Erken seçim için henüz erken mi?
Ana muhalefet partisi lideri Özgür Özel’in erken seçim konusunu yeniden gündeme getiren hamlesi öncelikle ülkedeki siyasi atmosferi canlı tutmaya yönelik bir girişim olarak görülüyor.
Diğer muhalefet partilerinden de bu çağrıya destek geldi. Yalnızca DEM Parti “Bizim önceliğimiz seçim değil, Kürt sorununun çözümü” açıklaması yaptı. Parti sözcüsü Ayşegül Doğan, “Bir seçim atmosferi tartışması bazı konuların üstünü örten bir etki de yaratıyor” diyerek İmralı sürecini asıl “politik çıpa” olarak işaret etti.
Bu pozisyonlanış kimilerince uzun süredir dile getirilen üstü örtülü “AK Parti-MHP-DEM” ortaklığı iddiasını güçlendiren ve erken seçim konusunda muhalefet cephesinin inisiyatif alma kabiliyetini daraltan bir husus.
Diğer yandan, son genel seçimin üstünden yaklaşık üç yıl geçti. Buna bakarak “erken seçim için vakit henüz erken” diyebilirsiniz. Doğru ama söz konusu üç yıl neredeyse 30 yıl gibi geçti. Onun için hiçbir şey için erken sayılmaz. Belki de geç bile sayılır… Shakespeare’in kelimeleriyle, “O kadar geç oldu ki artık erken bile diyebiliriz!”
Neler oldu geçen üç yıl içinde, hatırlayalım…
İktidar kanadı büyük bir başarı elde ettiği cumhurbaşkanlığı seçiminden hemen 8 ay sonra yapılan yerel seçimde ağır bir yenilgi aldı. Bunun çok ciddi bir uyarı mesajı olduğu açıktı. Millet AK Parti’ye “Seni yeniden iktidara getirdim ama desteğim sınırsız değil” derken, aynı zamanda muhalefete “Sen de ülkeyi yönetmeye hazır olduğunu göster” mesajı vermiş oldu.
Peki, bu mesajları aldı mı ilgili taraflar?
2024 31 Mart yerel seçimlerinin ardından Erdoğan CHP ile ilişkileri normalleştirme girişiminde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 18 yıl aradan sonra CHP Genel Merkezi’ne gidip Özel ile görüşmesi, bu arada Sinan Ateş’in eşiyle bir araya gelmesi Ankara’da bir siyasi deprem beklentisine yol açmıştı.
Ne var ki bu girişim de -tıpkı 2019 yerel seçimi sonrasındaki kızgın demiri soğutma çağrısında olduğu gibi- ortağının sert tepkisiyle karşılaştı. MHP lideri Bahçeli “siparişi yapılan normalleşme ve yumuşama atmosferinin sürdürülebilir hale gelmesinin önünde şayet Milliyetçi Hareket Partisi bariyer olarak telakki ediliyorsa ve bu konuda da geniş bir ittifak oluşmuşsa” gereğini yapıp kenara çekileceklerini açıkladı.
Sonrası malum…
Ortaklar arasında ortaya çıkan bu badire atlatıldıktan bir süre sonra ise MHP lideri çok büyük bir sürpriz yaparak, meclis kürsüsünden terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için umut hakkı çağrısında bulundu.
“Öcalan gelsin, TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini açıklasın, umut hakkıyla ilgili yasal düzenlemenin önü açılsın” şeklinde ifade edilen teklife ilk başta AK Parti kanadından destek gelmedi. Hatta “Masamızda böyle bir konu yok” gibi açıklamalar oldu.
Bahçeli’nin çağrısına Erdoğan ancak sekiz gün sonra “Türkiye’nin geleceğinde teröre yer olmadığını herkesin idrak etmesini bekliyoruz” diyerek fazla coşkulu olmayan bir cevap verdi. “Cumhur İttifakı tarafından açılan tarihî fırsat penceresinin, kişisel hesaplara kurban edilmemesini ümit ediyoruz” şeklinde de bir uyarıda bulundu.
Ardından DEM Partili belediyelere kayyum atamaları furyası geldi.
Bu arada, MHP lideri “Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için anayasayı değiştirme çağrısı” yaptı.
Bilahare, muhalif isimlere yönelik “yargı süreçleri” yoğunlaştı. Gözaltılar ve tutuklamalar arttı.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın hemen ardından İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu tutuklanıp cezaevine kapatıldı. (Özdağ üç ay yatıp tahliye oldu, İmamoğlu bir yılı aşkın süredir tutuklu ve yargılamasına da henüz başlandı.)
Ardından birçok ilin CHP’li belediye başkanı aynı akıbeti paylaştı.
Son olarak da yanı başımızda bir savaş patlak verdi. Toplumdaki “Bayrak altında toplanma” refleksiyle AK Parti oylarında bir miktar kıpırdanma olduğu tespitinden yola çıkıp “savaş ortamında bir baskın seçim” ihtimalini gündeme getirenler bile oldu.
Geçen üç yıl içinde gerçekleşen hadiseler ülke tarihinde 30 yılı doldurabilecek kadar etkili olsa bile iktidarın önünde teorik olarak iki yıl daha olduğu unutulmamalı
2002’den beri iktidarda olan AK Parti tarihinde ilk -ve son- olarak 2018’de erken seçime gitti.
O dönemde AK Parti cenahından gelen açıklamalar hep “Seçime daha iki yıl var” şeklinde olmasına rağmen siyaset çevrelerinde erken seçim beklentisi vardı. Çünkü FETÖ’nün kanlı 15 Temmuz darbe girişimi karşısında temin edilen halk desteği ve 2017’deki referandumda elde edilen konsolidasyon çözülmeden seçime gitmek akıllıca olurdu.
Ayrıca o sırada devam etmekte olan Afrin Harekâtı da ciddi ölçüde bir “Bayrak altında toplanma” tepkisi uyandırmıştı.
Erken seçim için bir başka gerekçe de cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçiminin normal takvime göre yerel seçimlerden sonra yapılacak olmasının siyasi riskleriydi.
O tarihlerde işte bu tabloyu resmetmeye çalıştığım bir yazının sonuna şunu da eklemiştim: “Erken seçimler konusundaki yaklaşımının Erdoğan gibi negatif olmadığını bildiğimiz Bahçeli’nin buna itiraz etmeyeceği ve hatta belki de bu seçeneği masaya getiren tarafın MHP olacağı düşünülebilir.”
Gerçekten de öyle oldu ve erken seçimi -elbette ortağının onayını alarak- Bahçeli ilan etti.
Bugünkü şartlar elbette 2018’deki atmosferle tamamen aynı değil ama ülkemizde siyasi şartlar da her zaman kolayca değişebiliyor.
