün, Arab’ın, Acem’in birbirlerinden başka dostları yok” tespitiyle yaklaşabiliriz.
Herhangi bir etnik bölge halkı, dışarıdan bir güce güvenerek diğer bir bölge halkına karşı olumsuz niyet besler ve niyetini hayata geçirmeye kalkışırsa, sonunda büyük hayal kırıklıkları onu bekler…
İddiayı ispat için Osmanlı Devleti’nin yıkılış günlerinde yaşananlara ve yıkılış gerçekleştikten sonra eylemleriyle yıkılışa katkıda bulunmuş bölge halklarının bugünkü durumlarına atıfta bulunmaya gerek yok…
Yakın tarihi de bu bölgenin, iddiayı ispata yarayacak örneklerle dolu çünkü.
Kürtler’in yaşadığı hayal kırıklıkları sözgelimi…
Yazımın tarihi 7 Ekim 2023. Başlığı da şu: “ABD Suriye’de ‘tavşana kaç, tazıya tut’ oyunu mu oynuyor? Washington’da oyun bitmez…”
Yazımda, ABD’yi arkasına almanın rahatlığı içerisine giren YPG/PYD yapılanmasının Suriye’den Türkiye’ye yönelik tehdit teşkil edici hareketlenmesi üzerine uyarılarda bulunmaktaydım.
O günlerde yazdığım benzer motifli birkaç uyarı yazısından biriydi bu.
Kürtler’in yakın tarihine bakmakta yarar var.
Beş aylık bir Mahabad Cumhuriyeti maceraları olmuştu İkinci Dünya Savaşı ertesinde.
Yalta’da (Şubat 1945) savaşın galibi diğer ortaklarıyla -ABD ve İngiltere ile- Avrupa’yı kendi aralarında bölüşen Sovyetler Birliği, komşusu Türkiye’den toprak talebinde bulunduğu aynı dönemde, diğer komşusu İran’ı bölme girişimini de başlatmıştı.
Etnik azınlıkları kışkırtarak…
Moskova destekli bir Kürt cumhuriyeti olarak Mahabad’ta bir devlet kuruldu.
İran, 1945 Aralık ayında kurulan Mahabad Cumhuriyeti’ni altı ay bile geçmeden -Mayıs 1946’da- sona erdirdi.
Mahabad Cumhuriyeti kurucusu Kadı Muhammed ve ailesi fertleri İran tarafından idam edildi; Peşmergeleri ile isyanı desteklemiş olan Molla Mustafa Barzani ise Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerinde sürgün hayatına gönderildi.
Bir Kürt kalkışması, daha sonra da, 1970’li yıllarda, bu defa İran Şahı’ndan destek alınarak Irak’ta denendi ABD’nin para desteği yanında İsrail üzerinden gönderdiği silahlarla da başlatılan isyan başarıya ulaşacak gibiydi. Ancak, Irak’tan talep ettiği iki küçük adayı alamadığı için destek Kürtler’e vermiş olan Şah ile, bir OPEC toplantısı için bulundukları Cezayir’de gizlice buluşarak anlaştı Saddam Hüseyin (1975)…
İran kışkırttıkları isyancı güçlerin arkasından çekilince, aralarında ittifak bulunan ABD ile İsrail de ortalıktan çekilip Kürtler’i kendi başlarına bıraktılar.
[İsyanın önderi Molla Mustafa Barzani, birkaç yıl sonra kanser tedavisi için gittiği ABD’de hayatını kaybedecekti (1979).]
Şivan Perver’e gözyaşı döktüren, ABD ile İsrail’in ilk ihaneti değil bu son yaşanan olay…
Rusya da ihanet etti Kürtlere geçmişte, ABD de, İsrail de…
Her kalkışma bu bölgede yaşayan binlerce insanın hayatına mal olmaktan başka bir işe yaramıyor. Akan kan hep bu bölge insanının kanı oluyor…
Kürtler’in, Türkler’in, Araplar’ın, Acemler’in…
Eldekilerin değerini bilip onları geliştirerek birlikte ayakta kalmak, zengin, müreffeh ve mutlu hayatlar yaşamak varken, nedense dışarıdan üflenen aldatıcı sözlere kulak verilebiliyor bu bölgede…
Pahalıya mal olan bu tür yanlışlıklara muhatap olan yalnız bu bölgenin insanları değil, bazen kendisini oyun kurucu yerine koyan Rusya bile, bir bakıyorsunuz, benzer bir yanlışa sürüklenebiliyor…
Ukrayna’ya saldırarak elde etmeyi umduğuna, tek bir insanın kanı dökülmeden, iyi niyetli yaklaşımlarla ulaşabilecekken, Putin de, hem kendisini hem de ülkesini içinden çıkamadığı bir batağa saplayabildi.
Oysa Rusların tarihi de böyle bir işe kalkışmayı önleyecek derslerle dolu.
Geçmişinden ders alamayanın geleceği parlak olabilir mi?
