İslam dünyasının ramazan sınavı

Bugün itibarıyla İslam alemi mübarek ramazan ayının manevi iklimine girdi, şeklinde bir cümle kuramıyoruz. Çünkü Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Irak, Yemen, Lübnan, Filistin, Kuveyt, Katar ve Afganistan gibi ülkelerde ramazan dün (18 Şubat, çarşamba günü) başladı.

Türkiye’nin yanı sıra Balkan coğrafyasında, Kafkasya ve Orta Asya cumhuriyetleri ile Uzak Doğu ülkelerinde ise bugün oruç ayına girildi. (Bu geniş grubun ortak özelliği nüfuslarının çoğunluğunun Hanefi fıkıh geleneğine mensup olması.)

Bu tabloya bakıldığında ilk yapılan yorum “Müslümanlar o kadar birbirlerinden kopuklar ki ramazan ve bayram bile aynı günlere denk gelmiyor” şeklinde oluyor.

İslam ülkelerinin hiçbir konuda bir araya gelip ortak sorunları hakkında ortak kararlar alamayışı aralarındaki kopukluğa bağlanıyor.

Elbette yanlış bir tespit değil bu ama bahsedilen kopukluk yalnızca coğrafi veya siyasi anlamda bir kopukluk mu?

Müslüman toplumlar arasındaki kültür -ve dolayısıyla zihniyet- farklılıkları da bu toplumların dünya görüşlerini başka başka şekillerde etkileyen bir kopukluk, bir mesafe, bir ayrışma yaratmıyor mu?

Birkaç yıl önce yine Müslümanların birlikte kutlayamadığı bir bayram vesilesiyle bu konuyu yazmıştım:

“Rü’yet-i hilal” ayın görülmesi demek. Ramazan ayının başladığını ve bittiğini gökyüzünde yeni ayın görünmesiyle anlıyoruz. Hz. Peygamber yeni ayın çıkıp çıkmadığının anlaşılması için sahabelerinden yüksek bir yere çıkıp gökyüzünü tarassut etmelerini, yani gözlem yapmalarını istemiştir.

Astronomi bilginlerinin veya gözlemevlerinin bulunmadığı bir sosyokültürel çevrede gerçekleştirilen bu uygulama bugünün Müslümanları içinse önemli bir ayrışmanın konusu...

Bazı Müslümanlar “Ramazan’ın veya bayramın geldiğini anlamak için yüksek yerlere çıkıp gözlem yapılması gerekir, ramazanın veya bayramın başlangıcı başka türlü tespit edilemez” diyorlar. Bu görüşlerini de yukarıdaki rivayete dayandırıyorlar. “Hz. Peygamber bu işi nasıl yaptıysa biz de aynı şekilde yapmak zorundayız” sözleriyle bu tutumlarını savunuyorlar.

Buna mukabil, bazı Müslümanlar ise önemli olanın kullanılan yöntem değil, amacın kendisi olduğu görüşündeler. Bu anlamda astronomi başta olmak üzere ilgili fen bilimleri yardımıyla -ve çıplak gözle gökyüzünü tarassut etmeye gerek kalmaksızın- ramazanın ve bayramların gününün tespit edilebileceğini söylüyorlar. Hatta bu çerçevede ilgili bilim adamları da sadece içinde bulunduğumuz yılın değil, önümüzdeki yüzlerce-binlerce yılın ramazanlarının ve bayramlarının hangi güne rastlayacağının da şimdiden tespit edilmesinin mümkün olduğunu belirtiyorlar.

Türkiye’deki Müslüman nüfusun kahir ekseriyetinin de dahil olduğu bir kesim Ramazan ayının ve bayramların modern bilimin yöntemleriyle belirlenmesinin daha sağlıklı bir yol olduğu görüşünde.
Çoğunluğunu Arap ülkelerinin oluşturduğu diğer gruptaki Müslümanlarla çoğu zaman ramazana aynı gün giremiyor ve aynı gün bayram edemiyor olmamızın sebebi bu.

Bahse konu bu farklılığın teknik bir yöntem tercihinden ibaret olmadığını, işin içinde dinin mahiyetine ilişkin anlayış farklılığının yer aldığını görmek zor değil. Türklerin çoğunlukla takipçisi oldukları fıkıh ekolünün aklı esas almasına mukabil Arapların çoğunlukla takipçisi oldukları ekollerin nakli esas alma taraftarı oldukları bilinen bir husus.

Diğer yandan bizim bu topraklardaki tarihsel tecrübemiz çerçevesinde medrese ile tekkenin sentezinin oluşturduğu bir din anlayışının da böylesi bir sentezi yapma imkânı bulamayan toplumlarla aramızdaki belirli kültürel farklılıkları artırdığını söyleyebiliriz.

Mamafih burada elbette “Biz dört dörtlük Müslümanız, öbürleri kara cahil/ham yobaz” demeye çalışmıyorum. Farklı toplumların kendi maddi şartlarının belirlediği farklı zihniyet dünyaları olabiliyor. Böylesi farklılıklar üstünlük ifade etmez. Hiç değilse Levi-Strauss’tan beri öyle.

Ancak bilhassa modernleşmenin getirdiği problemlere çözüm üretebilme kapasitesine sahip olan zihniyetin gelecekteki dünyada ayakta kalma konusunda bir avantaja sahip olduğu söylenebilir.

Ramazan aynı zamanda tefekkür mevsimi diyoruz ya, biraz da bu konular üzerinde tefekkür etmemize vesile olsun bu mübarek ay.

Herkese hayırlı ramazanlar… Yahut eski İstanbulluların dediği gibi “kolay ramazanlar…”

YORUMLAR (8)
8 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.