Fenerbahçe yine hata mı yapıyor?
Gündem Fenerbahçe olunca reçete de bilindik şekilde hazırlanıyor: ‘Teknik direktör değişecek, başkan değişecek, her şey düzelecek.’
Reçetedeki isimler de belli. Türk teknik direktör olacaksa İsmail, Aykut, Emre veya Abdullah; yabancı olacaksa kupalı biri tercih ediliyor ve hemen “efsane” ilan ediliyor.
Peki soralım o zaman: İsimler değişti de sonuç değişti mi?
Tedesco gitti, Mourinho gitti, İsmail gitti; ondan önce de Jorge Jesus gitti.
Fenerbahçe’nin problemi sanki teknik direktör değil, sürekli tüketen bir yapıya sahip olması. Görülen sorunların net cevabı yoksa hiçbir teknik direktör çözüm bulamayabilir. Daha önemlisi, bu değişimlerde; kararı kim verecek? Başkan mı, sportif direktör mü, menajer ilişkileri mi, yoksa kulübe yakın yorumcular mı?
Gerçek sorun çözülmeden gelen herkes yeni kurban oluyor. Son kurban Tedesco gibi …
Farklı karakterler, büyük isimler aynı yerde kırılıyorsa sorun, kurumsal yapıdan kaynaklanıyor olabilir.
Fenerbahçe gibi büyük bir spor kulübünde başkanlık yapacak kişi kulübe sadece para verecek diye seçilmemeli. Bu iş yalnızca para meselesi olmamalı. Fenerbahçe başkanlığı zor bir sorumluluktur. Burada ihtiyaç duyulan şey yalnızca maddi zenginlik değil; çalışkanlık, mücadele yanında vizyon sahibi olmak.
Mehmet Ali Aydınlar 650 milyon dolar ya da euro hibe etmesi şampiyonluğu garanti etmez. Hakan Safi’nin Forbes Türkiye’nin hazırladığı milyonerler listesinde 61. sırada yer alması da başarıyı hemen getirmez. Barış Göktürk’ün Almanya ve ABD’de şirketlerinin olması da kupaların holding adresine paketleneceği anlamına gelmez. Ya da adaylığını daha sonra açıklayacak diğer isimlerinde.
Gelecek kişinin yönetme, çalışma, mücadele etme, gerektiğinde uzlaşma ve kriz yönetimi konularında üst düzey olması gerekiyor. Çünkü Fenerbahçe gündemi çoğu zaman birçok konunun önünde yer alıyor. Takım ikinci olsa bile şampiyondan daha çok konuşuluyor; yenildiğinde gündem değişiyor, şampiyon olduğunda ise döviz, emlak ve borsa gibi alanlarda bile farklı etkiler oluşabiliyor.
Sonuca dönersek; camia yine geleceği düşünmeden birçok kararlar aldı. Mayıs ayı, sarı-lacivertliler için bol gündemli, bol tartışmalı ve hareketli bir ay olacak gibi görünüyor.
Domenico Tedesco
Dürüst yarıştı; rakiplerine, hakemlere, oyuna, çalışma arkadaşlarına ve camiasına saygılıydı. Sanki bu özelliklerinden dolayı bize biraz fazlaydı. Bunu puan ve istatistik açısından söylemiyorum. Bu konuda herkesin farklı düşünceleri olabilir.
Önder Özen: Tedesco hakkında “saygın bir futbol insanı” olduğunu söyleyebilirim. Sayın Tedesco çok deneyimli biri olmasa da kendisine kameralar önünde ültimatom veren bir başkandan, sportif anlamda daha deneyimli olduğunu olgun tavrıyla gösterdi. Yani çıkıp “Hop!” demedi mesela. Bunu yapacak çok insan tanırım. “Kimmiş ültimatom veren? Hayırdır?” diyecek çok insan bilirim. Bence, sezonun bitmesine üç hafta kala görevden alınmayı hak etmedi.
Daha ülkemizden ayrılmadan misafirimiz hakkında suçlamalar başladı tabii ki. Alexander Sörloth, Nkunku, Ademola Lookman, Beto… Bu golcülerin hiçbirini istemediğine dair haberler çıktı. Bana kalırsa, “Sidiki Cherif’i alın; Çağlar Söyüncü, Yiğit Efe ile sezonu tamamlarım.” dediği söylendi.
Ayrıldıktan sonra yabancı basına yaptığı ilk açıklamada şunları söyledi: “Sözleşme uzatma ihtimalini konuşuyorduk. Ancak sezon içindeki ikinci lig yenilginin ardından yollarımız ayrıldı. Amacımız sürdürülebilir bir yapı inşa etmekti.”
Domenico Tedesco nun anlatmak istediği; “Uzun vadeli plan yaptık.” Ancak burada, gerçek olan şampiyon olamadığında 15 gün içinde görevden alınabileceğini bilmemesi.
Çünkü böyle düşünmüyor; daha analitik düşünüyor. Bu düşünce yapısı, uzun yıllardır bizim alışık olmadığımız bir anlayış.
Dün yapılan veda gösterdi ki, taraftarlar İtalyan hocayı, Tedesco da taraftarı unutmayacak.
“Tek başına geldi, kalabalıkla uğurlandı”.
