Yeni yıla umutla girmek gerek…

Bugün yeni bir yılın ilk günü…

Tarih 1 Ocak 2026…

Sonsuzluğa uğurladığımız kayıplarımızın ardından kılınan cenaze namazında, imam efendi, “Merhumu nasıl bilirdiniz?” diye sorar; katılanlar da hep bir ağızdan “İyi biliriz” cevabını verirler…

İyi bilmeseler de…

Merhumu iyi bilmeyenler susmayı yeğler, neme lazım düşüncesiyle…

Nitekim, bir-iki yerde “İyi biliriz” nakaratına ters çıkışla itiraz edenler tepkiyle karşılanmışlardı.

En iyi taktik susmaktır öyle bir durumda…

Bugün hepimiz bir yılı geride bıraktık.

2025 yılını…

Şimdi ben ortaya “Nasıl bilirdiniz?” diye sorsam…

Nasıl bir yıldı 2025?

Verecekleri cevap olumsuz olabilecek herkesi, daha en baştan, başlarına gelebilecekler konusunda uyarmak isterim.

Her şeyden önce pek çok insanın başına bir şeylerin geldiği bir yıl oldu 2025…

Hani, yakınlarımızı sonsuzluğa uğurladığımız kabristanlardan bazısının kapısında “Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti kazılıdır ya, geride bıraktığımız yılı, içerisinde benim de yer aldığım mesleğin mensupları açısından tek bir cümleyle özetlemek mümkün:

Şu özet cümlesiyle: “Her gazeteci bir gün cezaevine uğrayacaktır…”

Aynı türden bir cümleyi filmlerden, dizilerden ve eğlence dünyasından insanlar için kurmak pekala mümkün…

Hatta, siyasetle uğraşanlar için de…

Tevekkeli, bir yandan adi suçlardan hüküm giymiş olanlar TBMM’den çıkan infaz indirimi ile tahliye edilirken, diğer yandan geride bırakılan yıl içerisinde 23.5 milyar TL harcanarak 11 yeni cezaevi inşa edildi. Böylece ülkemizdeki cezaevleri sayısı 414’e çıktı…

Ne için cezaevinde bulunduğunu bilmeyen de, haksız yere yattıklarını düşündüklerim de içlerinde az değil.

Ülkemiz için pek alışılmış bir durum değil geçmiş yılda yaşananlar…

Hiç değilse çok partili demokrasinin kurumlarının oluştuğu modern zamanlarda…

Tek parti döneminde, doğrudan veya post-modern iddialı askeri darbelerin ardından, cezaevleri yaygın kullanıma girmişti…

Liderler, Yassıada (Demokrat Parti kadrosu), Çanakkale Hamzakoy (Demirel ve Ecevit), İzmir Uzunada (Erbakan) ikametine mecbur edilebildiler geçmiş dönemlerde…

Çok partili dönemin ilk yıllarında, memleketinde her seçimde Meclis’e girebilmesinden rahatsızlık duyulduğu için, buna çare olarak, ili -Kırşehir- ilçeye çevrilen siyasetçi -Osman Bölükbaşı- görülmüştü, ama cezaevlerine siyasetçi gönderme yoluna pek gidilmemişti.

Gazetecilerin, yazarların İstiklal Mahkemesi önüne çıkartılanları, ülke içi sürgüne gönderilenleri, Ankara henüz Hilton oteline kavuşmamışken ‘Ankara Hilton’ diye anılan Ulucanlar Cezaevi’nde ağırlanmışları vardı.

İktidar kadrosunun sevdiği bilinen ‘Üstad’ lakaplı Necip Fazıl Kısakürek de cezaevi kaderini yaşamışlardandı ve bir Fransız ansiklopedisinde kendisinden “Eğitim gördüğü yıllardan daha fazlasını hapiste geçirmiş şair-mütefekkir” diye söz edildiğini anlatarak övündüğünü kendi kulaklarımla işitmişimdir.

Necip Fazıl’ın ismi, son çeyrek asırda, caddelere, sokaklara, okullara, meydanlara verildi.

Neredeyse 100 yıl önce yayınlanmış bir eseri -Kürk Mantolu Madonna- aradan bir asra yakın geçtikten sonra İngilizceye çevrilince ‘çok satanlar’ arasına giren Sabahattin Ali ise, hem cezaevinde ağırlanmış, hem de sürgüne gönderilmişti. Eserleri yaşıyor, ama kendisi öldürüldü (1948)…

Alışkanlığı günümüzdeki kadar yaygın olmadığından mıdır, bilemem, uyuşturucuyla şimdiki kadar alenen mücadele edildiğini pek hatırlamıyorum. Yıllar önce okuduğum Fikret Adil’in 1933 tarihli ‘Asmalımescit 74’ adını taşıyan anılarından, dönemin edipleri arasında ‘beyza hanım’ diye andıkları bir cinsin tutkunları bulunduğunu öğrenmiştim, ama o kadar…

Her geçen gün yapılan yeni operasyonlarla uzaktan tanınan isimler birer birer gözaltına alınıyor, kanları veya saçlarında ‘beyza hanım’ izi yakalananlar soluğu cezaevinde alıyor…

O insanlar, uyuşturucuları, hapları nereden temin ediyorlar, kolayca onlara ulaşabilmelerini mümkün kılanlar ve hepsinin ardındaki toptancılar ile ülkeler arası trafiğini yöneten ve finansmanını sağlayanlar -baronlar- kimler?

Henüz onlarla tanışmadık…

Bugünlerden geleceğe başka neler kalacak?

PKK ve sınır dışına uzanan kolları kendilerini gerçekten fesheder ve bunun sonrasında, yıllarca konuşa konuşa, yaza yaza bir türlü tüketemediğimiz ‘Kürt sorunu’ ortadan kalkar, iktidarın küçük-büyük ortakları o sayede kazanacakları kendilerine güvenle demokrasinin önündeki engelleri ortadan kaldırma cesareti gösterebilirlerse…

İşte bu gelişme, 2025’in zihinlere bıraktığı kötü izlerin büyük çapta silinmesini bile sağlayabilir…

Olabilir mi bu?

Aceleye gelmez; cevap verebilmem için nasıl olsa önümde koskoca bir 365 gün var…

Yazının başlığını burada tekrarlamakla yetineceğim şimdilik: Yeni yıla umutla girmek gerek…

YORUMLAR (9)
9 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.