Kosova’yı ciddiye alıyor muyuz?
Perşembe günü oynanan maç, bize aslında yeni bir şey söylemedi; sadece bildiklerimizi yeniden hatırlattı. Kapanan defansları açmakta zorlandığımızı; pas trafiğinde ise hâlâ istenilen düzeye ulaşabilmiş olamadığımızı...
Düşünmemiz gereken önemli konular olmasına rağmen bizde değişen bir şey yok. Her maç sonrası aynı sorular yine gündemde.
“Kosova maçında kötü bir sonuç çıkarsa ne olacak?”, “Neden forvetsiz oynuyoruz?”, “Oyuncu seçiminde takımcılık ne kadar etkili?” Artık bu sorular, Montella için sıradan bir rutine dönüşmüş durumda.Asıl mesele şu: Kosova karşısında alınacak olası kötü bir sonuçta, bu takımı belli bir seviyeye getiren teknik direktör gönderilecek mi?
Bir yandan “yüzyılın takımı” söylemleri dillendirilirken, diğer yandan ilk olumsuzlukta faturanın hocaya kesilmesi ne kadar adil? Nitekim Romanya maçı sonrası Lucescu’nun da ifade ettiği gibi, bu takımın önemli bir bölümü belirli bir oyun anlayışının ürünü. Başarı geldiğinde herkes sahipleniyor; işler kötü gittiğinde ise suçlu arayışı başlıyor ve oklar genellikle yabancı hocalara yöneliyor.
Forvet meselesi başlı başına bir sorun. Fenerbahçe'nin net bir forveti yok. Galatasaray, Osimhen ve Icardi üzerinden ilerliyor. Beşiktaş,çözümü Kore’de buldu. Trabzonspor Onuachu ve Augusto ile yoluna devam ediyor. Başakşehir’in 4.forveti Türk oda sakatlandı.Kısacası, yerli forvet üretimi konusunda ciddi bir sıkıntı yaşanıyor. Bu oyuncularıda devşirme yapamıyoruz.
Genç oyunculara baktığımızda Deniz Gül ve kadroya alınmayan Semih Kılıçsoy öne çıkıyor.
Takımcılık konusu da sıkça gündeme geliyor. Özellikle Samet Akaydın üzerinden yürüyen tartışmalar, aslında daha geniş bir sorunun yansıması. Evet, alternatif stoperler olabilir; ancak bunların sahada ne kadar değerlendirileceği teknik heyetin tercihine bağlı.
Kosova’nın forvet hattında, kulüplerimizin transfer etmekte zorlandığı Vedat Muriqi gibi bir isim var. Asllani de yüksek bir bedelle Bundesliga’da trânsfer yapabilir.
Yani mesele sadece bizim eksiklerimiz değil; karşımızda belirli bir seviyeye ulaşmış bir rakip bulunuyor.
Kulüplerimizin büyük bölümü çözümü yabancı oyuncularda ararken, altyapıdan yeterli üretim sağlanamazken ve sistemsel sorunlar ortadayken tüm sorumluluğu teknik direktöre yüklemek ne kadar gerçekçi? Açık konuşmak gerekirse, bu yaklaşım kolaycılıktan başka bir şey değil.Yanlış anlaşılmasın; millî takımımız doğru yolda ilerliyor. Üstelik birçok ilki başaran bir teknik adamla beraber.
Kosova, kim olduğunu bilen bir takım. Küçümsenecek bir rakip değil. Hâlâ bazı ülkeler tarafından tanınmıyor olabilir! Sırbistan ile gerilimleri sürüyor olabilir. Ama sahaya çıktıklarında tüm bu politik arka planı bir kenara bırakıp son derece organize bir futbol oynuyorlar.
FIFA ve UEFA’ya kabul edilmelerinin üzerinden 10 yıl bile geçmeden Dünya Kupası kapısına dayanmaları tesadüf değil.
Onlar da salı günü bizim gibi tarihî bir maça çıkacaklar. Bu tür maçlar sadece yetenekle değil, zihinsel dayanıklılıkla kazanılır.
Teknik direktör Franco Foda’nın kurduğu yapı da bunun bir yansıması. Göze hoş gelen bir oyun için değil, hedefe ulaşmak için inşa edilmiş bir takım var sahada. Muriqi, oyunun merkezinde duran bir referans noktası. Topu tutuyor, takımını öne taşıyor. Asllani ve Muslija arasındaki uyum ise ciddi bir tehdit unsuru.
Bu nedenle millî takımımızın sahaya yalnızca yeteneğini değil, ciddiyetini de koyması gerekiyor. Çünkü futbol bazen zor olanı değil, rakibini ciddiye almayanı cezalandırır.
2002’den sonra yeniden büyük bir eşiğe yaklaşmış durumdayız. Böyle anlarda belirleyici olan şey; taktikten çok zihin, yetenekten çok disiplin olur.
Salı akşamı; Fadil Vokrri stadında çok sert ve mücadeleci bir takım ile çok agresif bir ortam bizi bekliyor...
