Dünya Kupası mı konuşalım, Osimhen mi?
Türkiye’de futbol artık sadece sahada oynanan bir oyun değil; aynı zamanda algıların, tutkuların ve çelişkilerin görünür olduğu alanlardan biri olmaya başladı.
Osimhen, Alex, Icardi… Bu isimler bugün bir araya gelip bir dernek kursa, inanın birçok siyasi partiden daha fazla ilgi görür, daha çok oy toplarlar. “Ama konumuz siyaset değil”.
Futbol konuşalım.
Türkiye’de “yabancı” kavramı söz konusu olduğunda bakış açımızın nasıl değiştiğini görmek zor değil. Yabancı hakem isteriz, yabancı oyuncuya hayranlık duyarız, VAR sistemi yabancı olsun deriz. Ancak iş teknik direktöre gelince bir duraksarız. İlginç bir çelişki… Pantolon markasına kadar dışa bağımlıyız, ama bazı konularda seçici bir milliyetçilik devreye giriyor.
Galatasaray 18 Mart 2026’da Liverpool karşısında Şampiyonlar Ligi’nden elenmesiyle birlikte tartışmalar yine alevlendi. Oysa kimse 90 dakika boyunca tek bir şut dahi atılmamış olmasını konuşmadı. Gündem hemen değişti: Hakem hataları, sakatlıklar, spekülasyonlar…
Lang ve Osimhen in sakatlıkları bir anda ülke gündemine oturdu. İki oyuncu içinde geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.
Bu olaylar gerçekten bu kadar büyütülmeli miydi? Spor dünyasında her gün benzer sakatlıklar yaşanıyor. Hatta sporun dışında, iş hayatında çok daha ağırlarını yaşayan binlerce insan var. Ama biz neyi seçiyoruz? Abartmayı. Sosyal medyada büyütmeyi. Gerçeği ikinci plana atıp hikâyeyi dramatikleştirmeyi.
Bir anda “parmak koptu”, “tribüne fırladı”, “seyirci bayıldı” gibi ifadeler dolaşıma girdi. Gerçekten uzak, sansasyona yakın bir dil… Sonra ne oluyor? Birkaç gün sonra unutuluyor.
Liverpool sağlık ekipleri müdahaleyi yaptılar, oyuncular ülkelerine döndü ve karar verildi. Osimhen ameliyat edildi. Normal bir süreç. Ama bizde hiçbir şey “normal” kalamıyor.Tartışma hemen başka bir boyuta evriliyor: Kaç gün yok? Fenerbahçe maçına yetişir mi? Trabzonspor maçında kim oynar? Derken bir de transfer dedikoduları, kulüp satın alma söylentileri…
Ve işin en ilginç yanı: Tüm bu karmaşanın ortasında yorumcular yine bildiğini yapıyor. Icardi çıkar, “Aşkın Olayım” çalar, sözde kalan günlerini keyif içerisinde geçirir…
Belki de sorun tam burada.
Biz futbolu konuşmuyoruz. Futbolun etrafında dönen hikâyeleri, abartıları ve gündemleri konuşuyoruz. Gerçek oyunu ise çoğu zaman ıskalıyoruz.
Futbolumuz için önemli durum olan Play off olayına döndüğümüzde.
Bizden biri hâline gelen Montella; bizim için, ülkemiz için çok önemli bir maç olduğunu söylüyor. Dünya Kupası’na gitmeyeli uzun yıllar oldu, bu hasreti bitirmek istiyoruz.” diyor.
Basın mensubu, sorusunda Arda Güler’e soru yöneltirken 2002 yılına dönüp Galatasaray kadrosundan bahsediyor.
Sorulan soruya genç oyuncu, 2002’de çok fazla Galatasaraylı oyuncu vardı. Şimdi de birçok Galatasaraylı oyuncumuz var.”
Sosyal medyada Arda Güler’e yönelik bir linç yarışı başlıyor.
Mircea Lucescu: “Türkiye’ye ve Türk futboluna çok saygı duyuyorum. Türkiye’de saygı duyduğum hocalar var.
Türk futbolu için çok büyük işler yaptılar. Türkiye’nin değerlerini biliyorum. Türkiye’yi çok seviyorum. Burada çok büyük başarılarım oldu, çok şey kazandım ve kazandırdım.”
Bizim taraftan İtalyan hocaya gelen soru;
Romanya maçını kaybederseniz göreve devam edeceğinizi düşünüyor musunuz?"
Böyle bir soru beklemiyordum açıkçası. Futbolda her şey olabilir ama ben bunu geçmişte de dile getirdim. Burada olmaktan dolayı çok mutlu ve gururluyum. Şöyle de bir özelliğim var, mağlubiyetlerden sonra daha iyi motivasyon verebildiği mide biliyorum.
2 yıldır önemli ilklere imza attık. Avrupa Şampiyonası'na grup birincisi olarak katıldık. Biz geldiğimizde FIFA sıralamasında 46'ıncıydık, şu anda nerede olduğumuz belli.
Sonuca dönersek; Bu hikayeyi yazacak olan bizim gençler nasıl hatırlanılması gerektiklerini kendileri belirleyecek. Hedef sadece bugün değil: 2032
